Direnişçi işçiler dün eski sendika başkanı Hasan Basri Babalı'nın mezarını ziyaret ettiler
İşten atılan cam işçilerinin Kristal-İş Genel Merkezi önündeki direnişleri bugün 47. gününde. Oldukça zor koşullarda sabırları da ısrar ve kararlılıkları da bilenen direnişçi işçiler, atıldıkları sendikalarının önüne kurdukları küçük direniş çadırında konuklarını ağırlamaya, direnişlerini anlatmaya devam ediyorlar.
Dün akşam geç saatlerde ziyaret ettiğimiz işçiler, Kristal-İş Sendikası'nın eski genel başkanlarından Hasan Basri Babalı'nın Balıkesir'in Manyas ilçesinin Necip köyündeki mezarını ziyaretten dönüyorlardı. Görkemli direnişlere imza atan sendikalarının bugün geldiği noktanın hüznünü taşıyan işçiler, Babalı şahsında nasıl bir sendika ve nasıl bir sendikal önderlik hayaline, bakış açısında sahip olduklarını anlatmak istemişlerdi.
Ziyarete böyle bir anlam yükledikleri Babalı'yı anlatırlarken kurdukları cümlelerden, yansıttıkları heyecandan anlaşılıyordu.
Bir varilin içinde yakılan büyük direniş ateşinin etrafında Beykozlu gençlerle, geç saatlerde bile eksilmeyen ziyaretçileriyle, eski cam işçileriyle sohbet eden işçilerin çadırında direniş çayı eksik olmuyor. Tüm ziyaretçileriyle konuşabilecekleri, paylaşabilecekleri sohbet konuları da...
Biz gitmeden önce Beykozlu gençler direniş alanını tulum eşliğinde tepilen horonlarla ısıtmışlardı. Direniş uzadıkça cam işçilerinin kadim mekanı olan Beykoz da Beykozlu da onunla daha fazla ilişkileniyor, hafızasındaki direnişlerle bugün arasında köprü kurmaya çalışıyor.
Balıkesir'deki mezar ziyaretinden dönen direnişçi işçiler gazetemizin bu sayısında çıkan "Kazanmanın zorlu yolu" başlıklı yazımızı okumuşlardı. Yazıdaki tespitlerimizin çoğunu haklı bulmakla birlikte sendika seçimleri konusundaki yaklaşımlarını değerlendiren bölümü isabetli bulmadıklarını belirttiler. O konudaki yaklaşımlarını tek taraflı ele aldığımızı söyleyerek, seçimler ya da yönetimin değişmesinin kendileri açısından her şeyin bambaşka bir değişim ve farklılaşmaya uğrayacağı anlamı taşımadığını vurguladılar. Yönetim değiştiğinde sorunun çözüleceği gibi bir yaklaşıma sahip olmadıklarını, zaten direnişlerini de buna göre planlamadıklarını, sorun çözülmezse değişim olduğu taktirde de direnişi sürdürmekte kararlı olduklarının altını çizdiler.
Biz de kendilerine, belirttiğimiz zayıflıkları hangi niyet ve kaygılar içinden dile getirdiğimizi anlattık. Direnişleriyle başından beri şu ya da bu şekilde ilişkilenmiş olmamıza değer veren, bu konuda oldukça vefalı bir tutumun sahibi olan işçiler kaygılarımızı samimiyetle dinlediler.
Onlara Türkiye işçi sınıfı tarihinde pekçok kereler sendikal bürokrasiye karşı yaşanmış mücadeleler olduğunu, hatta bu mücadelelerden yeni ve daha dinamik yönetimlerin çıktığını, ama yönetim ve şahısların niyetlerinden bağımsız olarak onların da bir süre sonra bürokratlaştıklarını, sol ideolojik kimlikler taşıyanlar da dahil varolan sendikal mekanizmaların ve yerleşik kültürün bunu üretttiğini, bu açıdan da aslolanın işçi sınıfının kafasında yeni bir sendikal anlayış, felsefe ve buna uygun sürekli yenilenen bir pratiğin yaratılması olduğunu anlatmaya çalıştık.
Sınıfın öz iradesinin, kendisi için sınıf olma halinin zorluklarına, ama olmazsa olmaz nitelikteki önemine vurgu yaptık.
Direnişçi işçilerle samimiyetle yaptığımız bu sohbet devam ederken gece saat 23:00'e geliyordu ve bu saatte bile konuklar gelmeye devam ediyordu.
Bu ziyaretimizdeki sohbetlerden işçilerin direnişi yeni bir etaba taşıma eğilimine girdiklerini, kendilerini kafaca buna hazırlamaya çalıştıklarını hissettik.
Sendika yönetiminin işçilerin alanını daraltmak için kiralayıp bu süre içinde hiç kullanmadan park ettirdiği araçların halen orada olduğunu görünce 'pes doğrusu' demeden edemedik. Sendikal bürokrasi ve yozlaşmanın bu düzeyiyle cam işçilerinin direnişi daha güçlü bir tarihsel anlam kazanıyordu.