Direnişteki cam işçisi İsmail Yılmaz'la, başlattıkları mücadelenin öncesine dair konuştuk
İsmail Yılmaz: Bizim kişilerle, kişilerin ideolojik düşüncesiyle hiçbir alakamız yok. İnsanların icraatına bakarız, icraatına göre değerlendiririz. Eğer icraatları işçiden yanaysa destekleriz. Değilse, işçiye zarar veriyorsa karşısında oluruz. Muhalefet ben daha iyi yaparım demektir, bunlar yapamıyor demektir. Biz de o amaçla muhalefet olduk. iyi yapılanı destekliyoruz ama kötü yapılanın da karşısındayız.
Alınteri: Bir şeylerin yanlış gittiğini ne zaman farkettiniz? Yanlış giden şeyler nelerdi?
İsmail Yılmaz: Bu konu çok uzun bir konu o nedenle başlıklar halinde ele almak gerekir.
1- 2006 yılına gidersek, ilk önce Çayırova Şişe Fabrikası kapandı. O zaman deprem falan söz konusuydu, deprem bölgesi olması nedeniyle Bursa’ya taşınması, Bursa’da geniş bir alanın olması, sanayii bölgesi ilan edilmesiyle Yenişehir’e taşındı. Yeni açılacak fabrika diye adlandırıldığı için buraya özgü bir protokol yapıldı. Bu protokol, gruba dahil etmeme protokolü.
Nedir bu bu fabrikada çalışan işçileri 6 yıl boyunca guruba dahil etmiyorsunuz ve başka bir toplu sözleşme yapıyorsunuz. O da nedir? Hangi gruptaysa mesela şişe grubu, ambalaj grubu, ambalaj grubunu yıllara göre birinci yıl şu kadarını, ikinci yıl şu kadarını diye yani üçer yıllık iki sözleşme yapıyorsunuz. Biz buna karşı çıktık. “6 yıl çok uzun bir süre, bir fırının ömrü zaten 6 yıl, işverenin ikinci bir protokolde ısrar niye” dedik. Yeni açtığım fabrikada kara geçmem için amorti etmem lazım, sonra sözleşme yaparım. Bir fabrikanın amortismanı 6 yıl sürer mi? Bizim fabrika müdürü, Paşabahçe Mersin b fırını açıldığında bir yılda kendisini amorti ettiğini söylemişti. O yılları yaşayan her işçi bilir. Şimdi siz kalkıp 6 yıllık şey yapıyorsunuz 6 yıl ne demek? Bu işçilerin 6 yıl boyunca gruba dahil edilmemesi, sözleşmeden mahrum bırakılması demektir. Biz buna karşı çıktık. 3 yıl bile çok ama tamam dedik hadi üç yıl makul sayılsın ama neden 6 yıl? 6 yıllık protokol yapıldı.

2- 2006 yılında ilk defa işe giriş ücreti maddesi konuldu. İşe giriş ücreti kademelere göre, yani a kademesi asgari ücretle, b kademesi -o zamanlar aradaki fark 4 kuruştu- farkla işe alınacaktı. O zaman ben de yöneticiydim; söylenen şey şuydu: “İşe giriş ücreti gerekli, çünkü eskiden yüksek enflasyon vardı ve ücretler arası farklar kısa zamanda kapanıyordu. Ancak şimdi enflasyon düşük olduğu için işe giriş ücreti uygulamalıyız yoksa düzelemeyiz.”
“Tamam” dedik, ancak 2006 yılında girdi sözleşmeye bu madde; şimdi beş sözleşme geçmesine rağmen bir kuruşluk dahi iyileştirme yapılmadı. Peki ne oldu? İşe giren asgari ücretle başlıyor. Patron e kademesinden almıyor işçiyi işe, a kademesinden alıyor. Daha sonra kalifiye işlere geçiliyor, atölyelere yani kademesi yüksek olaan yerlere geçiriliyor. Böyle olunca patron bundan kar sağlıyor. İşçi de büyük zarara uğruyor. İşe giriş ücreti neydi asgari ücretti; her toplu sözleşmede diyelim bir lira aldınız. Ama 20 yıllık işçiyle aynı kalifiye işi yapmanıza rağmen aranızda 7-8 liralık fark oluyor ve bu fark asla kalkmıyor. Bu neye sebep oluyor. 1- İşçiler arasında birliği bozuyor. 2- Düşük ücretli olan işçi her toplu sözleşmede haklı olarak iyileştirme istiyor. Bu durum hem ortadan kalmıyor, hem de sıkıntı yaratıyor. İki kez iyileştirme alındı. Biri 84 kuruş diğeri 25 kuruş gibi komik rakamlardı. Arada 7-8 lira fark varken 24 kuruş iyileştirme nasıl konuşulabilir!..
Son sözleşmede düşük ücretlilerin 5+5, yani birinci yıl beş lira, ikinci yıl beş lira diye talep etmelerinin arkasında bu yatıyor. 2014 yılına geldiğimizde eski işçi artık çok az kalmıştı. Çalışan işçilerin bin kadarını oluştuyordu. Geriye kalan 4 bin 800 çalışanın ücretleri 9 liranın altında. O zaman işe giren arkadaşlar 5.60'la işe giriyordu. Şu an a kademesindeki bir işçinin ücreti, zam gelmiş hali 7.70 kuruş, b kademesi 7. 79 kuruş. Ben a kademesinde çalışıyordum, işten atılmamamış olsaydım saat ücretim 14 lira olacaktı. Yani aynı işi yaptığımız halde aradaki fark neredeyse iki katı. Biz yüksek ücretli olduğumuz halde buna itiraz ettik. Düşük ücretli çalışan arkadaşlarımızın selameti için itiraz ettik. Aynı zamanda yüksek ücretli olanların iş güvenliğine tehdit var. Patronlar yüksek ücretlileri tasfiye etmek istiyor. Bunun birinci sorumlusu da bu sözleşmelere imza atan genel merkez yöneticileridir.
Beş sözleşme geçti ve her bölgede üç temsilci değişti. Ama genel başkan aynıydı. Genel merkez yöneticileri değişti, ama genel başkan aynı kaldı. Bu mağduriyetin giderilmemesinin sorumlusu sendikadır, asıl olarak da genel başkandır.
[Alınteri'nin 1 Şubat 2016 tarihli 18. sayısından alınmıştır]