Direnişteki cam işçisi İsmail Yılmaz, sendika yönetimine neden muhalefet ettiklerini anlatıyor
3- Promosyon konusu, benim genel başkanı da çok uyardığım, üzerinde durduğum bir konu. Nedir bu promosyon? Ücretli çalışan her işçinin ücretinin patron tarafından bankaya yatırılmasıdır. Yasal olarak da bu zorunluluktur. Ancak hangi bankaya yatırılacağına işveren kendisi karar vermektedir. Bankalar ücretlerin kendi bankalarına yatırılması için patrona belli bir ücret teklif ederler. Buna promosyon denir. İşçiyi ilgilendiren tarafı şudur: İşçinin de promosyon talep etme hakkının olmasıdır. Bizler de talep ettik. Ancak sendika genel merkezin söylediği şey, “Şişecam İş Bankası'nın kurucusudur. Dolayısıyla Şişecam, parasını İş Bankasına yatırmak zorundadır. Bu nedenle promosyon hak edişimiz olamaz”.
Başkana şunu söyledim: Benim kardeşim kamu kuruluşunda çalışıyor, sendikası da yok ama bankadan promosyon alıyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Bu sendikal bir hak olmanın ötesinde çalışan her işçinin, memurun hakkı ve siz bunu sağlamak zorundasınız. Ben ayın 31'i itibariyle o ücreti hak etmişimdir. O ücrete ait tasarrufu yönetmek de bana aittir. Buradan elde edilecek rant bana, yani işçiye verilmelidir.” Bu gayet açık, haklı bir taleptir. Hala bunu iddia ediyorum ve elimde yetki olsun ben bu promosyonu alırım. Promosyon basit bir şey değildir. Bir çalışan için 13. maaş, ücret demektir. Patrona maliyeti yıllık 8-9 trilyon gibi bir rakamdır. Bunu savunmak zorundadır sendika. Savunmadığı için muhalefetim...
4- Kuşadası konusu var. Kuşadası'nda bizim sosyal tesisimiz var (otel). Kuşadası'yla ilgili bazı tasarruf kararları alıyor ama bunu tabanıyla, kimseyle paylaşmıyor. Hiçbir şeffaflık yok! Orası yapıldı, bedel ödendi, birilerine kiraya verildi, bu kiranın ne olduğunu biz de bilmiyoruz; nasıl değerlendirildiğini, kime kiraya verildiğini kimse bilmiyor. Böyle mi olması gerekiyor!
'95 yılında üye aidatları 4 saatken, '95 yılındaki genel kurulda Kuşadası'na sendikanın eğitim tesisleri yapılacak diye aidatlar 6 saate çıkarıldı. Oraya inşaat başladı. Bazı problemler oluştu. Müteahhit ruhsatta problem çıkarıyor, fazladan kat yapılıyor, ruhsat verilmiyor. Uzunca süre problemler giderilmeye çalışıldı. Bir ara genel başkan kredi çekti otelin eksikleri yapıldı. Üç ortaklı bir firmaya kiraya verildi. Ama ne kadar verildi, kime verildi, ortaklar kimdir... hiç kimse bilmiyor. Sadece bir ortağın Mersin'de olduğunu biliyoruz. Bu ortaklar 2 yıl oteli işlettiler. Ardından da 'biz zarar ettik' dediler. Sendikayla öyle bir anlaşma yapmışlar ki, eğer iki yıl işletme zarar ederse zararı sendika tazmin edecek. Sendika bu zararı nasıl ödüyor? 3.5 trilyon kredi çekerek ödüyor. Daha sonra yine kiraya verildi. Kime, Belediye-İş Sendikası'nın genel başkanının oğluna!.. Emin olmamakla birlikte, 120 bin dolara! Bu rakam Kuşadası'nda bir otel için çok komik bir rakam, hakettiği bir bedel değildir. Neden Belediye-İş başkanının oğluna verilmiştir? Neden ihale yapılmamıştır? Kimseyi suçlamıyorum, itham etmiyorum ancak şaibe götürecek şeylerden uzak durmak ve şeffaf olmak gerekiyor. Bunun için muhalefetim
5- Sözleşmeler konusu: Eski toplu sözleşmelere baktığımızda, 2000'li yılların başında benim kardeşim polis ben onun 2.5 katı maaş alıyordum. Her sözleşmede ücretimiz eridi. Peki nasıl eridi?.. İşe giriş ücretinden bahsetmiştim. Yeni girenler işe giriş ücretiyle başladıkları için yüksek ücretliler emekli oldukca veya başka şekilde işten çıktıkca yerine girenler asgari ücretle girdikçe ortalamalarımız düştü. Güya oratalamalarımız göreceli olarak yükseliyor gibi ama değerinde yükselmiyor. Üç lira yükselmesi gerekirken bir lira yükseliyor. Onun için ortalamalar üzerinden zam alıyoruz. Bu nasıl hesaplanıyor? Belli bir yüzde var. Sendika şunu istiyor -her sözleşmede böyle olmuştur. Enflasyon artı şu kadar refah payı; enflasyon baz alınarak zam istenmiştir. Bütün bu rakamları genel ortalamaların üzerinden isteriz ve alırız. İşe giriş ücreti bizim zamları aşağıya çektiği için enflasyona yenik düştük. Ben 20 yıllık işçiyim 2015 yılında aldığım ikramiyelerle birlikte ortalama 2.5 liradır. O nedenle son sözleşmede, '5+5 olması gerekir; uçuk rakam değildir, yerindedir' dedik. Eski, 10-20 yıllık işçiler için değil yeni işe girenler için 5+5 istedik. Ücreti eşitleyebilmek için istedik. Onların aldığı ücret de bizimkiyle eşitlensin istedik. Bunun için de muhalefet olduk.
6- İşyerinin kapanması konusu: 'Gebze Çayırova kapandı' dediler ama kapanmadı, Bursa Yenişehir’e taşındı. Oradaki işçiler taşınırken bütün işçilerin tazminatlarını ödediler, yeni işe alıyorlarmış gibi işe giriş ücretiyle yani asgari ücretle taşıdılar. İşçi 10-15 yılını verecek, siz fabrikayı taşıyacaksınız, makineleri taşıyacaksınız, fırını taşını, memurunu, muhendisini, ustabaşını taşıyacaksınız, işçiye gelince giriş-çıkış yapacaksınız. 'Ben götürmek istemiyorum -ya da- götürürüm ama işe giriş ücretiyle diyeceksiniz. Firmanın stratejik hatalarının ceremesi işçiye çıkarıldı. Gebze Çayırova deprem bölgesiymiş işçinin suçu ne! Bir fabrika bir yıl içinde kendisini amorti etmektedir. Bütün işçileri bütün haklarıyla götürmek zorundasınız. Sendika bunu sağlamak zorundadır, mecburdur. Asli görevidir. Yapmayacaksınız oraya talip olmayacaksınız.
7- Fabrikadaki yönetim biçimleri için, seçimler için muhalefet ettik. Fabrikalardaki seçimler maalesef demokratik olmuyor. Kimi dönemlerde, seçimlere yakın zamanlarda geçici işçiler alınıyor, kendi yakınlarını geçici olarak işe al, oy kullansın, sonra da işten çıkar!.. Nerede, hani, işçi yok! Son seçimlerde biz 39 oyla kaybettik, 65 geçici işçi oy kullandı. Kimdi bu işçiler, sendikacıların ya yakınları ya onların çevresinden insanlardı. Ama bu hepimizin geleceğine maloldu. Hak etmeyen insanlar yine orada kaldı.
8- Atama temsilcilik konusu: Bugüne kadar hep seçimle belirlenmişken işyeri temsilcilikleri, sen bugün kalkıp seçim talebini görmezden geliyorsun, fabrikalara atama yapıyorsun. Mersin’de geçen yıl yapıldı atama, Gebze Çayırova’da bizden iki yıl önceydi, yani 4 yıllık bir atama süreci var. Bizim çalıştığımız fabrikada çalışanlar imza topladılar 'seçim istiyoruz' diye, genel merkeze gönderdiler. Tüzükte var bu, buna uymadı. Patronla birlikte seçimi yaptırmadı. “Ben seçim istemiyorum” diyor ve bunun gerekçesini de 'uyum içinde çalışma' olarak gösteriyor. “Muhalefet olduğu yerde uyum içinde çalışamıyorum” diyor. Bu anti demokratik değil de nedir? Kurum içinde demokrasiyi bitirmektir. Bitirirseniz, yönetim içinde demokratik kanalları tıkarsınız. Kemsilci seçimle gelmelidir. Beçimle gelirse göreve, tabanına karşı sorumluluk duyar. Neden, çünkü kendisi işçinin oylarıyla seçilmiştir. Ama atama yoluyla bir temsilci gelirse sorumluluğu tepeye karşı olur, tabanı düşünür mü, düşünmez! İşyeri temsilcisi atama yoluyla gelemez, biz buna karşıyız! Kristal-İş üyeleri, her ne hikmetse hala bu atamalara karşı ses çıkarmıyor, ama ben eminim bun karşı çıkacak işçi arkadaşlarımız.
2008 yılında üye aidatları 6 saatten 8 saate çıkarıldı. Gerekçe olarak yine oteli gösterdiler. Ama otel bitti, düşürmüyorlar 4 saate, otelden gelir de elde ediliyor. “Kredi ödüyorum” diyor. Kredi bitince düşürün, yok, yine düşürmüyorlar. Peki bu işçinin parası nereye gidiyor?
Ben üç grev yaşadım, üçünde de bir bardak su, bir dilim ekmek görmedim. Greve başlandığı zaman işçiye maddi destek olan sendikalar oluyor. Direniş daha güçlü ve kararlı devam etsin diye... Hem de patrona bir mesajdır bu. Tamam, bizim sendikamız çok büyük bir sendika değil, ama işçinin parasını çarçur ediyor. Otelimiz var, 159 milyarlık makam otomuz var, şurada sendikanın park alanında -çadıra polis saldırıp söktüğü gün- sendika tarafından kiralanarak buraya konulan üç tane araç var. Hani paramız yoktu! Araç nasıl kiralanıyor peki!.. Sendikacılar gidiyor beş yıldızlı otellerde kalıyor. Dost sendikaların yerleri var gitsin oralarda kalsınlar, kendi yerleri var neden orada kalmıyorlar, gelsinler biz evlermizde misafir ederiz. Neden gelmiyorlar?
9- Sendika yöneticilerinin şu an aldıkları ücreti bilmemekle birlikte bir işçi maaşından çok yüksek olduğunu biliyorum ama olması gereken en yüksek işçi maaaşı kadar olmalı. Çünkü sözleşme zamanlarında işçi için isterken aynı zamanda kendi için de isterler. Böyle olursa toplu sözleşme süreçleri daha verimli geçer.
Sendikamız parayı bir sürü yere çarçur ederken işçi için bir kuruş bile harcamıyor. Kristal-İş üyelerine soralım, son iki yılda dergimiz kaç defa çıktı. Bizim üç ayda bir degimiz çıkardı. Soralım, sadece bir kez, onu bile çok görüyorlar, çıkarmıyorlar. Bir sendikanın yeni üyesine ilk önce İş Kanunu kitapcığını vermesi gerekir. İkincisi, toplu sözleşme kitapcığını, sendika kimlik kartı, rozet v.s vermesi gerekir ki işçide aidiyet duygusu yaratsın.