Direnişleri 100'lü günlere ulaşan cam işçileri, neden işten atıldıklarını, ne için mücadele ettikleri bir kez daha anlattılar
Şişecam'ın işten attığı cam işçilerinin direnişi 100'lü günlere ulaşıyor. Cam işçileri bugün şu sorulara tekrar açıklık getiriyorlar: Neden işten atıldık? İşimizi geri almak için neden direnişe geçip mücadele ediyoruz...
Direnişi Kristal-İş Genel Merkezi'ne taşıyan direnişçilerde,n aynı zamanda direnişin sözcülüğünü yapan İsmail Yılmaz, Kristal-İş önündeki direnişin 53. gününde anlatıyor.
Şişecam işçilerini neden işten çıkardı? İşten çıkarılan işçilerin büyük bölümü önerilen teşvikleri kabul edip İKALE (istifa) sözleşmelerini imzalarken bir bölümü neden imzalamayıp direnişe geçti?
Şişecam patronu geçmiş yıllarda birçok işletmeyi ekonomik kriz, daralma ve teknolojik yenileme gibi nedenlerle kapatmış ya da personelinin bir kısmını işten çıkarmıştır. Elbette patronlar İş Kanunu'nun 29. Maddesi gereğince toplu işçi çıkarma yapabilir. Ancak bunun belirli esasları vardır. Öncelikle bu toplu işçi çıkarmayı, yani toplu feshi geçerli bir nedene dayandırmak zorundadır. Sonra yasada ve varsa toplu iş sözleşmesindeki esaslara uymak zorundadır. Hem İş Kanunu'nun 29. Maddesi hem de Şişecam işvereni ve işçi tarafını temsil eden Kristal-İş Sendikası arasında imzalanan grup toplu iş sözleşmesi ne göre:
1- SGK kanununa göre emeklilik hakkını kazanmış olanlar,
2- Kendi rızasıyla ayrılmak isteyenler,
3- Tensikat (toplu işçi çıkarma) yaşanan bölümde çalışıyor olup başka bölümde uygun bir iş bulunamayanlar,
4- Son giren ilk çıkar
Peki işten çıkarmalar gerçekte neye göre yapıldı?
Patronun ekonomik kriz ve daralma gerekçesi tamamen gerçekdışı. Neden mi?
- Şişecam patronunun bizzat kendisinin açıkladığı rakamlara göre 2015 yılı ilk 6 aylık kârı net 639 milyon TL yani eski parayla 639 000 000 000 000 tl Şişecam'ın bağlı bulunduğu İş Bankası'nın 2015 yılı net kârı 3.1 milyar tl. Yani 3 100 000 000 000 000 tl. Bu kadar kâr açıklayanlar nasıl bir ekonomik krizden bahsediyorlar?
- DARALMAYI gerekçe gösteren patron, mevcut üretimlerine aynen devam etmiştir.
Örneğin TEZYİNAT ve organik boya dediğimiz kısımlardaki üretim Mersin fabrikasında değil ama ya Eskişehir fabrikasında ya da alt yapımcı diye tabir ettiğimiz müteahhit firmalarda devam etmekte.

Yılmaz, işten atmaların temelinin 1999 yılında çıkarılan mezarda emeklilik yasasının bir sonucu olduğunu da vurguluyor ve bunu şöyle ifade ediyor.
- 1999 Çıkan yasa yıl ve prim ödeme şartının üzerine bir de yaş şartı getirdi ve emeklilik yaşı uzatıldı. Eski yasaya göre 40'lı yaşlarda emekli olanlar artık 50'li, daha sonra 60'lı yaşlarda emekli olacaklar cam, maden, metal, inşaat gibi ağır işkollarında çalışanlar belli bir sürenin sonunda yıpranırlar, meslek hastalığı ve iş kazaları sonucu çalışma kabiliyetleri azalır. Patronlar da bu durumdaki işçiler yerine daha fazla sömüreceği genç, bilgisiz, düşük ücretli işçiler çalıştırmak ister. Bu yasa yürürlükte olduğu ve işbirlikçi sendikalar olduğu sürece bu işten atmalar daha çok yaşanacaktır.

Şişecam işçilerini işten attıktan sonra Taşeron işçi alımı yaptığını da anlatan Yılmaz sözlerine söyle devam ediyor:
- İşten çıkarılan bazı arkadaşlarımızın yerine de fabrika içine taşeron müteahhit işçisi alındı.
- Paşabahçe Mersin fabrikasında 6 kasım 2015'te işçi çıkarılmasına rağmen o tarihten sonra fazla mesailer yaptırıldı.
Bu saydığım gerekçeler gerçekte bir daralmanın olmadığının göstergesidir
Peki yasaya ve toplu iş sözleşmesine uydu mu?
Elbette HAYIR!
Patron toplu işçi çıkarma yapacağını söyleyip bildirim yaptıktan sonra sendika işçiye güven verici tek bir açıklamada bulunmadı.
Patron önce kıdem teşvik önerisinde bulundu. 2015 yılında emekli olacak olanlara kıdem tazminatlarına ek olarak yüzde 14, 2106'da emekli olacak olanlara yüzde 18, 2017'de emekli olacak olanlara yüzde 22, 2017 ve sonrasında emekli olacak olanlara ise yüzde 26 kıdem teşvik ikramiyesi önerisinde bulundu. Bunu kabul edenler İKALE sözleşmesi imzalayarak işten ayrıldılar.
PEKİ BU ARKADAŞLAR NEDEN İMZALADILAR BU DİLEKÇEYİ?
2015 yılında emekliliği hak edenler ya da emekliliğine 5 ya da 6 ayı kalanlar için kârlı bir öneriydi, bu arkadaşlar için iyi oldu. Ancak emekliliğine 1 yıl ve daha fazla kalanlar için hiç de kârlı değildi. Çünkü bu teşviklerden ve ihbar tazminatlarından hem yüzde 15 SGK primi ve işsizlik sigortası ödeneği hem de yüzde 27 gelir vergisi kesiliyordu.
Bu arkadaşların bir kısmı yaptığı plan gereği ayrıldı. Kimisi sendikacılar tarafından bilgilendirilmediği için zarar edebileceğini düşünmedi. Kimi arkadaşımız 'zaten işten çıkarılacağım sendika da arkamda durmayacak bari teşvikler faydalanayım' dedi.
Oysa bu arkadaşlar yeteri kadar bilgilendirilselerdi işe iade davası sonucu en az 10 aylık brüt maaşları tutarında vergisiz tazminat alacaklarını bilselerdi istifa etmezlerdi. Bazı insanlar da sendikacılar ve yüzüne dost maskesi takmış patron yardakçıları tarafından istifaya zorlandılar.
İşten çıkarılacak kişilerin isimleri sendikacılar tarafından sır gibi saklandı. Listede bulunan ve işten çıkarılacak olan arkadaş, akraba ve delegelerini kurtarmak için çaba sarfettiler. Oysa ki sendikacının görevi tüm üyelerini kurtarmak ve zararını en aza indirmektir. Fakat sendikacılar bu çıkışlara patronla birlikte onay verdikleri için ve bu çıkışları fırsat olarak gördükleri için kendilerine muhalif olanları işten çıkarmaya çalıştılar. Birçoğunda başarılı olup rakiplerini işten çıkarttırdılar. Patronla ahlaksız ilişkileri olanlar yine patron tarafından kurtarıldılar ve yerlerine masum, günahsız ve "kimsesiz" insanlar yazıldılar, işlerinden, geleceklerinden oldular.
Üyelerinden aldıkları aidatlarla lüks içinde yaşayıp, sendikacılık koltuğunda oturanlar üyelerine ihanet ederek patronla bir oldular ve haklarını korumakla yükümlü oldukları işçileri sattılar. Daha altta görev yapan sendikacı müsveddeleri de sınıfa ihanet edip her türlü ahlaki ve insani değerden yoksun bir şekilde ayıba ortak oldular.
Buraya kadar okuyanların, 'Nasıl bu insanları yaşatıyorsunuz o zaman...' dediklerini duyar gibi oluyorum. Ama bu insancıkları kamuoyu önünde rezil etmek, alınlarına sürülen kara bir lekeleyle yaşamak zorunda bırakmak, çocuklarının eşlerinin yüzlerine bakamaz hale getirmek ölümden beter olur herhalde. En azından biz şerefli, onurlu, haysiyetli insanlar öyle düşünüyoruz.
Yukarda belirttiğim gibi davayı kazanma endişesi olanlar ve dava süresini beklemeye tahammül edemeyenler teşvik aldılar. Davayı kazanacağına inananlar ve bu süreyi göze alanlar daha fazla para alacaklarını bilip dava yolunu tercih ettiler. İçlerinden bazıları işe dönme mücadelesi vermeyi gözüne kestiremedi, kimileri erken pes etti ya da sırf direnen arkadaşlarına omuz vermek için belli bir süre direndi. Ancak geriye kalan 18 kişi işe dönme mücadelesini bugünlere kadar sabırla, inançla getirdi.
Yılmaz direnişteki işçilerin amaçlarını şöyle özetliyor:
İlk amacı mevcut haklarıyla işe dönmek. İkinci olarak, hem patronun hem de sendikanın yaptığı haksızlığı, vicdansızlığı ve hukuksuzluğu gözler önüne sermek.
Üçüncüsü, Kristal-İş Sendikası'ndaki bu çürümüş, kokuşmuş SARI SENDİKACILIK anlayışına engel olup diğer cam işçisi arkadaşlarının ve kardeşlerinin aynı kaderi yaşamalarına engel olmak. Dördüncüsü, eşinin, çocuğunun, anne babasının, ailesinin ve arkadaşlarının yüzüne gururla bakıp başı dik bir şekilde insan içine çıkabilmek
Genç arkadaşlar başta olmak üzere bütün namuslu cam işçilerine sesleniyorum: 'Korkunun ecele faydası yok. Bizim yaşadıklarımızı yaşamak istemiyorsanız, gerçek bir sendikacılığı inşa etmek zorundasınız. Kendi geleceğiniz için bunu unutmayın.
İşe girip çalışmaktan daha önemli olan işinizden, sağlığınızı kaybetmemiş ve refaha kavuşmuş bir şekilde emekli olabilmektir.
