Pembe taksi ve Özgecan

Taksinin, otobüsün, kafenin, okulun cinsiyetçi bir yaklaşımla ayrıştırılması kadın cinayetlerini önlemez, artırır

KADIN
Cumartesi, 13 Şubat 2016 (10 yıl 8 ay önce)

Özgecan’ın alçakça ve vahşice katledilmesinin üzerinden 1 yıl geçti. Cinayet geniş bir toplumsal sarsıntı yaratmış, hemen tüm kesimlerden kadınlar -erkekler de- “Kadın cinayetlerini durdurun!” talepleriyle günlerce sokaklara çıkmış, çıkmayanlar da en azından onları onaylamışlardı.



 



Kadın cinayetleri karşısında suspus olan toplumun Özgecan konusunda bu denli geniş kesimleri kapsayacak bir tepki sergilemesi sevindirici olmakla birlikte, pekçok açıdan da sorunlu/düşündürücüydü. Keza bu tepkileri motive eden önemli bir faktör de Özgecan’ın kimliğinde gizli: Öğrenciydi, okuldan eve giderken katledilmişti, çok gençti, geleceğe dair eğitim planları yapıyordu, herhangi bir sevgilisi yoktu, vs. Yaygın tabirle Özgecan ‘iyi aile kızı’, iyi öğrenci, deyim yerindeyse “kuyruk sallayan kadınlar” kategorisine sokulmayacak saflıkta bir semboldü.



 



Onun bu özellikleri cinayet karşısında yaşanan geniş duyarlılığın aynı zamanda kendileri için duyulan korkuyla birleşik olduğunu hissettiriyordu: “Ona bunu yapanlar yarın benim eşime, kızıma, kardeşime de yaparlar” diye düşünmeyen kalmamıştır sanırız. Bu açıdan bakınca Özgecan cinayeti karşısında sergilenen yaygın tutumun hangi toplumsal kodlar üzerinden şekillendiğinin anlaşılması önemlidir.



 



Özgecan’ın vahşice katledilmesi karşısında ortaya konulan toplumsal tepkiyi motive eden bu kodlara baktığımızda cinayetin aslında kapsamlı bir toplumsal dönüşüme neden olmadığını, tepkilerin de aslında varolan toplumsal kodlar etrafında şekillendiğini anlamamız güç olmayacaktır.



 



Bu cinayetten sonra gelişen psikolojinin kadına dönük toplumsal önyargıları yer yer derinleştiren sonuçlar yarattığını söylemek de abes olmayacaktır: Korumacılık, korkuyla daha bir daraltılan sınırlar-çizgiler, devletin kadını koruma ambalajıyla sunduğu en gerici düzenlemeleri bile onaylamak, toplumsal yaşama örülen muhafazakar kafese rıza sunmak.



 



Sivas’ta tam da Özgecan’ın katledilme yıldönümüne denk günlerde, saat 08:00-20:00 arasında sadece kadınlara hizmet verecek pembe taksi uygulamasının ilk adımlarının atılması bu açıdan bakılarak değerlendirilmelidir. Belediyenin onayını alarak resmileşen pembe taksinin şoförü de kadın.



 



Bir kentte başlayıp oldukça sembolik anlamlar taşıyan bu uygulamanın kadınları eve-çocuk bakımına ve kapitalist üretime aynı anda bağlayacak, mümkün olsa onların hiç sokağa çıkmadan evden iş yapmalarını sağlayacak uygulamalarla paralellik taşıdığı net. Taksi uygulamasıyla evden iş düzenlemeleri arasındaki uyum bunların aynı anda planlandığı anlamına gelmiyor elbette. Fakat toplumsal cinsiyet rollerini gündelik hayatın-üretim ilişkilerinin içine bu denli açık tarzda taşımak, burası Türkiye olunca oldukça tehlikeli sonuçlara neden olabilir. Bu uygulama yaygınlaştığında yarın pembe taksiye binmediği için mimlenen, pembe olmayan takside öldürüldüğünde “o da binmeseydi canım” diye ayıplanan örnekler görmemiz neredeyse kaçınılmazdır.



 



Taksinin, otobüsün, kafenin, okulun cinsiyetçi bir yaklaşımla ayrıştırılması kadın cinayetlerini önleyecek değil, arttıracak uygulamalardır. Sistemin toplumsal yaşamın her alanına bilerek çizdiği bu cinsiyetçi çizgileri toplumun rızasını alarak pekiştirmesiyse kadın için yaşamın daha da hücreleştirilmesi dışında bir anlam taşımaz. Elbette ki bu sınırlara uymayan tüm kadınların katlinin vacip olması…



 



[Alınteri'nin baskıdaki 15 Şubat 2016 tarihli 19. sayısından alınmıştır]