Bolu'da bir imam 14 yaşındaki kıza, Kırıkkale'de servis şoförü zihinsel engelli çocuğa tecavüz etti
Kadınlara-çocuklara dönük cinsel saldırganlığın her geçen gün daha da yaygınlaşması, toplumsal çürümenin resmidir. Sadece şu son bir haftada gerçekleşen 3 saldırı vakası bile bu toplumsal çürüme ve yozlaşmanın nasıl bir kıvam kazandığının açık resmidir: Kayseri’de öğretmen öğrencisine, Bolu’da imam 14 yaşındaki kız çocuğuna, Kırıkkale’de servis şoförü özel bir okula giden 17 yaşındaki zihinsel engelli kıza cinsel saldırıda bulundu.
Bolu’da daha kısa süre önce bir kız çocuğu tecavüze uğrayarak fuhuşa zorlanmıştı. Şimdi de bir imamın cinsel istismarda bulunduğu 14 yaşındaki kız çocuğunun haberi düştü medyaya. Hem de istismarı videoya çekip flaş belleğe yüklemişti bu sapık.
Kırıkkale’de servisle okula gidip gelen zihinsel engelli kız çocuğuna şoför 3 hafta boyunca tecavüz etti!
17 yaşındaki Cansel’in öğretmen Bayram Özcan’ın tecavüzüne uğradıktan sonra okul yönetimi ve diğer ilgili mercilerin bu olayı nasıl örtbas etmeye çalıştıkları, hatta Cansel’e “iyiyim” tutanağı imzalattıkları açığa çıktı!
Hayvanlara bile tecavüz edildiği bir ülke burası, dahası var mı?!
Sınıf mücadelesi kendi toplumsal kültürünü yaratamadığı, bu balçığı onun soluğuyla kazıyıp atmadıkça bu böyle devam edecek, ‘insan’ kendi doğasına, yazılı olamayan evrensel değerlere yabancılaştıkça yabancılaşacak!
Neoliberal yozlukla kendi ideolojisini çarparak devasa bir saldırganlık ve gericilik üreten siyasal iktidarın hücrelerine sinmiş çürüme, direniş dinamiklerinin bastırılması oranında toplumsal bir çürümeye dönüşüyor!
Kız çocuklarının evlendirilmelerini yani fiilen tecavüze maruz kalmalarını yasalaştırdı bu devlet, eğitimi bile bu anlayışa göre dönüştürdü. Sadece bu bile kadınlara ve çocuklara dönük cinsel saldırganlığa açık çek vermek değil midir?
Kadının kahkaha atması, kendi başına sokağa çıkması, dar pantolon giyinmesi bizzat devletin sözcülerince özünde tecavüz gerekçesi yapılmadı mı?
Kadın katillerinin, tecavüzcülerinin ellerini kollarını sallayarak dolaştıkları, hatta devletin mahkemelerince neredeyse “saygın vatandaş” ilan edildiği bir ülkede bunlar doğal değil mi?
Diyanet’in babanın kız çocuğuna şehvet duymasını normalleştiren fetvalar verdiği, siyasi iktidarın-polisin-mahkemelerin kadını cinsel bir meta ya da kuluçka makinesi olarak kodladıkları bir ülkede bunların olması şaşılacak bir durum mu?
Saymakla bitmez bu yozlaşmayı derinleştiren devlet aklının, kültürünün seceresi!
Mesele bu çürümüşlüğün onu yaratan sistemle birlikte nasıl temizleneceğinde. Kadınların özsavunmayı yaygınlaştırmaları bunun sadece bir adımı. Bu savunmayı toplumsal bir kültüre dönüştürmekse çürümeye karşı toplumsal mücadeleyi gündelik hayatın içine taşımaktır. Kadını sadece cinsel bir meta olarak gören erkek egemen kültürü paramparça edecek toplumsal dönüşümün dinamiklerini büyütmektir.