Çağın yangını olmaya...

Damıta damıta biriktirdiklerimizle dün olduğundan daha gür haykıracak bir tarihsel dönemeçteyiz

KADIN
Perşembe, 3 Mart 2016 (10 yıl 7 ay önce)

Kadının ezilen cins konumuna düşmesi tarih kadar eskidir. Biz komünistler bunu tarihin ilk ve en köklü sınıfsal baskısı olarak tanımlarız.



 



Kapitalizm çağındaysa kadın, eski çağlardan süzülüp gelen baskı ve egemenlik biçimleriyle tümüyle kuşatılmış, bunlara bir de yeni zincirler eklenmiştir. Feodal yargılar, geleneksel kalıplar, dinsel sınırlar… kapitalist barbarlığın ihtiyaçlarıyla birleşir. Kapitalizmde kadın hem cinsel bir meta hem emeği en ucuz biçimde sömürülecek ücretli köle hem sistemin temel direği olan aile kurumunun bekçisi hem erkek proleteri kapitalist için üretime hazırlayan hizmetçi hem de kapitaliste yeni ücretli köleler doğurup yetiştirecek bir kuluçka makinesidir.





Ona yüklenen bu görevler, en gelişmiş kapitalist ülkelerden en geri olanlarına kadar hemen hepsinde aynıdır. Sadece düzeyleri, biçimleri farklıdır.



 



8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, komünistlerin dünya kadın ordusunun acılarına, ezilmişliklerine, sömürünün en vahşi biçimleriyle kamçılanmasına karşı koydukları bir şerhtir. Kadın cinsinin ve özelde de emekçi kadın ordusunun acılarına bir günle sınırlı olmaksızın dokunmaya, bunu yaratan koşulara karşı sürekli bir savaşımın zorunluluğuna bir davettir.



 



O acılarda, sınıfların, sınırların, eşitsizliğin tüm biçimlerinin, baskının, tahakkümün ve her türlü zorbalığın olmadığı bir dünya yaratacak kudretin saklı olduğunu duyumsamaya çağrıdır.



 



O acılardan tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir çığlığın saklı olduğunu haykırmanın, o çığlığı saklı yerinden çıkarıp yeryüzüne salmanın, sarsmanın çağrısıdır.



 



Bundan 158 yıl önce New York’taki bir tekstil fabrikasında çalışan kadınlar kölelik koşullarına baş kaldırdılar. Bugün olduğu gibi polis saldırısıyla karşılaşıp fabrikaya kapatıldılar. O anda çıkan yangından kurtulamayan 129’u katledildi. Bu katliam kadın sorununun kapitalizmde aldığı biçimin kavranması için milat oldu. O günden bugüne çok şey değişti belki ama kadının bu kölenin de kölesi olma durumu değişmedi. Tıpkı sömürü ve eşitsizliğin değişmemesi gibi…



 



Bizim gibi ülkelerde kadın sorunu olarak tanımladığımız acıların, baskının, sömürü ve eşitsizlik çok daha derindir. Artık her güne bir ya da birkaç kadın cinayeti haberiyle uyanıyoruz. Bu cinayetleri işleyenler, iyi hal indirimleri ya da cezasızlıkla adeta ödüllendiriliyor. Burjuva devletin başındakiler açıklamalar ve konuşmalarla, sokağa çıkan, çalışan, kendi çizdikleri sınırların dışına çıkan tüm kadınları hedefe çakıyor, bu cinayetleri teşvik ediyorlar. Boşanmak isteyen kadın, saldırıya uğraması gereken bir düşmandır artık!



 



Özgürce gülen, çalışan kadınlar; onları cinsel bir meta olarak tanımlayan ölçütlerle kodlanıyor, taciz ve tecavüze uğramaları meşrulaştırılıyor. Kadının bugüne kadar kazandığı tüm özgürlük alanları din ve ahlak nakaratlarıyla tek tek elinden alınmak isteniyor. Tarihte eşine az rastlanır bir gerici kuşatma altında kadın. Sınırlarının kanla bir kez daha hatırlatıldığı siyasal/toplumsal bir kuşatma altında… Bunların hepsine ek olarak emek gücünü kölece biçimlerde kapitaliste sunmaya zorlanıyor. Kadından istenen, evinden burnunu çıkarmaksızın hem ev işlerini yapması, hem çocuk doğurması, hem erkeğin hizmetçisi olması, hem de tüm bunlarla birlikte evden yapacağı işlerle kapitaliste artı değer sunmasıdır.





Fakat yağma yok, uyandık bir kere. Özgecan’ın tecavüzcüsünün yüzüne geçirdiği tırnaklarındaki direnç hepimizin ruhunda fırtınalar yarattı. O fırtınayı sokaklara saldık.



 



Öğretmeninin tecavüzüne uğrayan Cansel Buse’nin tutunmaya çalıştığı tüm dalların kırıldığını görerek yaşamına son vermesiyle aslında hepimiz öldük.



 



Acının en katmerlisini yaşayan Kürt kadınlarının Arin Mirkanlaşan direncinde kendi gücümüzü, yaratıcılığımızı bulduk.



 



Tarihin tüm dönemeçlerine kanlarıyla imza atan kadınlarımızın sokakları, işkencehaneleri inleten direnç haykırışları kanımıza işledi.





Damıta damıta biriktirdiklerimizle dün olduğundan daha gür haykıracak bir tarihsel dönemeçteyiz. Çağın yangınıyız biz. Bu çağı içindeki tüm kötülükleriyle birlikte o yangınla tutuşturup küllerinden yeni bir dünya yaratacak birer Anka kuşuyuz artık.





Şimdi bu duygu ve bilinçle diyoruz ki; baskının, zulmün, eşitsizlik ve sömürünün, emperyalizmin, faşizmin, ırkçılığın, talanın olduğu bu dünya kadının en başta doğasına yabancıdır. Onun doğasındaki yaratıcı özle yeni bir dünya kurmak için bizi biz anlarız! Üçer beşer ölürken iş cinayetlerinde işçiler, üçer beşer ölüyorsa kadınlar da… en başta biz YETER ARTIK diyeceğiz bu köhnemiş düzene!..