Şişecam dersleri

Direniş geri çekilmek zorunda kalsa da sınıfın sendikal mücadele tarihi açısından önemli bir deneyim olarak hatırlanacaktır

İŞÇİ SINIFI
Cuma, 1 Nisan 2016 (10 yıl 6 ay önce)

Mersin ve Eskişehir’de başlayıp İstanbul’daki Kristal-İş Genel Merkezi önüne taşınan Şişecam direnişi, iç zayıflıklarından da bağımsız olarak haksız yere işten atılmalara, kölece çalışma koşullarına, sendikal yozlaşmaya-işbirliğine-şube başkanlarının ve fabrika temsilcilerinin atama yoluyla belirlenmesine karşı bir başkaldırı anlamını taşıyordu. Bu açıdan da sadece cam işçilerinin değil, aslında tüm işçi sınıfının içten içe biriktirdiği tepkilere tercüman olurken aynı zamanda yürünmesi gereken yolu da gösteriyordu.



 




Direnişçi işçiler uzun soluklu-sabırlı duruşlarıyla saygıyı hak ettiler. Ancak direnişin bu kadar uzun sürmesi onun gerek içerden gerekse dışardan güçlü bir dayanışma ağı üzerinden yükselmediğinin de ifadesiydi.



 




En son 140’lı günlerde Kristal-İş bürokratları direniş çadırına saldırarak dağıttı. O saldırıdan sonra işçiler, bu sorunun artık sadece kendilerinin değil tüm işçi sınıfının sorunu olduğunu vurgulayarak direnişlerinin İstanbul’daki etabını sona erdirdiklerini, mücadeleye bundan sonra Mersin’de devam edeceklerini açıkladılar. İşçiler bu kararı aslında daha önce almışlardı, saldırıdan sonra açıklamış oldular.



 




Nasıl bir seyir izledi?



 




Mersin’de fabrika önünde başlayan direniş, eylem ve etkinliklerin yanında çeşitli siyasi partiler ve onlar aracılığıyla bürokratik mekanizmaların harekete geçmesi için yapılan görüşmelerle iç içe geçti. İşe iade talebinin karşılanmasında etkisi olacağı düşünülen milletvekilleri, Mersin CHP ve buna benzer birçok adres ve kişiyle görüşmeler yapıldı. Ancak bu görüşmelerin ne kamuoyunda ne de taleplerinin karşılanması yönünde bir karşılığı olmadı.



 




Yanı sıra direnişçiler sendika içindeki muhalif kanadın desteğiyle de gerekli şekilde buluşamadılar. Bunda o kanadın bürokrasiye karşı mücadele ediyorum derken kendisinin de aslında ciddi iç sınırlılıklar, handikaplar taşıyor olması belirleyiciydi.



 



Kristal-İş bürokratlarının gerçek yüzü!



 




Direnişteki işçiler, direnişlerini 40’lı günlerde açlık grevine dönüştürerek yeni bir aşamaya geçilmesine karar verdiler. Açlık grevinin 8’inci, direnişin 48’inci gününde bir grup direnişçi direnişin bir ayağının Kristal-İş Genel Merkezi’ne taşınması kararı vererek İstanbul’a geldi.



 



Direniş bir taraftan Mersin’de fabrika önünde bir taraftan da Kristal-İş Genel Merkez içinde devam ediyordu. Yaklaşık bir hafta sendika içinde yoğun baskı ve tartışmalarla devam eden direniş, Kristal-İş Genel Merkez’de Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantısının ardından işçilerin polis zoruyla dışarı atılmasıyla devam etti. Bundan sonra sendika içindeki direnişin sendikanın dışına çadır kurularak sürdürülmesine karar verildi. Sendikanın yanına kurulan direniş çadırı, daha ikinci gününde yine polis zoruyla yıkıldı. Ama direnişçi işçiler mücadele azmi ve kararlılığı göstererek direnmeye devam ettiler.



 



Ancak direnişteki işçilere ve kurulan direniş çadırına yapılan bu saldırılar karşısında gerek çalışan işçiler gerekse sendika içindeki muhalif kanattan herhangi bir destekle sahiplenilmedi. Olanlarsa sembolik kaldı. Direnişin belki de en zayıf noktası bu oldu.



 



Beykoz eski günlerini hatırladı!



 




Direnişteki işçiler sendikaya geldikleri andan itibaren Beykoz Emek Platformu tarafından oldukça güçlü sahiplenildiler.



 




Beykozlular ‘90’lı yıllardaki Paşabahçe direniş ve grev ruhuyla onları sarıp sarmaladılar.



 



İşçiler, her alanda, her platformda direniş sürecini anlattılar, teşhir ettiler. Sendikal çürümeye karşı mücadele anlamında oldukça güçlü bir duruş sergilediler.



 



Sendikal çürümüşlüğün sadece kendi sorunları olmadığını, bütün işçi sınıfının sorunu olduğu bilinciyle, kendileri dışında var olan direnişleri ziyaret ederek sınıf kardeşliğinin ve dayanışmanın öneminin altını çizdiler.



 



Fakat bu duruşları, patronlarla karşı karşıya gelişte ciddi zayıflıklar taşıyordu.



 



Şişecam’a karşı duruşta zayıflık!



 




Şişecam yönetimine karşı yapılan eylem ve etkinlikler yetersiz kaldı. Yapılan imza kampanyaları, mağaza boykot eylemleri sermayeyi gerçek anlamda rahatsız edecek, zora sokacak seviyeye ulaşamadı. Bunda direnişteki işçilerin sınıf bilinci ve tutumundaki sınırlılıkların yanında hem fabrika içindeki muhalif kanadın hem de çalışan işçilerin dizginleyici tutumları belirleyici oldu. Direnişteki işçiler, “Eylemlerimizi arkadaşlarımızı zora sokmayacak şekilde yapmalıyız. Yüz yüze bakacağız” diyerek kendilerini frenlediler.



 



Lüleburgaz seçimlerine odaklanıldı



 




İşçiler bütün bunları yaparken bir taraftan da Lüleburgaz’da yapılacak şube seçimlerine odaklanmışlardı, bu durum direnişin zayıf karnını oluşturuyordu. Mart başında Kristal-İş Genel Merkez’in Lüleburgaz mahkemelerinin vermiş olduğu kararı tanımayarak seçim yapması, muhalif kanadın seçime katılmaması ve Bilal Çetintaş’ın saltanatını sağlamlaştırması, seçimlerden sonra da Mart ayının 16’sında mahkemenin “kayyum atamaya gerek yoktur, ancak temyiz yolu açıktır” kararı vermesi, direnişte de kırılma noktası oldu.



 




16 Mart’tan sonra direnişteki işçiler, direnişin İstanbul ayağını sonlandırmayı kendi içlerinde tartışmaya başladılar. Ancak bunu açıklamamışlardı ki, 22 Mart günü yine Kristal-İş Genel Merkez’de Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantısı yapıldı. Toplantının birinci gününde akşam saatlerinde sendikacılar, direnişteki işçilerin çadırlarına vahşice saldırıp dağıttılar. Bu tutumlarıyla Kristal İş’in sendikal anlayışının cam işçisinin çıkarlarıyla ilişkisinin kalmadığını ortaya koymuş oldular.



 




Şişecam direnişçileri saldırı olmadan önce kendi içlerinde uzunca bir süre tartışarak almış oldukları “Direnişin İstanbul ayağını bitirme kararını” saldırıdan bir gün sonra yaptıkları basın açıklamasıyla destekleyenlerine ve kamuoyuna duyurdular.



 



Şişecam direnişinin 140 gün süren mücadelesi cam sektörü içinde karşılığını bulsaydı daha farklı ve işçi sınıfının bütünün çıkarları açısından daha anlamlı sonuçlar yaratılabilirdi. Daha açık söylemek gerekirse Kristal-İş’te örgütlü, ancak çürümüş sendikal anlayışa karşı mücadele ettiğini söyleyen geniş muhalif kesim direnişle bütünleşip onu fabrika içlerine taşımış olsaydı, işte o zaman sermaye ve işbirlikçisi olan çürümüş sendikal anlayış da geri adım atmak zorunda kalır, Şişecam direnişi de böyle sonuçlanmazdı.



 



Direnişin hedeflerine ulaşamamış olarak geri çekilmek zorunda kalmasına rağmen Şişecam işçilerinin 140 gün süren direnişi, sadece cam şiçilerinin değil işçi sınıfının sendikal mücadele tarihinde de önemli bir deneyim olarak hatırlanacaktır.



 



[Alınteri'nin 1 Nisan 2016 tarihli 22. sayısından alınmıştır]