Kimliğini bulmak

“İnsanların maddi yaşam koşullarını belirleyen onların bilinçleri değil maddi yaşam koşullarıdır"

İŞÇİ SINIFI
Perşembe, 21 Nisan 2016 (10 yıl 6 ay önce)

Politik olarak gerici bir ailede ve gericiliğin en az ailem kadar etkili olduğu bir semtte doğup büyüdüm. Çocukluğumun büyük bir kısmı cemaat evlerinde geçti desem daha doğru olur.



 



Aile ve etkileşimde bulunduğunuz semtin gerici olmasının yanında bu gericiliği sürekli besleyen cemaat yapılanmaları gibi kurumlarla erken ilişkilenen her genç gibi benim de kendime “örnek” aldığım “reisler”, “yazarlar” ve siyasi “önderler” vardı. Mesela milliyetçi bir gençseniz Sedat Peker gibi “güçlü” ve ”korkusuz”, Hüseyin Nihal Atsız’ın romanlarında anlatılan bozkurtlar kadar “cesur” ve “milli değerlere” bağlı ve yeri geldiğinde de Alparslan Türkeş gibi Sivas’tan ötesini 6 saatte yıkıp dümdüz ederek Kürt sorununu “çözebilme”lisiniz. Gelecekte kendime dair beni ben yapacak bir kimliğim olacaksa bu kimlik böyle “üstün meziyetlerle” dolu olmalıydı.



 



Ama yaşamın kendi yasaları vardı. Liseyi bitirdikten sonra ne bir Sedat Peker olabildim ne de Alparslan Türkeş. Çalışma hayatıma 18 yaşımda bir mağazada tezgâhtar olarak başladım. Yaklaşık 3 yıl süren çalışma hayatıma askerlik nedeniyle ara vermek zorundaydım. Kanunen 3 yıllık tazminat hakkı almam gerekirken çalışmakta olduğum firma hakkım olan tazminatın üçte birini vermişti.



 



Sadece hakkımı almak istiyordum fakat bunun hangi yöntemle alınacağına dair ne bir bilgim ne de deneyimim vardı. Çevrem de dostluk kurduğum kişilere derdimi anlatıp hakkımı nasıl alacağıma dair bilgi edinmek istiyordum. Sorunun çözümü için beni sendikalara yönlendiren bazı dostlarım oldu. Tek başıma mücadele verdiğim için mevcut sendikalardan da bir destek göremedim. Bu durum moralimi daha çok bozmuştu. İki ay kadar sonra askere gidecektim; bu iki ay içinde hakkım olan tazminatımın geri kalan üçte ikisini almak için mücadeleme devam etme kararı aldım. Öğle aralarında yemek yediğim lokantanın işletmeciliğini yapan, düşünsel olarak benimle 180 derece ters, kendini komünist olarak nitelendiren bir abiye derdimi anlatmıştım. Daha önceleri propagandasını yaptığım milliyetçi ve ırkçı olan, oy verdiğim partimden yardım istememi söylemişti. Her ne kadar sonuç alamayacağımı belli eden imalı konuşmalar yapsa da ben, her türlü yöntemi deneyerek sonuca ulaşmak zorundaydım. Aynı abi konuşmalarımızın sonunda “Ücretli Emek ve Sermaye” kitabını da okumamı isteyerek bana bu kitabı hediye etmişti.



 



“İnsanların maddi yaşam koşullarını belirleyen onların bilinçleri değildir; tersine, bu maddi koşullar onların bilinçlerini belirler.” (Karl Marks)



 



Maddi yaşam koşullarımda yaşadığım zorluklar ve tazminat hakkımı alamama sorunu gerçekten benim bilincimde bir değişim ve dönüşüm yaratmıştı. Karşılaştığım zorluklara karşı daha ısrarlı ve kararlı bir mücadele yürütmeliydim. Öyle ki, bu mücadelede tek başıma olsam dahi bunu sonuna kadar götürmeliydim.



 



Gerçekten de kitapta yazdığı gibi “Anlatılan benim hikâyemdi.” Binbir zorluk içinde yaşam mücadelesi verdiğim bu lanet hikâyede sömürü düzenin nasıl işlediğini görmüştüm artık. Bir şeylerin farkına varmaya başlamıştım başlamasına ama bu, sonucu değiştirmiyordu. Hakkımı alabilmek için bir şeyler yapmalıydım. Ne olursa olsun tazminat hakkımı almalıydım. Çadırımı kaptığım gibi firmanın üretim yaptığı atölyenin önünde eylem yapmaya karar verdim. Direnişim atölyede çalışan diğer işçilere de sıçramıştı. Fakat işsiz kalma korkusu diğer arkadaşlarımın elini kolunu bağlıyor, bana destek vermelerini zorlaştırıyordu. Buna rağmen bir arkadaşım yanımda yer alarak bana destek verdi. İkimiz de aynı çadırda direnmeye başlamıştık ki, daha üç saat bile geçmeden çadırımız polis zoruyla kaldırıldı. Bu duruma moralimiz bozulmuştu ama morali bozulan sadece biz değildik. Kapı önünde sürdürdüğümüz direniş firma sahiplerinin de moralini bozmuş olacak ki, direnişimizin yaratacağı sonuç diğer işçi ve mağazalara sıçrayarak yeni direnişlerin boy vermesine neden olabilir diye firma sahipleri geri adım atarak hakkım olan tazminatımı vermek zorunda kaldı. Anlatılan benim hikâyemse, bu hikâyede “özne” olabilmenin mutluluğunu yaşamalıydım. Çünkü direnerek ve mücadele ederek hakkımı almayı öğrenmiştim.



 



Kısacık bir zaman diliminde bu yaşadıklarım sadece düşüncelerimi değil, hayata bakış açımı da değiştirdi. Sonuç olarak hakkımı almıştım. Fakat tek başıma verdiğim mücadeleyle pek bir şey değişmemişti, sömürü düzeni bütün haşmetiyle sürüyordu. Peki ya diğer işçiler, peki ya koskoca Türkiye işçi sınıfı, onlar hakkını nasıl alacaktı? Benim için temel soru bu olmaya başlamıştı.



 



Askerliğim bittikten sonra çalışma hayatına dönerek uluslararası büyük bir firmada tezgâhtar olarak çalışmaya başladım. Askerden önce yaşadığım direniş deneyimi eski fikirlerimi değiştirerek işçi bilincime etki ettiyse de, tam olarak sınıf bilinçli bir işçi olmamıştım. Gelişen politik olaylara ilgi duyuyor, hayata dair değiştirilmesi gereken bir şeyler olduğu inancı taşıyordum. Sorularım günden güne artıyor, tutarlı ve mantıklı cevaplar bulabilmek için sol içerikli kitaplara başvuruyordum. Kafamda bu düşünceler yer edinirken Gezi olayları patlak verdi. Akşamları işten çıkar çıkmaz eylemlere destek vermeye gidiyor, içinde bulunduğumuz sömürü düzeninin değişmesini arzuluyordum. Askerden önce direniş çadırımı zorla kaldıranın birkaç polisin keyfi tutumu değil de devlet olduğunu görmeye başladım. Çünkü aynı devlet bu sefer Gezi de karşıma çıkmıştı.



 



Gezi eylemlerinde devrimcileri tanımaya başladım. Merttiler, cesurdular, birlik ve mücadele içinde hareket etmesini biliyorlardı. Farklı farklı çevrelerden olsalar da polisin vahşetine karşı en önde birlikte dövüşüyorlardı. Sonra Ethem’in öldürüldüğünü duydum. Aynı ildendik. Ethem de devrimciydi. Gezi eylemlerinde öldürülen gençlerin hemen hemen hepsi örgütlü insanlardı. Bu eylemler sonucu çok sayıda devrimciyi tanıma fırsatım oldu. Devrimcilerle geliştirdiğim ilişkiler sonucunda komünist olmaya karar verdim.



 



Son olarak buradan gençliğe bir çağrıda bulunmak, özellikle siyasal gericilik içinde kendisine bir kimlik bulmaya çalışan gençlere seslenmek istiyorum. Korkusuz, cesur ve mert olmak istiyorsanız Sedat Peker gibi bir çeteciyi örnek almanıza hiç mi hiç gerek yok; örnek alacaksanız eğer Ethem’i örnek alın. Devrimcileri ve komünistleri örnek alın.