AKP'li hükumetler döneminde 17 bin 57 işçi iş cinayetlerinde katledildi, Erdoğan halen "ama işçiler de..." diyor
Haliç Kongre Merkezi'nde dün yapılan 8. İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı'na Tayyip Erdoğan'ın konuşması damgasını vurdu. Erdoğan kendilerinin 14 yıllık hükümetleri döneminde en az 17 bin 57 işçinin iş cinayetlerinde katledildiğini unutarak "fıtrat" felsefesini yeni "aforizmalarla" açımladı. Devletin rolünü bir tarafa bırakarak, bol bol "haram"-"helal kazançtan" bahsetti. "Ama işçiler de..." diyerek esas sınıf tavrını bir kez daha gösterdi.
“İş kazaları işverenlerin hassasiyetiyle önlenemez, işçiler de hava sıcak diye baret takmıyor mesela” diyen Erdoğan, yaşanan cinayetlerin hesabının sorulmasını isteyen, mücadele ve örgütlenme çağrısı yapan sendika ve çeşitli toplumsal güçleri de hedefe çakarak "kışkırtıcılıkla", "terörizmle" damgalamayı ihmal etmedi.
Erdoğan'ın işçi ölümlerinde devletin rolünden sıyrılan, patronların önlem almasını "ahlaki", "dini" yaklaşımlar içinden (önce insanmış!) tanımlayan esas sorumluluğuysa yine işçiye yükleyen, kendi dönemlerindeki 17 bin 57 iş cinayetinin üstünden atlayarak "insanla barışık bir büyümeyi hedefledik(lerini)" iddia edecek kadar pişkinlik içeren yaklaşımının özeti olan konuşmasının bazı bölümleri şöyle:
“İş ölümlerinin nedeni insana yönelik çarpık bakış açısı”
Şüphesiz sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışma hakkı insanın en temel haklarından biridir. İLO rakamlarına göre, halen bu konuda arzu edilen seviyenin oldukça altındayız. Tüm çalışmalara rağmen istenilen seviyede değiliz. Ben burada meselenin imkan, para, teknoloji eksikliği olduğunu düşünmüyorum. Bu sorunun ortaya çıkmasının nedeni, insana yönelik çarpık bakış açısıdır. Bir fabrikanın üretim sürecinde fabrika ile insanı aynı seviyede gören bir anlayışı ben asla kabul etmiyorum.
“Hava sıcak diye baret takmıyorlar”
Biz insana makine gibi bir üretim aracı olarak bakmayız, bakamayız. İş kazalarının azaltılması, can kayıplarının önüne geçilebilmesi için öncelikle kendimizi düzeltmeli, insanı merkeze alan bir anlayışa geçmeliyiz. Sadece hükümetin veya işverenlerin hassasiyet göstermesiyle çözülebilecek bir sorun değildir. İşçilerin de bu konuda hassasiyet göstermesi gerekir. İşçimiz çok basit nedenlerin arkasına sığınarak bu tedbirleri uygulamıyor. Hava sıcak diye bareti takmıyor mesela. Bu konuda işçi kardeşlerimizin kendilerini düşünmesi gerekiyor.
“İşçileri, sokakları terörize etmek için kullanıyorlar”
Ülkemizde yaşanan elim kazaları dahi istismar etmekten çekinmeyen bir kesimle karşılaşıyoruz. Emekçi kardeşlerimizin fedakarlıklarının gününü, terör propagandası yapmak için kullanan sendikalar var. Emekçileri kendilerine kalkan yaparak, polise saldırmanın işçi haklarıyla alakası olabilir mi? Terör örgütü flamalarıyla yollara dökülmenin işçi bayramıyla ne ilgisi olabilir? Bu tarz söylem ve eylemler, en çok da işçileri zor durumda bırakmaktadır.
“İnsanla barışık bir büyümeyi kendimize rehber ettik “
Türkiye’de çok önemli reformları hayata geçirdik. İnsanla barışık bir büyümeyi kendimize rehber ettik. 14 sene ülkemizde asgari ücret 184 liraydı. En düşük memur maaşı 392 lirayken bugün en düşük memur maaşı 2 bin 395 liraya ulaştı. Bunlar idealdir demiyorum, sadece bir kıyaslama yapıyorum. Bundan önceki dönemlere baktığım zaman artan değil sürekli enflasyonun bitirdiği maaşlar varken, şimdi devamlı enflasyonun üzerinde maaşın olduğunu görüyorum. Buradan işverenlerimize sesleniyorum: İşçinin alın terinden sömürerek kazanç elde etme anlayışından vazgeçin. İşçinin alın terinin hakkını vermek sizi daha kazançlı kılacaktır.