İnsanları sokağa dökmekten, barikattan, kavga alanlarından dem vuran Yeşiltepe, önce 1 Mayıs’ta nerede olduklarını söylesin
Cihan Çetin
Birleşik bir mücadele ihtiyacı bugün dünden daha yakıcı bir haldedir. Türkiye sol muhalefeti, birleşik bir hat kurmadığı sürece adım adım varlık-yokluk eksenine doğru gitmektedir. Nereden -ve nasıl- bakılırsa bakılsın, bugün Kürdistan’da yürütülen imha ve tasfiye süreci TC için 'makul' bir noktaya geldiğinde namlunun ucu Türkiye’ye dönecektir. Bu nedenle, Türkiye cephesinde tutarlı ve militan bir birleşik hareket oluşmadığı taktirde yakın gelecekte bedelleri bugünden daha ağır olacak bir süreçle karşılaşacağız.
Birleşik mücadele zemini oluşturmak, doğal olarak ona nasıl bakıldığına, onun nasıl anlaşıldığına dair temel bazı çizgilerin tartışılarak belirlenmesini içerir. Bu yöndeki tartışmalarda son dönemde belirgin bir artış var. Çünkü birleşik bir mücadele yaratıl(a)madığı sürece başımıza neler gelebileceği daha da belirginleşmeye başlamıştır. Buna karşın, etkili bir devrimci odağı bir tarafa bırakalım, sendikal anlamda bile dişe dokunur bir hareket ortada yoktur.
Bu arada birleşik mücadeleye dair son dönemde yapılan tartışmalar, pek çok konuda kimin, nerede, nasıl durduğunu ipuçlarının da ötesinde kalın çizgilerle göstermeye başlamış gözükmektedir.
Marx’ın en önemli düsturlarından birisidir politikada açıklık. O bunu dürüstlükle özdeş tutar.
Birgün’ün 8 Mayıs 2016 tarihli Pazar ekinde Mehmet Yeşiltepe tarafından kaleme alınan “Birleşik Haziran için 5 Başlık” yazısı ise politikada açıklığa ters, sinsi bir yazıdır. Yeşiltepe’nin yazısının ağırlıklı kısmı “Birleşik Haziran” ile ilgili. Ancak yazısının hemen başında solun “kimi kesimlerine” dair yaptığı kısacık gibi gözüken analiz, temel eksendeki kaymayı sergiler niteliktedir.
Bir yazarın neyi nasıl yazacağını söylemek elbette kimsenin haddine değildir. Ancak solun bir kısmı için Yeşiltepe’nin dile getirdiği “eleştiri”, üstünkörü değinilip geçiştirilecek konular değildir. Yeşiltepe, en azından bu yazısının eksenine ya bu eleştirileri almalıydı ya da yazısının ana konusu olan “Birleşik Haziran”ın meselelerini. Solun bir kesimi için ufak bir dokunuş gibi gözüken satırları, herşeyden önce dönemin nasıl tersten okunduğunu; daha fecisi Kürt halkı ve siyasetine karşı nasıl bir küçümseme, yok sayma içerdiğini gözler önüne sermektedir.
Solun bir kısmına gelmeden önce Yeşiltepe’nin Kürt siyaseti için söylediklerine bakalım:
“AKP, sokaklarda anti-Gezi’yi sağlama konusunda başarılı olmuş gözüküyor…” dedikten sonra Yeşiltepe, AKP’nin anti-Gezi yaratmasındaki diğer nedenleri sıralıyor:
Peşpeşe paylayan bombalar, çeşitli biçimlerde yaygınlaşan örgütsüzlük övgüsü ve örgüt fobisi akla ilk gelen faktörlerdir. Bunun yanında bir süredir Kürt hareketi tarafından birleşik mücadele adına birleşik mücadele zeminini daraltıcı etki yapan adımlar atılıyor olmasının da rolü olduğunu söyleyebiliriz.
El insaf !.. 7 Haziran öncesi HDP’ye yapılan 130’u aşkın fiili saldırıyı, seçimden iki gün önce 5 Haziran’da Amed’teki katliam girişimlerini hadi bir yana bırakalım. Farkında mısınız Yeşiltepe, farkında mıyız? Tarihimizin en acı sayfaları içinde yer alan Çorum, Maraş, Sivas katliamlarında yitirdiklerimizin 4-5 katı insan Kürdistan'da sadece son 2-3 ay içinde içinde katledildi. Farkıda mısınız, farkında mıyız?..
İşlenen diğer insanlık suçlarının ise haddi hesabı yok!.. Sadece katledilen insanların cenazelerine (ve yakınlarına) yapılanlar bile haklı birer 'isyan' nedeni...
Kürt ölüyor, ama yetmiyor!.. Kürt direniyor, ama yetmiyor!.. Kürt ağlıyor, ama yetmiyor!.. Kürt feryat ediyor, ama yetmiyor!.. Kürt halkı daha ne yapsın?..
Kürt halkının iradesini iyi-kötü temsil eden 20’nin üzerinde milletvekili bugün yarın dokunulmazlıkları kaldırılıp hapse atılacak. Bu vekiller mecliste dokunulmazlık tasarısı komisyondan geçmemesi için direndi, saldırya uğradı. Kürt siyaseti daha ne yapsın?..
Yeşiltepe gibilerine sormak lazım: Birleşik Haziran hareketi bu süreçte ne yaptı? Kürt illerindeki soykırıma karşı çıkmak için yazınızda o kadar çok dem vurduğunuz sokağa çıktı mı? Hangi dişe dokunur direnişi gösterdi? Hadi sokağa çıkmadınız. İnsan olanı insanlığından utandıracak ırkçı-faşist uygulamalar aylardır süregeldiği halde tüm bu süreç boyunca Birleşik Haziran olarak ne yaptınız da şimdi zeytinyağı gibi üste çıkıp “Kürt siyaseti, birleşik mücadele zeminini daraltıcı etki yapan adımlar atıyor” gibi utanç verici cümleler kurma hakkını kendinizde görebiliyorsunuz?..
Kendilerini “Birleşik Haziran” olarak tanımlayan ama kendi içlerinde bile bölünerek yola koyulan Gezi istismarcıları Kürt halkı ile “birleşik” olarak ne yaptı ki, herşeyden önce devrimci bir sorumluluk olarak eleştiri hakkının anlamını bile düşünmeden Kürt özgürlük hareketini “birleşik mücadelenin önündeki engel” olarak tanımlayabiliyor?..(*)
Yeşiltepe yazısında ilk vuruşu Kürt siyasetinden de önce Halkların Birleşik Devrimci Hareketi’ne (HBDH’ye) yapıyor:
“Dönemin ihtiyacını yanlış okuma, dolayısıyla da birleşik mücadeleyi özneleştirme veya yanlış bir eksende örgütleme söz konusu. Bunu, solun kimi kesimlerinin oluşturduğu birlik politikalarında da görebiliyoruz.” (boldlar bana ait)
HBDH’nin politikaları eleştirilebilir. HBDH’nin varlığı bile eleştirilebilir. Hatta HBDH silahlı mücadeleyi de içerdiği için toptan “silahlı mücadele” dahi eleştirilebilir, reddedilebilir.
Ama eğer Yeşiltepe'nin yazısında yaptığı gibi birisi kalkıp da, “halk kesimlerinin sokağa dökülmesi”, “hayat insanları kavga alanına çağırıyor ama kavga alanı boş”, “ezilenlerin aynı barikatta yoldaşlığı”, “onlar sokakları insansızlaştırıyor, biz insanları sokakla buluşturacağız” gibi iri ve iddialı laflar ediyorsa insana sormazlar mı, “arkadaş sen neden bahsediyorsun” diye.
Yeşiltepe’nin hakkını yemeyelim?!! Yazısının bir yerinde miniminnacık da olsa Sur’dan, Türkiye Kürdistan’ındaki saldırılardan bahsediyor. Ama sadece Sur örneğini verdiği Kürdistan’daki “hendek meselesi” karşısına Cerattepe’yi koyuyor. Ama Cerattepe ve Sur’a dair bu özdeş kılma girişimine rağmen sadece Sur ile örnekleyip bir de kalkıp sorunun “barikat meselesinden ibaret olmadığı, bir sistem meselesi olduğu, dolasıyla bir başka bölgede olup bitenden koparılmadan ele alınması gerektiği”nden bahsedebiliyor.
Peki ama nasıl? Yeşiltepe nasıl sorusunun cevabını teorik üfürmelerle vere dursun, biz asıl cevabı pratikte alıyoruz.
İnsanları sokağa dökmekten, barikattan, kavga alanından yüksek perdeden konuşan Yeşiltepe, fazla değil bir hafta önce, yani 1 Mayıs’ta Birleşik Haziran’ın nerede olduğuna bir baksın! Birleşik Haziran 1 Mayıs “kavga gününde” icazet alanı Bakırköy’de miydi yoksa Taksim Meydanı’nı zorlayan güçlerin yanında mı?
Madem sokak, madem barikat, madem kavga ise birleşik hareketin temel meselesi, 1 Mayıs’ta neredeydediniz, önce onun bir hesabını alsak, ayıp mı ederiz?..
Hadi kabul, HBDH’nin birleşik mücadele politikası baştan aşağı yanlış. Yeşiltepe ve Haziran istismarcıları, HBDH’nin yerine, siz, içi boş barikat romantizminden başka ne koyuyorsunuz? Kitle, sokak, meydan sözcükleri dilinizden hiç düşmüyor. Ama iş somuta yani pratiğe gelince Türkiye tarihinin en kanlı ve çatışmalı bir tarihsel döneminde belki de en pespaye 1 Mayıs’ında yer almak dışında ne yaptınız da daha hala hangi yüzle kimi neyi eleştirip neyi öneriyorsunuz?..
Şu akıllara kazınmalıdır: Gezi’nin barikatları neyse, Kürdistan’daki hendekler de odur! Ancak barikat, arkasında yoga yapılan bir yer değil, iki sınıfın, iki gücün ellerinden geleni yaparak dövüştükleri sınır çizgisidir. Çizginin bir yanı faşizmse, diğer yanı özgürlük alanıdır. Kobene’dir, Rojava'dır, Taksim’dir, Kızılay’dır...
HBDH’nin silahlı mücadeleyi de içeren birleşik mücadele girişimi laf ebeliğiyle “mahkum edilip” Ethem’den Berkin’e kadar her birini o barikatların arkasında yitirdiğimiz Gezi’nin, Kızılay’ın barikatlarının gücü buharlaştırılarak birleşik mücadele kurulamaz!
Yeşiltepe, tek başında Birleşik Haziran’ın sözcüsü, temsilcisi değil elbette. Ama Yeşiltepe’ye ve onun gibi düşünen Haziran sömürücülerine sözümüz şudur:
Düşmanımız değilsiniz! Ancak Yeşiltepe’nin yazısındaki çizgilere bakıldığında dost olmaktan da çok uzaklardasınız!
* Yeşiltepe’nin yazısının yayınlandığı 8 Mayıs tarihli Birgün/Pazar ekinde Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in Paris’te MİT tarafından katledilmesini roman yazarak (!) anlattığını iddia eden Mine Kırıkkanat ile yapılan bir söyleşiye yer vermiş. Yıllardır azılı bir Kürt ve emekçi halk düşmanlığıyla öne çıkan Kemalist seçkinciliğin bu tescilli kalemi, söyleşinin daha hemen başında, “....kendisini kadın erkek eşit olarak lanse eden bir örgütün içinde de kadınların ilk feda edilen, azarlanan, ezilen ve özellikle liderliğe yaklaşanların (önderlik diye geçiyor romanda) parya muamelesi gördüğünün altını çizmek isterim” diyebiliyor.
Ertuğrul Kürkçü'nün yerinde bir tespit ile “Ertürk Yöntem’in kadın sureti” olarak tanımladığı bu Kemalistin hezeyanlarına yer vermiş olmasından dolayı gördüğü tepkiler üzerine BirGün yönetimi meseleyi “Pazar rehavetine” bağlamak gibi gayrı ciddi bir “özür” yayınlamak mecburiyetini hissetti.
Ancak önce aynaya bakmadan “Kürt siyasetini, birleşik mücadeleyi parçalayıcı” olmakla suçlayan BirGün'ün -sonradan tevil yoluna gitme basıncını duymuş olsa da- aynı gün sayfalarını Mine Kırıkkanat gibi ne olduğu iyi bilinen kaşarlanmış bir Kürt ve emekçi düşmanına bu kadar sereserpe açmış olması bir anlık bir gaflet ya da “rehavet”le açıklanamaz! Bu aslında BirGün'ün yayın çizgisine yön veren bir bilinçaltının dışa vurumudur. Bize göre hiçte 'tesadüf' sayılmayacak olan bu son örnek bile “birleşik mücadelenin önündeki esas engellerin” nerede yattığına dair çok şey anlatmaktadır.