'Maviş'le benim birbirimizi görebileceğimiz en yakın buluşma yeri hep işçi emekçi direnişleri olurdu'
10 Ekim Ankara Katliamı'nın üzeriinden 7 ay geçti. "Sensizlik kavgada yalnız düvüşmek gibi/
Sen gittin gideli yoksula düştü yüreğim(iz)..." dizeleriyle anlatılabilecek kadar derin izler bırakan Maviş yoldaşın tutsak bir dostumuzda bıraktıklarını "görülmüştür" damgalı mektuptan aktarıyoruz:
Maviş (Serdar) köylüm olur. Ancak ilişkimiz hiç aynı köyün insanları gibi olmadı. Devrim için mücadele eden iki adanmış dosttuk. Ailelerin tanışıklığı tali düzeyde bir yakınlık getiriyordu. Abisi Hasan Ben yoldaş hareketimizin ölümsüz değerlerindendi. Bu yüzden aile de bizim için değerdi.
Maviş'le en yakın ilişkim İMES’te fabrikada çalıştığım döneme denk gelir. İMES’te olmam devrimci çalışma yapmamı da koşulluyordu. Geniş bir çalışma ve aktif bir koşuşturma alanına sahipti. Maviş’le bu yoğun koşuşturmaca içinde sık sık rastlaşırdık.
Bölgenin sorunlarına dair kurum toplantılarına kendi kurumunun temsilcisi olarak dahil olurdu. Haftanın 3-4 günü bunun dışında her iş çıkışında karşılaşırdım. Birbirimizle dayanışmanın gereği olarak bölgeye dair aktarımlar yapardık.
Onun o dönem sabit bir işi yoktu. Tam gün işçi sahalarında oradan oraya koştururdu. Bir bakarsınız Tuzla Tersane’de, ertesi gün Ümraniye İstanbul Konfeksiyon çarşısında, Modoko’da… Bu şekilde dinmek bilmeyen bir enerjiyle koştururdu.
Üzerinde ağır bir yük olduğunu yaptığı çalışmanın temposundan hissedebiliyordum. Ancak sorumluluk bilinci, mütevazi, fedakar kimliği onda milim geri adım attırmazdı.
Aynı dönemlerde yanından hiç ayrılmayan kuzenim de olurdu. Pir Ahmet/İsmail (Fecir) onunla özdeşleşmiş, birinin varlığında diğerinin eksildiği bir yoldaşlık yakalamışlardı. Kağıt ve kalem gibiydiler. Birbirlerini ancak bir arada olunca ifade edebilen … İkisi de mütevazi, çalışkan ve devrimci kişiliklerdi. Çakmak çakmak gözleriyle geleceğin aydınlık yarınlarının muştusuydular.
Emek cephesinde o dönemler yoğun bir hakim sınıf saldırısı vardı. PTT’nin özelleştirilmesi, GSS düzenlemesi, SEKA özelleştirilmesi… vs. birkaçı aklımda kalan… Tersanelerde yaşanan cinayetler ise bizi sabit bir araya getiren üzücü olaylardı.
Fecir yoldaş benim de yakından takip edemediğim bir şekilde bizim hareketin gerillası olarak katılım gösterdi. Beklenmedik bir anda gelişen bu ani değişim onu çok fazla aramızda tutamadı. Gelişiminin çok hızlı olduğu aşamada talihsiz bir düşman pususunda iki yoldaşımızla birlikte ölümsüzler kütüğüne adını kazıdı. Onun kaybının Maviş’te derin bir boşluk yarattığını duyuyordum. Kendim onunla bu konuda konuşamadım. Fakat tanıdığım Maviş’in böyle olduğuna eminim.
Maviş’le en son TEKEL direnişinde karşılaştım. İkimizin birbirini görebileceği en yakın buluşma yeri hep işçi emekçi direnişleri olurdu. Üniversite okuyordum ve gelişimi ara tatile sıkıştırmıştım. Sınırına kadar bu tarihi direnişte yerimi aldım. Onun ne kadar kaldığını bilmiyorum.
Hala gözümün önündedir onu gördüğüm o gün. Ben işçilerin çadırlarından birinden çıkmıştım tam o anda göz göze geldik. O da çadırlara bakıyordu, hangisine girsem diye… Beni görünce gözlerinin içinden fırlayan bir samimiyetle gülümsedi. Birbirimize sıkıca sarılıp hal hatır sorduktan sonra iki çay alıp bir kuytuya çekilip bir süre sohbet ettik.
Sohbet konumuz ise TEKEL ve mücadeleydi. Ömrünü mücadeleye adamış insanlarla başka ne konuşulabilir? Bu görüşmemizden sonra onun İMF eylemlerinden sonra tutuklandığını duydum. Daha sonra haber alamadım. O kalleş güne kadar…
10 Ekim saldırısında ismini okuduğumda her ölüm alçakçadır “ama bu şekilde olmamalıydı” diyen çoğunluk içindeydim.
Bizler ülkemizde 2015 Haziran’ından beri ne yapılmak istendiğinin farkındayız. Halkların kardeşlik köprüsüne bombalar yağdıran faşist Türk devleti, bunu faşist taşeron kuruluşlarına da yaptırıyor. DAİŞ (İŞİD)’in kuruluşu emperyalistlerin gözetiminde oldu. Bunu Ortadoğu halklarının arasını açıp kendisine bir fırsata dönüştürdü. Halklar katledilirken petrolün akışı kanın gölgesinde kaldı.
Biz devrimciler DAİŞ’in bir paravan olduğunu biliyoruz. Katliamda faşist Türk devletinin esas payının yanında ona destek sunan emperyalistlerin, derin ve gizli rolünü halkalrın mücadele bilincinden söküp atamazlar.
Bugün Maviş Bakur Kürdistan’ında, Rojava’da barikatlarda savaşıyor. Hasan Ben yoldaşın katledilmesinde rolü olan A. Can Kanat yıllar sonra nasıl hesap verdiyse bugün halklara yaşatılan zulmün hesabı da sorulur.
Anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Baharın diriliş coşkusu her zamankinden daha da yakın.
Ekin Sabur
Tekirdağ F Tipi Cezaevi
MKP dava tutsağı