1 Mayıs mücadeledir!

'Taksim çağrısı bizim için devletin izin verdiği muhalefeti örgütleme anlayışını dayatanlardan kopma çağrısıdır!'

İŞÇİ SINIFI
Salı, 10 Mayıs 2016 (10 yıl 5 ay önce)

İnşaat-İş'in 1 Mayıs 2016'ya dair değerlendirme ve yaklaşımlarını içeren açıklamasını yayınlıyoruz: 



 



2016 1 Mayısını tüm tartışmalarıyla ve ayrışmalarıyla birlikte geride bırakmış bulunuyoruz.



 



Bu 1 Mayıs’ı sermaye sınıfının gemi azıya alıp her gün yeni bir saldırı ve hak gasbı ile karşımıza çıktığı; halkın bombalarla, katliamlarla susturulmaya çalışıldığı; hem devlet hem sermaye sözcülerinin ekonomik olarak kendi beklentilerinin üzerinde bir seyir halinde olduğunu deklare ettikleri bir dönemde karşıladık. Kısacası sınıfsal mücadelenin en yakıcı halde ihtiyacını hissettirdiği bir dönem…



 



Bu ihtiyacı karşılamanın somutlanacağı 1 Mayıs mücadelesi ise hem zayıflıklarımızı hem de olanaklarımızı bir kez daha ortaya koydu. Devletin doğrudan denetiminde olan Türk-İş ve Hak-İş tüm faşist propagandalarıyla birlikte Çanakkale ve Sakarya’ya kaçarak, sınıfımıza karşı oynadıkları uğursuz rollerini bir kez daha hayata geçirdiler. 



 



Geçtiğimiz yıllarda da şu ya da bu şekilde yaşanan bu durumun aksine bu yılı geride bıraktığımız yıllardan ayıran temel ayrışma ise İstanbul’da yaşandı.





İnşaat-İş olarak mücadeleye başladığımız ilk günden itibaren temel hareket noktamız, sınıfsal tutumumuzu sergileyebileceğimiz devrimci bir mücadele ve örgütlenme hattı oluşturabilmek oldu. Bu güne kadar da nefesimiz yettiğince söylediğimiz her sözde, gücümüz yettiğince yaptığımız her eylemde bu ilkemizden taviz vermedik. Kısacası varlık zeminimiz oldukça basit bir ayrım üzerinde kendini buldu: Uzlaşma mı, mücadele mi?



 



2016 İstanbul 1 Mayısında öncelleriyle birlikte değerlendirdiğimizde ilk defa DİSK-KESK-TMMOB-TTB dörtlüsünün çağrısından ayrışan bir eylem gerçekleştirildi. Son ana sıkıştırılan tartışmalar, altı doldurulmayan sözde “Taksim ısrarları” ile birlikte dörtlünün çağrısıyla izinli Bakırköy eylemi yapılırken, İnşaat-İş, Nakliyat-İş ve Dev-Tekstil sendikaları ve devrimci siyasal güçler ise 2007 yılından beri tekrardan İstanbul 1 Mayıslarının adresi haline gelen Taksim Meydanı’na çağrı yaptı.



 



Hatırlatmakta fayda var. Taksim 1 Mayıs’ı on yıllardır ödenen bedellerle yaratılmıştır. Bu topraklarda gerçekleşen en kitlesel sınıf eylemlerine ev sahipliği yapan Taksim Meydanı, sınıf mücadelesine ket vurmaya çalışan egemenler için de bir irade savaşı alanına dönüşmüştür. 



 



İşçi sınıfımız 1980 faşist darbesi ardından kendini ilk toparladığında İstanbul’da yüzünü bu alana dönmüştür. 1997 ve ardından gelen 6 yıl boyunca Türk-İş, DİSK, KESK belirleyiciliğinde geçen doldur boşalt Çağlayan 1 Mayıslarının ardından 2004 Saraçhane çıkışıyla birlikte gözler de niyet de hep Taksim’e doğrudur. 2007’den itibaren ise –belli çevrelerin yüzgeri etmek zorunda kaldığı tartışmaları saymazsak- İstanbul için tek adres Taksim Meydanı’dır.



 



Yani bu yıl ya yasaklara, her türlü baskıya, katliamlara, savaş ve saldırganlığa karşı mücadele etme iradesini gösterecek ve ona uygun olarak kendi gündemlerimizle, kendi belirlediğimiz bir alana çağrı yapacaktık ya da devletin izin verdiği alanlardan birine çıkarak “ılımlı” davranacaktık. Burada belirtmek gerekir ki dün “Çayıra da çukura da hayır!” diyen zat-ı şahaneler bugün “pazara çıkmayı” uygun görmüşlerdir.



 



İnşaat-İş Sendikası olarak Taksim çağrısını yaparken derdimiz hiç de salt bir alana sıkışmış, mantıksal dayanaklardan yoksun bir tartışma değildi. Temel saikimiz en başta andığımız ilkemizdi.



 



Devletin yasakları karşısında onlarla uzlaşacak mıyız, yoksa kendi gündemimiz ve yöntemimiz çerçevesinde mücadele mi edeceğiz? Eğer amacımız mezarda emeklilik yasasıyla geleceğimize ipotek koyan, kiralık işçi yasasıyla bizleri güvenceli çalışmadan yoksun bırakan, en temel hakkımız olan ücret hakkımızı her gün gasp eden, üç kuruşluk önlemleri almaktansa bizleri ölüme gönderen burjuvaziyle dişe diş bir mücadeleye girişmekse tercihimiz de yolumuz da bellidir.



 



Ancak bazılarının peşinen hükmettiği gibi “ayakları yere basmayan”, “hayalperestler” de değiliz. Kendi eksiklerimizin de farkındayız. En başta belirtmek gerekir ki bizler de bu 1 Mayıs özelinde genele hâkim olan beklemeci tavra mahkûm olduk. Eyleme ilişkin çağrımızı bile ancak dört gün kala yapabildik. Üyelerimizin çoğunluğunu eyleme geçiremedik. Doğru bir politik ve iradi duruş sergileyebilsek de örgütsel olarak kendi gerçekliğimizden de geride kaldık.



 



Bu haliyle, mevcut tablonun oluşmasında payımıza ne düşüyorsa kabul ediyor, önümüzdeki dönem bu eksikliklerimizi aşmayı temel bir ödev olarak önümüze koyacağımızı duyuruyoruz.



 



Bizler biliyoruz ki bu ödevi gerçekleştirebilmenin en temel gereği örgütlülüğümüzü inşaat işçileri özelinde tüm emekçilerde güçlendirmektir. Örgütlenme hedeflerimiz olarak deklare ettiğimiz gibi “inşaat havzalarında hatırı sayılır bir güç biriktirmeyen ve bu noktalarda giderek maddi bir güç konumuna gelemeyen bir sendikal hareketin işçi sınıfı arenasında bir güç olarak kendini var edemeyeceği de aşikârdır”.



 



Yani Taksim bizim için salt bir alan tartışması değildir.



 



Taksim çağrısı bizim için;



 



Bakırköy’e yaptığı çağrıyla aslında devletin izin verdiği muhalefeti örgütleme anlayışını dayatanlardan kopma çağrısıdır!



 



Kendi ekonomik ve siyasal gelecekleri uğruna sınıf kardeşlerimizi pazarlık konusu yapan, üç kuruşa işçi satan, üyesinin sözüne pul kadar değer vermeyen sendikal bürokrasiyle hesaplaşma çağrısıdır!



 



Kendi gücümüzce, kendi aklımızca, kendi irademizle, kendi örgütlerimizi/mücadelemizi kurma çağrısıdır!



 



Kısacası Taksim mücadeledir!



 



1 Mayıs Mücadeledir!



 



Kavga! Sokak! Direniş! Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın İnşaat-İş!



 



İnşaat İşçileri Sendikası