Şeker-İş'in maskaralığı da Türk-İş şefinin buna alkış tutması da sınıfın örgütsüzlüğündendir!
İşçi sınıfının tüm tarihsel kazanımları birer birer gaspedildi/edilmeye devam ediyor. Bu saldırganlık en son kiralık işçi bürolarının hareket alanlarını genişleten tasarının Meclis Genel Kurulu'ndan geçmesiyle zirve yaptı.
İşçi kiralama ya da "geçici iş ilişkisi" kurulmasını esas işkollarını kapsayacak şekilde yaygınlaştıran düzenlemeyle kıdem tazminatından sosyal güvenliğe; emeklilikten zamanın kullanılmasının daha fazla esnekleştirilip, belirsizleştirilmesine kadar pekçok saldırının hoyratça gerçekleşmesinin önü açılmış oldu.
Bu denli ciddi bir tarihsel saldırının bu kadar sessiz sedasız gerçekleşmesi işçi sınıfının örgütlülük düzeyini ya da varolduğu kadarıyla niteliğini bir kez daha yüzümüze vurdu.
Onun en kitlesel biçimiyle bir araya geldiği örgütler olan sendikalar bu süreci adeta seyrettiler. Hatta Türk-İş ve Hak İş gibi sistemin şef değneği haline gelmiş olanlar; niteliklerine de uygun olarak kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde belirli koltuk pazarlıkları ya da "güvencelerle" işçi sınıfını alenen sattılar!
DİSK'se sınıftan kopukluğu, icazet sınırlarında dolanıp duran çizgisi ve takatsizliğiyle objektif olarak seyirci kaldı. Birkaç basın açıklaması ya da yürüyüş bu gerçeği değiştirmez.
Fakat Türk-İş'e bağlı Şeker-İş Sendikası'nın 'geçici işçiliğe' tepki olarak geliştirdiği "eylem" biçimi ve işçi sınıfını satışta ustalaşmış Türk-İş şeflerinin bu eylemi destekleyen hatta tezahüratla karşılayan yaklaşımları hepsinin üzerine tüy dikecek nitelikte.
Şeker-İş Sendikası örgütlü olduğu 25 fabrikada "her gün ücretsiz, iki saat fazladan çalışma" "eylemi" yapıyor!
Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay da bu eylem için yapılan basın açıklamasına katılarak alınan karara destek verdiğini açıklayıp, kiralık işçilik yasasıyla ilgili de Cumhurbaşkanı'yla görüşüp, veto etmesini rica edeceklerini belirtiyor!
.
Bu açıklamaları ya da böyle bir eylemi yapanlar, başında "işçi" olan bir örgütün yöneticileri!
İşçi sınıfı açısından geriye dönülemez bir eşiği ifade eden büyük saldırıları burjuva devletin başındaki adamdan rica ederek geri çektirmeyi düşünebiliyor ya da patronlara "aman siz bu uygulamaya geçmeyin, biz gerekirse fedakarlıklar yaparız" diyebiliyorlar.
Bu adamların nasıl bir tıynette oldukları sayısız kere sınanmış, açığa çıkmıştır. İşçi sınıfıyla hiçbir ruhsal yakınlıklarının kalmadığı, fiilen ve ruhen burjuvaziyle bağdaşık oldukları...
Bugün Şeker-İş'in işçi sınıfıyla dalga geçercesine "eylem" diye yaptığı şey de bunların siciline kazınmış bir satış pratiğinin güncel versiyonundan başka bir şey değildir.
Bu ülkede KİT'lerin özelleştirilmesi gündeme geldiğinde ya da burjuvazi kriz bahanesiyle işçi kıyımına gittiğinde akıllarına ilk gelen bu tür "eylemler" olmuştur.
Burjuvazinin değirmenine bu şekilde su taşımaktaki hünerlerini işçilerin asgari çıkarlarını savunmak için hiçbir zaman göstermemişlerdir. Bu tutumlarıyla patronların kar oranlarını yükseltmelerinin dolaysız aracısı oldukları gibi; işçi sınıfını da boş hayallere, beklentilere sürükleyerek kendi sınıfsal gerçeğine yabancılaşmış bir güç haline getirmenin militanı olarak çalışmışlardır.
Bu açıdan da sendikalar kapitalist sistemin işçi ve emekçileri ideolojik hegemonyası altında tuttukları en önemli aygıtlardan biri olagelmiştir.
Acıdır ki işçi sınıfı artık sınıf düşmanı haline gelmiş bu güruhun çizdiği sınırları kendisi için sınıf olma cüretiyle parçalayamayacak düzeyde bir örgütsüzlükle tutsak edilmiş durumda. Şeker-İş'in kiralık işçi büroları ya da "geçici iş ilişkisi" gibi tarihsel bir saldırı karşısında bu denli cüretkar bir maskaralık sergileyebilmesinin esas nedeni de bu gerçektir.
Öyle olmasa kaç kere çiğnenmiş ve acı şekilde sonuçlanmış böylesi bir "eylemin" lafzı bile edilemezdi. TEKEL başta olmak üzere pekçok KİT özelleştirilmesin diye bu yapılmadı mı? Yapıldı! Sonuç, ortada...
Kriz dönemlerinde işçi kıyımı olmasın diye fazla mesailer yapılmadı mı? Yapıldı! Sonuç kıyım ve sömürünün eşgüdümlü olarak yürütülmesi oldu her seferinde.
Bu açıdan da Şeker-İş'in bu cüretkar küstahlığında da Türk-İş şefinin Cumhurbaşkanından "rica edeceğiz veto etsin" demesindeki ideolojik-sınıfsal duruşunda da mesele onlarda değil, aslolarak onları bu denli pervasızlaştıran, maskesizce dolaşmalarını sağlayan işçi sınıfının kendisindedir!..