Kürt inşaat işçileri Batı illerinde yaşadıkları saldırıları anlattı
Evrim Kurdoğlu
Türkiye’de Kürt sorunu ne zaman gerilimli günlerde geçse bunun faturası ilk önce batıda çalışan Kürt inşaat işçilerine kesiliyor. Sokağa çıkma yasakları ve çatışmaların artması yine batıdaki Kürt işçilerin can güvenliği riskini artırdı. Geçtiğimiz günlerde bunun örneklerini Samsun ve Erzurum Aşkale’de gördük. İşçiler Kürt oldukları için saldırılara maruz kalmış ve yaralanmışlardı. Bu fotoğraflara sosyal medya sitelerinde hep birlikte tanık olduk.
Yıllardır bu kaderi yaşayan Kürt inşaat işçileri bu saldırılar karşısında neler hissediyor ve nasıl baş ediyor?
Diyarbakır Silvan yolu üzerinde bir şantiyede çalışan Kürt işçiler başlarına gelenleri ve düşüncelerini anlattı.
İnşaatta çalışan işçilerin hepsi Kürt, Diyarbakır ya da ilçelerinden gelmişler. Hepsinin batıda çalışma deneyimi var. Ancak hiçbiri bu deneyimleri Kürt olmaları sebebiyle sorunsuz geçirmemiş. Yaş grupları, bulundukları iller ve zaman dilimi farklı olsa da hepsi aynı kaderi yaşamak zorunda kalmış. Fakat son 40 yıl içerisinde en çok zorlandıkları ve en çok tedirgin oldukları zaman son 5-6 aylık süreç. Kimilerine göre bu süreç Suruç patlamasıyla başlamış kimilerine göre sokağa çıkma yasaklarıyla.
Remzi Işık 10 senedir inşaat sektöründe çalışıyor. Batıda pek çok yere gitmiş. “5 ay önce biz Ankara’da bir inşaatta çalışıyorduk. En sıkıntılı dönemlerden biriydi. Sürekli çatışma ve ölüm haberleri geliyordu. Zaten son 40 yıl içinde en çok sokağa çıkma yasakları olduğu zamanlarda zorlandık. Ankara’da çalıştığımız inşaatta Kürtlerin dışında Ankara’nın yerlilerinden işçiler de vardı. Bir gün bir tanesi geldi. Bizim yanımızda konuşmaya başladılar. O gün Diyarbakır’dan bir polisin ölüm haberi gelmişti. Onlar da bizim Diyarbakırlı olduğumuzu bilerek ‘Diyarbakır’ı haritan kaldırmak gerekiyor’ diye konuşmaya başladılar. Tabi gerginlik çıktı. Tartışmaya başladık. İşler daha da gerildi. Ama bizim sayımız fazla olduğu için şiddette dönüşmeden son buldu. Ama bu gerginlik uzun süre devam etti. Bu yüzden bazı arkadaşlarımız işin bitmesini beklemeden geri döndüler. Hatta otobüsle gitmeye cesaret edemediler. O dönem yolda da durdurup saldırıyorlardı. Uçakla dönmek zorunda kaldılar.”

Bazıları ise bu süreçte kendi şehirlerinde kalmış. Ama batıdaki arkadaşlarından gelen kötü haberler devam etmiş. Murat Aktaş Diyarbakır Sur mahallesinde yaşıyormuş. Yasaklarla birlikte evini terk etmek zorunda kalmış. Artık Bağlar’da yaşıyor. Sur’daki evine geri dönmek istiyor. Evinin yıkılıp yıkılmadığını bilmiyor. Çünkü o mahallede hala yasak devam ediyor.
O bu süreçte ailesini bırakıp batıya gitmek istemiş. “Ben 21 yıldır inşaatlarda çalıyorum. Türkiye’nin gitmediğim ili kalmadı. Bodrum, Denizli, Ankara, İstanbul her yere gittim. Gittiğimde de Kürtçe konuşuyorduk. Başımıza bir şey gelmedi. Ama son zamanlar artık bizim için çok daha zor. Sur olaylarının başlangıcında arkadaşlarım Ankara’da bir inşaatta çalışıyordu. İnşaatı ülküler basmış. Arkadaşlarım Kürt oldukları için saldırıya uğradı. Bazıları yaralandı. Hemen o gün dönmeye karar veriyorlar. Bu sefer de yolda Manavgat tarafında arabaları durduruldu. Yolda bir kere daha saldırıya uğradılar.”
Bugün en zor günler olmasına rağmen 90’larda da Kürt olmak batıda Kürt işçilere zor anlar yaşatmış. Ahmet Akbudak 1992 senesinde çalışmaya gittiği İzmir’de tost almak istemiş. Tostu istemesiyle olanlar olmuş.
İzmir’de çalışıyordum. Tost alamaya gittim. Adam şivemden galiba Kürt olduğumu anladı.’ Nerelisin?’ Diye sordu. Ben Diyarbakır dedikten hemen sonra ‘koşun burada terörist var’ diye bağırmaya başladı. Ben de o zamanlar gençtim bütün gücümle koşarak kaçtım. 1995’te Uşak’a gittiğimde ise artık öğrenmiştim. Nerelisin sorusuna ‘Kütahya Banaz’ diye cevap veriyordum. Haberlerde duymuştum. En çok şehit asker oradan çıkıyormuş. Bu yüzden oralılara hiç karışmazlar diye düşündüm. Ben biraz böyle gördüğün gibi sarışın mavi gözlü olduğum için inanıyorlardı. Oralıların şivesini de biraz öğrenmiştim.
Bugün inşaat sektöründe çalışan çoğu Kürt işçi 90’larda köyleri boşaltıldığı ya da yakıldığı için Diyarbakır gibi bölgedeki daha büyük illere göç etmişler. Ancak çatışmalar ve olağanüstü haller bölgenin genelinde ekonomik darlıklar yaşattığı için işçiler ekmeklerinin peşinden batıya gittiler. Batıda ise çoğu zaman terörist ilan edildiler.
Mahmut Dere 1993’te Lice yakılınca Diyarbakır’a göç etmiş.
1993’te devlet güçleri Lice’yi yaktı. Bizler de göç etmek zorunda kaldık. AHİM’e başvurduk. Mahkeme Türkiye’yi suçlu buldu ve ceza verdi. Ama hala köylerimize gidip oralarda yaşamıyoruz. 90’larda köyden çıkınca para kazanmak için batıya işçiliğe gittik. O zamanlar da kötüydü. Ama hiç bugünler kadar kötü değildi. Bizim işler 7 Haziran seçimlerinden sonra zorlaşmaya başladı. Ben batıda her yerde çalıştım. Kürt olduğumuz için batıda bizim için hep bir tehdit vardı. Tek rahat ettiğimiz zaman müzakere süreciydi. Bir tek o zaman hiç tehdit altında olmadan rahat çalışıyorduk. Köyümüz yakıldı mecbur kaldık batıya gitmeye orada da Kürt olduğumuz için bize terörist sanıyorlar.

İşçiler bunca kötü deneyime rağmen işlerin hala çığırından çıkmamasını bir iç çatışmaya veya hiç batıya gidemeyecek hale gelmemesini Türkiye halklarının duyarlılığına bağlıyor. Muzaffer Karadeniz 30 yıldır kalıpçılık yapıyor. “Türkiye’de de çok duyalı insanlar. Herkes Kürtlerden nefret etmiyor. Eğer öyle olsaydı şimdiye kadar çok daha büyük sorunlar olurdu. Bazı gruplar onlar saldırmak istiyor. Her zaman da saldıramıyorlar. Diğerleri onları durduruyor. Halkların arasında hala bir duyarlılık, insanlık var.”
Müzakere süreci ve barış onları en çok umutlandıran ve yüzlerini güldüren kelimler oluyor. Hepsi en çok müzakere sürecinde batıda rahat ettikleri konusunda hem fikirler. Bir an önce barış gelsin istiyorlar. Artık kendi topraklarında çalışmak istiyorlar ama imkanlar kısıtlı. Aileleriyle birlikte yaşamak için barış onları umutlandıran tek şey. Bu yolla kendi topraklarında daha fazla iş imkanı yakalayacaklarını düşünüyorlar. Hiçbirisi ‘artık kesinlikle batıya çalışmaya gitmem’ demiyor. Hatta gitmek zorunda olduklarını para kazanmak için bundan sonra da batıya gideceklerini söylüyorlar. Fakat maddi imkanlar ne kadar zor olursa olsun bu süreçte asla gitmeyecekleri şehirler var. Hepsi Konya, Samsun, Ordu, Yozgat gibi Karadeniz ve İç Anadolu şehirlerine gitmemekte hem fikirler.
Haberdar