Çocuk yaşta gelin edilerek ruhu örselenen, gencecikken ihtiyarlayan kadınlar “aile birliği”nin harcı yapılmak isteniyor
Leyla Sander
Yıllardır bazen çok dikkati çekmemeye çalışarak kıyısından köşesinden bazen de açıktan göstere göstere yeni bir toplum inşa ediyorlar. Başlıca hammaddesi, hayatı her gün yeniden üreten kadın!
Bu toplum tahayyülünün çekirdeği burjuva “muhafazakar Türk ailesi” olacak. Herkes haddini ve yerini bilecek. Kadınlar asli görevleri olan “karılık” ve “anneliği” asla unutmayacaklar. Onları eve ve mutfağa zincirleyen yazgılarını değiştirmeye çalışmayacaklar! Dayaksa dayak, tecavüzse tecavüz, ölümse ölüm... boyun eğecekler.
Onlar için burjuva aile öyle vazgeçilmez bir kurum ki, onu bu gericileşme ve muhafazakarlaşma dalgasına uygun hale getirmek için rapor üzerine rapor düzenliyorlar. Kindar ve dindar nesillerin üretiminin garantisini ailede ve eğitimde görüyorlar.
Popüler bir söylemle “Meclis boşanma komisyonu” olarak adlandılan gericiler güruhunun hazırladığı rapor da bu türden yeni bir örnek. “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi Meclis Araştırma Komisyonu”nun hazırladığı rapor, kadınlar ve çocuklar için şimdiye dek kazanılmış haklardan büyük bir U dönüşü anlamına geliyor. Raporun içeriğine bakıldığında, Yasalara kadar giren kazanımların el çabukluğuyla birer birer geriye alınmaya çalışıldığı görülüyor.
Söz konusu rapora göre, istismar edilen çocuklar tecavüzcüleriyle evlendirilecek. Türkiye'de 5,5 milyon kadının çocuk yaşta evlendirildiği düşünülecek olursa, buna teşvik edilen yenileri, üstelik yasa gereği eklenecek demektir. Rapor, cinsel istismarın 'rızaya' dayalı olabileceğini söyleyerek istismarcısıyla evlendirilecek ve 5 yıl 'sorunsuz' bir evlilik sürmesi halinde tacizci/istismarcı denetimli serbestlikten yararlanabilecek!
Tecavüzcülere bir nevi ödül anlamına gelen bu kadın düşmanı saldırganlık, ömür boyu sürebilecek bir tecavüzler silsilesinin kapısını aralar. Tecavüzü önlemeye çalışmak yerine tecavüz mağdurunu evlendirerek cezalandır!
“O zaman boşanır, olur biter” demeyin. Boşanmak zaten kolay değildi, bu rapora göre yasayla daha da zorlaştırılacak. Çünkü, “arabuluculuk ve uzlaştırma” raporda başa yazılıyor. 'Aile birliği'nin bekası için ne yaşıyor olursa olsun kadınları boşanmadan caydırmak için yasada yazmasa da uygulanagelen yeni engeller çıkarılıyor. Aile danışmanı olarak ilahiyat mezunları istihdam ediliyor, 'zorunlu arabuluculuk' tavsiye ediliyor.
1 Ağustos 2014'te Türkiye'de de yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi'ne göre kadına yönelik şiddet davalarında her türlü arabuluculuk ve uzlaşma sözde yasaktır. Oysa bu rapor, yasalarda varolmasına rağmen uygulanmayan hakların da geri alınması demektir.
Şiddet gören kadın, mesai saatleri içinde karakollara başvuramayacak. Şiddete uğrayan kadının hızlı başvuru olanaklarını elinden alan bu maddeye göre kocasıyla barışması için ikna edilmeye çalışılan kadınlar artık can güvenlikleri tehlikeye düştüğünde bile karakollara gidemeyecek, kimi zaman özellikle büyük kentlerde mahallesinden çıkmayan kadınlar savcılıklara ulaşmaya çalışacak!
Rapor, 'aile mahremiyetinin korunması' bahanesiyle -aile hukukuna ilişkin tüm davalarda- duruşmaların gizli yapılmasını öneriyor. Kapalı kapılar ardında bitirmeyi planlıyorlar her şeyi. Kadınları ilgilendiren her türlü davada son yıllarda sayıları hayli artmak üzere destekçilerin ve takipçilerin katılımının kadınlar açısından nasıl manevi bir motivasyon olduğu biliniyor. Raporda yer alan bu madde, kadınları bütün bu destek ve dayanışma gücünden mahrum bırakmayı, onları daha da yalnızlaştırmayı amaçlıyor.
Kadının nafaka hakkının süreye bağlanması, mal paylaşımında dava açma süresinin kısaltılması, eşin ölümünde kadının payının verilmek istenmemesi... gibi kadına yönelik daha bir dizi saldırı adımı var raporda
Burjuva devletin ideolojik-dinsel-geleneksel silahlarla donattığı kocaları, sevgilileri, babaları,erkek kardeşleri tarafından yaşam hakları ellerinden alınan, hayatın her alanında gerici toplumsal değer yargılarıyla boğuşan, karakollardan, savcılıklardan ‘aile birliği’ tavsiyesiyle savılan, mahkemelerde hakimlerin insafına terkedilen kadınlar şimdi yeni bir ateş altında.
Çocuk yaşta gelin edilerek ruhu örselenen, gencecikken ihtiyarlayan kadınlar, toplumsal hayatın dışına sürülüp “aile birliği”nin harcı yapılmak isteniyor. Geleneğin, dinin ve kapitalist sistemin erkek egemen dayatmalarının yeni bir örneği olan bu rapor paçavrası tam da bu gericilerin cibilliyetine uygundur.
Tanımıyoruz, tanımayacağız!