Bu mücadeleyi çoktan kazandı onlar. Çoğunluğu sağlayacak bir örgütlenme yaratmış olmaları bunu gösteriyor
Tanur Oğuz Gündüzalp
‘80’li yılların hit parçalarından “Çöpçüler” şarkısını neredeyse bilmeyenimiz yoktur. Öyle ki, söylendiği zaman ve mekândan bağımsız nerede duyarsak duyalım bu şarkıyı, öyle veya böyle bir biçimde eşlik ederiz “kör olası çöpçüler, aşkımı süpürmüşler” nakaratına…
Aradan geçen otuz küsur yıllık zaman zarfında yerleşik alışkanlıklarımızdan toplumsal davranış biçimlerimize; kültürel ve sanatsal beğenilerden estetik ve eğitsel beklentilerimize; aile ve sosyal çevremizle kurduğumuz ilişkilerden yaşadığımız aşklara kadar birçok şey hızla değişirken, sanırım zamana inat değişmeyen tek şey çöpçülerin “kör olası” davranışları oluyor.
Bildiğiniz üzere, Avcılar Belediyesi’ne bağlı taşeron firmada çalışan 32 temizlik işçisi -siz onları çöpçüler olarak da düşünebilirsiniz-, sendikalı oldukları gerekçesiyle işten atıldı. 20 gündür belediye önünde direnişe geçerek işe iadelerini isteyen bu temizlik işçilerinin ne birilerinin aşkında gözü vardı ne de uluorta kaybedilen aşkları süpürerek çöp kovasına atmışlardı. Tek suçları anayasal hakları olan sendikal örgütlülüklerini elde ederek yaşanabilir bir ücret, insanca muamele görmek ve insana yakışır uygun çalışma koşullarına sahip olmak!
Birçok direnişe katılmış biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, her direniş bir öncekini mumla aratacak düzeyde yaşanmaya başladı. 32 işçinin işten atılmasıyla birlikte sendikal örgütlülüklerine hız veren Avcılar Belediyesi temizlik işçileri, dün itibariyle sendikal örgütlülük için gerekli sayıya ulaştılar. Bakanlığa başvurularını kutlayacakken, taşeron firma bu gelişme karşısında akşam saatlerinde 6 işçiyi daha işten atarak işçi düşmanı yüzünü bir kez daha gösterdi. Topyekûn direnişe geçen diğer temizlik işçileri, gece saatleri itibariyle Fen İşleri’ne bağlı şantiyeyi işgal ederek direnişi bir üst seviyeye taşıdı.
Atılan 32 işçinin direnişinde yer aldığımız için işgalde de yanlarında olmamızı isteyen temizlik işçilerinin yanına gittik. Yaklaşık 200 işçiyle başlayan direniş şu saatler itibariyle 400'ün üstüne çıkmış durumda.
Birlikte geçirdiğimiz gece boyunca birçok temizlik işçisini dinleme imkânımız oldu. Temel ekonomik sorundan da önce onur mücadelesinin öne çıktığı direnişte işçiler, yaşadıkları insanlık dışı sorunları bizlerle samimiyetle paylaştılar.

Yaklaşık bir yıldır aynı taşeronda çalışan temizlik işçisi şunları söylüyor:
Temizlik işçileri -yani biz çöpçüler- taşeron firma yetkililerinin gözünde insan olarak görülmüyoruz. Çalıştığım süre boyunca burada bir yetkilinin gerek bana gerekse de başka bir arkadaşıma insan gözüyle baktığına tanık olmadım. Bir sıkıntımız olduğunda odalarına girip bunu dile getirmek istediğimizde bizden verdiğimiz Allah selamını bile almaktan uzak duruyorlar. Daha cümlemize başlamadan el hareketiyle ‘dışarı dışarı’ hareketi yapıyorlar.
Başka bir işçi ekliyor:
Hadi içeri bizi almıyorlar, dışarda yakaladığımız amirlere ‘malzeme ihtiyacımız var, eldivenimiz bitti’ diyoruz. Yüzümüze bakmadıkları gibi ‘bittiyse nalburda var, gidin oradan alın’ diyorlar. Belediyenin işi için cebimizdeki parayla eldiven, kürek, süpürge almak zorunda kalıyoruz. Cenazem var, izin almam gerekiyor; ne izni diyor, ‘sen olmadan da gömerler ama sen olmasan çöpü kim toplayacak’ diyerek izin-mizin yok! Diretirsen kapıyı gösteriyor…
Bir Kürt işçi araya giriyor:
Koca şantiyede üstümüzü değiştirecek bir yerimiz bile yok. Dışarda değiştiriyoruz üstümüzü. İçmeye suyumuz yok, çayımız yok, yemeğimiz yok; bırakın bunları burada oturacak bir sandalyemiz bile yok. Karda-kışta çok zorlanıyoruz... Bir gün kar yağmış, dışarısı çok soğuk. İşi gece üçte bırakacağım. Ekibin işi gece iki de bitti. Şantiyeye geldik. İş yok ama gitmemize izin vermiyorlar. İlla saat üçü beleyeceğiz. İyi, bekleyelim de nerede? Kapısı açık çöp kamyonunun içinde girdim. Girmez olaydım; taşeron yetkilileri ve amirler üstüme yürüdü, beni döveceklerdi. Kamyona binmem yasakmış, anlayamadım bu durumu. Oysaki yarın o kamyonla çöp toplamaya çıkacaktım. Oturmamın yasak olduğu kamyonla çöp topluyorum, siz düşünün.

Yaşadıkları sorunlar bunlarla da sınır değil. Çöplerini topladıkları mahalle sakinleri tarafından da yer yer şiddet görüyorlarmış:
Araç ve personel eksiği yüzünden geç alınan çöplerden bizi sorumlu tutup dövenler oldu. Bir arkadaşımız silahla yaralandı. Başka bir arkadaşımızın 5. kattan kafasına atılan çöp yüzünden parmakları kırıldı. Mahalleli de bizi insan görmüyor. Kişiliğimizi yaptığımız iş üzerinden değerlendiriyorlar. Çöpçü olmak kötü bir şey. Ama biz onların çöpünü topluyoruz. Onların parmak uçlarıyla bile tutmaya tiksindikleri kendi çöplerini bizler parasını cebimizden ödediğimiz eldivenlerle kucaklayarak topluyoruz!..
“Bu mücadelenin kazanılması gerekiyor” diyor bir temizlik işçisi; “zaten beterin en beterini yaşıyoruz burada. Eğer kaybedersek patron nasıl bir intikam alır bizden bilemiyorum. Ama sonuç hiç kimse için iyi olmaz!..”
Bu mücadeleyi çoktan kazandı onlar... Kısa bir sürede çoğunluğu sağlayacak bir örgütlenme yaratmış olmaları bile bunu gösteriyor. Şimdi önlerinde yeni bir etap var. Sendikalı olmanın bilinci ve özgüvenini sendikal çalışmaya ve yaşamlarına aynı ruhla taşımak. Sınıf kardeşlerine yol göstermek, örnek olmak!..