"Süpürgeci" kadınlar anlatıyor

Avcılar Belediyesi'ndeki iş bırakma eylemine fiilen katılarak destek veren kadın işçilerle konuştuk

İŞÇİ SINIFI
Salı, 24 Mayıs 2016 (10 yıl 5 ay önce)

İşten atılan arkadaşlarının işe alınması için iş bırakma eylemine fiilen katılarak destek veren Avcılar Belediyesi bünyesinde TOMURCUK taşeron şirkette süpürgecilik yapan kadın işçilerle konuştuk. "Süpürgeci" kadın işçiler çalışırken hangi sorunları yaşadıklarını, bu sorunların kendilerini nasıl etkilediğini anlattılar.



 



Alınteri: Siz iş görüşmesi yaptığınızda nasıl bir iş tarifi yaptılar?



Birinci kadın işçi: Ara sokaklara girmeyeceğimiz söylendi. Bir saat yemek, 15 dakika çay molası olduğu, mesai saatimizin ne kadar olduğu söylendi. Biz sadece ana caddelerde çalışacaktık. Herkesin bölgesi belli o bölgelerin dışında hiçbir yeri süpürmeyeceğimiz söylendi.



 



Alınteri: İşe başladıktan sonra gerçekten bütün bunlara uyuldu mu?



Birinci kadın işçi: İşe başlayalı bir ay olmamıştı ki, “Böyle çalışırsanız işten çıkaracağız” tehditleri savrulmaya başlandı. Aylar geçtikçe bizi sokaklarda çalıştırmaya başladılar. Sokaklara girmek istemedik. Ama gün geçtikçe 10 metre, 20 metre diyerek sokaklara girmek zorunda bırakıldık. Bu da yetmedi bizim işimiz olmadığı halde parklar görev alanımıza sokuldu. Ardından görev bölgemiz genişletilmeye başlandı. Boş arsalara gönderildik. Yıkılan binaların molozlarını temizlemeye gönderildik.



 



Alınteri: Siz aslında sadece süpürgecilik yapacaktınız değil mi?



Birinci kadın işçi: Evet ama ağaç diplerini bile temizlememiz istendi. Güya işe girerken kadın olduğumuz için yere eğilip elimizle bir tek çöp almayacağımız söylenmişti.



 



Alınteri: Resmi tatillerde ve bayramlarda tatil hakkınızı kullanabiliyor musunuz?



Birinci kadın işçi: Sadece haftada bir gün tatil hakkımızı kullanabiliyoruz. Onun dışında bayramlarda falan hep çalışıyoruz. Mesai dedikleri halde mesai hiçbir zaman ödenmiyor. Üstelik paramızı kesiyorlar. Neden kesinti yaptıklarını sorduğumuzda, “Sen gelmemişsin, bunu yapmışsın, şunu kaybetmişsin...” gibi bir sürü şey söylüyorlar. İşten atılma korkusu yüzünden şimdiye kadar sesimizi çıkaramamıştık. Normal koşullarda ayda 3 gün ücretli mazeret iznimiz olması gerekiyor. Ama bir gün gelmesen 2 günlük ücretin kesiliyor. Geç kaldığımız zaman bile -çalıştığımız halde- o günkü ücretimiz kesiliyor.



 



Alınteri: Çalışırken arkadaşlarınız ya da herhangi birisi ile konuşabiliyor musunuz?



Birinci kadın işçi: Çalışırken hiç kimseyle konuşamıyoruz. Çünkü “Hiç kimseyle konuşmayacaksınız, selam vermeyeceksiniz” diye ikazlar yapıldı. Şefler ve ustabaşıları tarafından sürekli bir denetim altındayız. Biriyle konuşurken ya da selam veriken görülürsek hemen telsizle anonslar yapılıyor.



 



İkinci kadın işçi: Erkeklerin yaptığı ağır işlere kadınlarda sürükleniyor. Sabah mesaisinde üç kadının çalıştığı yerde öğleden sonra dört ya da beş erkek işçi çalışıyor. Bizi Park bahçeler işçilerinin yapacağı işlere yönlendiriyorlar, ağaç dipleri temizlettiriyorlar.



 



Alınteri: Siz işe girerken nasıl bir iş tanımı yaptılar?



İkinci kadın işçi: Bize, “25-30 metrekare alanda yer süpüreceksiniz, işinizi bitirdiğiniz zaman çayınızı içebilir, kahvaltınızı yapabilirsiniz, tuvalete gidebilirsiniz” diye belirtmişlerdi.



 



Alınteri: İlk söylenen iş tanımı, işe başladıktan sonra değişti mi?



İkinci kadın işçi: “Saat 10:00′a kadar bölgenizi bitirin sonra da çay molanıza çıkın” dediler. Bu onbeş gün sonra saat 09:00 oldu; “Bölgenizi dokuza kadar bitirip saat 10:00′da çayınızı içeceksiniz” denildi. İki ay sonra bölgemizi saat sekizde bitirmemiz istendi. “08:00′a kadar bölgeyi istiyoruz, saat 10:00′da mola yapabilirsiniz” dediler. En son bölgeyi 07:30′a bitirmemiz istendi. Biz 06:00′da işbaşı yapıyoruz ki bizi işe alırken bölgeyi saat 10:00′da bitireceğiz söylenmişti. Ama 07:30′a kadar düşürdüler. Üstelik dakika başı telefonlarla bizim çalışma isteğimizi de düşürüyorlar: “Bitmedi mi? Daha ne bekliyorsunuz? Patron bölgede geziyor, devam edin, yapamıyorsunuz...” Sürekli bu şekilde telefonla arayıp arayıp bizim tempomuzu düşürüyorlar.



 



Alınteri: Diyelim ki çalışırken rahatsızlandınız ve hastaneye gitmeniz gerekiyor. O zaman nasıl karşılanıyorsunuz?



İkinci kadın işçi: Bizzat kendi yaşadığım bir olayı anlatayım size: Çalışırken bir ara tansiyonum düştü-çıktı bir şeyler oldu. İlettiğimde bana önce, “Bir yerlere git biraz limon falan iç, ağrı kesici al, biraz dinlen, çok fenalaşırsan göndeririz. Şu an gönderemeyiz” dediler. Yoksa beni gelip hastaneye götürme falan olmadı.



 



Alınteri: Hastalanıp hastaneye gittiğinizde size rapor verdiklerinde nasıl bir yaptırımla karşılaşıyorsunuz?



İkinci kadın işçi: Rapor verildiği oluyor. Biz raporu getirip şeflerimize veriyoruz. Raporun parasını kesiyorlar. Hatta bazı arkadaşların raporları ortadan kayboluyor. Bir arkadaşımızın 35 günlük raporu vardı. Getirdi şeflerine verdi, iki şef arasında rapor kayboldu. Bu olay patrona kadar gitti. Arkadaşa söylenen şey ise, “Ben böyle bir şeyi kabul etmiyorum, kaybetmeseydiniz. Kim kaybettiyse gidin parasını ondan alın!..” oldu. Kadın arkadaş eşiyle birlikte aynı şirkette çalıştığı için işten atılmamak için sineye çekmek zorunda kaldı.



 



Arkadaşımızın biri 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü zorunlu işe çağrıldı. Kadın arkadaşın hastanede randevusu var ve rapor vermişler. Kadın arkadaş raporlu olduğu günü izinine saydılar. Raporun parasını da ödemediler. Bizim ayda 3 gün idari izin hakkımız olduğu halde kullanamıyoruz. Normal izin günümüzde bile zorluklarla kullanıyoruz.



 



Alınteri: Diyelim ki hasta değilsiniz ama işe gelemediniz karşılığı ne oluyor?



İkinci kadın işçi: Tutanak tutulup savuna isteniyor ve ücretimiz kesiliyor. Bir güne karşılık 2 günlük ücret kesintisi yapılıyor.



 



Alınteri: Haftalık izinler, resmi tatiller konusunda sıkıntı yaşadığınız oluyor mu?



İkinci kadın işçi: İşe başlarken zorunlu olarak resmi tatillerde çalışacağımıza dair belge imzalattırdılar. Öyle bir hakkımız yok. “Mesai vereceğiz” dediler.



 



Alınteri: Mesai alıyor rmusunuz?



İkinci kadın işçi: Mesai verdiklerini zannediyorlar. Ücretlerimiz incelendiğinde görülecektir ki çok az bir miktar veriyorlar.



 



Alınteri: Ücretlerinizde kesintiler yapılıyor mu?



İkinci kadın işçi: Elbette. Aynı saatlerde, aynı koşullarda birlikte çalıştığımız arkadaşımızla ücretleri karşılaştırdığımızda bakıyorsunuz ya 10 lira ya 30 lira ya da 50 liraya varan farklar olduğunu görüyoruz.



 



Alınteri: Bu farklılığın neden olduğunu hiç sordunuz mu?



İkinci kadın işçi: “Devlet kesintisi” diye söyleniyor.



 



Alınteri: Mobing uygulanıyor mu?



İkinci kadın işçi: Eğer size kafayı taktılarsa, bölgen bitmiş olsa bile, “Bölgenin diğer ucunda bir çöp kalmış” diye telsizle anons edip gönderiyorlar. Gittiğinde hiçbir şeyin olmadığını görüyorsun. Boşu boşuna sizi oraya gönderiyorlar.



 



Alınteri: Yaşadığınız sorunlardan kaynaklı psikolojiniz nasıl etkileniyor.



İkinci kadın işçi: Bizden sorumlu olanlar profesyonel değiller ki. Hiç işçiyle çalışmamışlar. Ne yönetici olarak ne insani olarak hiçbir şekilde işçiyle çalışmamışlar. Patronların amcasının, dayısının oğlunu getirip başımıza şef, ustabaşı yapmışlar. İşçileri birbirine düşürmek için dedikodu furyası işletiyorlar. Bana geliyor birlikte çalıştığım arkadaşım hakkında, ona gidiyor benim hakkımda dedikodu yapıyorlar. Birlikte aynı yerde, aynı işte çalıştığın canciğer olduğun arkadaşınla aranı bozmaya çalışıp, güvensizlik duymamızı sağlamaya çalışıyorlar. Ben bunları yaşadığımda psikolojim çok bozuldu ve 15-20 gün kendime gelemedim. İşten çıkmak istedim. Burası benim sağlığımı bozdu. Ne evde bir iş yapabildim onbeş gün boyunca ne çocuklarıma yakınlaşabildim ne ilgi gösterebildim. Dünyadan kopmuştum adeta. Ve tek düşüncem bir an önce işten çıkmaktı.



 



Alınteri: Şimdi nasılsın?



İkinci kadın işçi: İnsanların düşünceleri netleşti artık. Daha iyiyim. Gerçekler ortaya çıkınca cephen belli oluyor. Tarafın belli artık. Ona göre konuşuyorsun, ona göre hareket ediyorsun. Şu an düne göre daha iyiyim.



 



Alınteri: Siz aslında çalışıyorsunuz. Direnişteki arkadaşlarınıza destek olmak için 3 gündür siz de iş bırakmış durumdasınız. Bu nasıl gelişti, anlatabilir misiniz?



İkinci kadın işçi: Biz sendikalı olduğumuz için üçer-beşer işten atılan arkadaşlarımız oldu. Zaten iç içe yaşadığımız arkadaşlarımız. Onlar açken bizim tok olmamız çok manasız. Yarın aynı duruma gelmeyeceğimizi nereden bileceğiz ki... Arkadaşlarımızın yanında olmazsak ne anlamı kalır ki. Arkadaşımın kocası direnişteyken, evine ekmek girmezken ben onların yanında olmazsam bir daha yüzlerine nasıl bakacağım. O açlık sorunu yaşarken ben evimde nasıl yemek yiyebilirim. Bizim vicdanımız buna el vermiyor. Zaten arkadaşlarımızın işten çıkarılmasını kabullenmiyoruz. Son damla ise ücretlerin ödenmemesi ve en son üç arkadaşın işten çıkarılmaya çalışılması oldu. Gece vardiyasındaki arkadaşların hepsinin iş bırakma eylemine başladı, biz de onlara destek olmaya karar verip direnişe katıldık. Onlar nereye biz oraya sonuna kadar devam edeceğiz...



 



Alınteri: Bir kadın olarak, Belediye Başkanı Handan Toprak’ın gelip burada sergilediği tutumu nasıl değerlendiriyorsun?



İkinci kadın işçi: Ben temizlikte, eşim ise Fen İşleri'nde çalışıyor. Benim eşim seneler önce, Değirmenci Belediye Başkanı’yken sendikalaşmaya çalışmışlardı. Seçim zamanlarıydı çok iyi hatırlıyorum. Değirmenci de eşimi ve arkadaşlarını aynı bu şekilde kapının önüne koymuştu. Hiç unutmuyorum, o zaman Handan Hanım gelip işçilerin yanında Değirmencioğlu’na yumruk salladı. “Ben işçi dostuyum, emekçiyim, ben sizlerin hakkınızı yedirmeyeceğim” dedi. Dün burada bize tehdit savurması, hatta saldırmak için geri dönmesini gerçekten çok komik buluyorum. El altından yedikleri... tamamen kendisini kullandırmak zorundaymış gibi gördüm. Kendini kullandırıyor. Çünkü onlarla yediği bir miktar var ve bedelini Handan hanımın ödemesini istiyorlar. İşçiye gösterdiği tepkiyle bunu ödediğini zannediyor. Havasını attı gitti.



 



Alınteri: Kadın çalışanlara karşı düşmanlık yapılıyor mu?



İkinci kadın işçi: Evet, kadın işçilerin erkek işçilerle aynı ücreti alması haksızlıkmış, erkek şeflerle konuşurken bir arkadaşımız duymuş. “Kadın çalışanlara 2000 TL’yi yedirmeyeceğim, erkekler ne kadar yer süpürüyorsa onlar da o kadar yer süpürmek zorundalar” diye konuşuyorlarmış. Biz buna karşı dirençli durmaya çalışıyoruz. Zaten verdikleri 2000TL değil, maaş bordrolarımızda herkes görebilir 1.950 TL brütümüz var. Bunun 650’si yol, yemek, vergiler, katkı payları geriye kalan ise 1300TL Yani asgari ücret... Bu ücrete biz başka yerlerde de iş buluruz. Belki saatleri cazip geliyor. Bir de eşim vardiyalı çalıştığı için çocukları başkasına emanet etmeye ihtiyaç duymuyoruz. Buraya sırf bunun için katlanıyoruz.



 



Bir de şu var. Biz 9 saat çalışıyoruz. Ama işe girerken benim ağzımdan 7,5 saat çalışıyorum diye kağıt imzalattırdılar. Bu nedir diye sorduğumuzda, “Yemek ve çay saatlerini aradan çıkardık, ödemiyoruz” dediler. Üstelik hiç bir zaman ücretlerimiz gününde öndenmedi.