Bodur, sömürücü burjuvalara özgü temel özelliklerin tipik bir temsilcisiydi
Ege Deniz
Türkiye’nin en büyük tekelci holdinglerinden Kale Grubu’nun kurucusu ve onursal başkanı İbrahim Bodur geçenlerde öldü.
Bodur, işçi düşmanı, halk düşmanı, çevre düşmanı olmak gibi sömürücü burjuvalara özgü temel özelliklerin tipik bir temsilcisiydi.
Dönemin kötü ünlü Robert Koleji’nin tezgahından geçmesi ve ihtisasını Amerika’da yapmış olmasıyla da “Türk tipi modern burjuva” örneğiydi.
İbrahim Bodur ve holdinginin gelişim seyri, Türkiye’deki işbirlikçi tekelci kapitalizmin gelişim sürecinin canlı bir örneği ve özeti gibidir:
Türkiye’deki egemen tekelci kapitalist sınıfın 1930’larda henüz ticari yanı ağır basan niteliğine uygun şekilde o da esas olarak tütün ticaretiyle uğraşan tüccar bir ailenin çocuğudur. 1950’lere gelindiğinde babasının ve kayınbabasının birikmiş ticari sermayeleri sanayiye yönelir, kurulan iplik fabrikasının başına da İbrahim Bodur oturtulur.
Eldeki sermayenin artık doğrudan artı-değer sömürüsüyle büyütülmesi aşamasına geçilmiştir. 1951 yılında kurulan ilk fabrikanın ardından 1957’de devlet bankalarının desteği ve Etibank ortaklığıyla bu kez Çanakkale Seramik Fabrikası kurulur. Bu adımla birlikte değişik dallarda faaliyet gösteren tekelci bir sermaye grubu olma yoluna girilir.
Tekelciliğin doğasına uygun olarak aynı dönemde seramik sektörüne giren Eczacıbaşı’yla aralarında bir kartel anlaşması yaparlar: “Centilmenlik“ anlaşması gibi “kibar” bir isim altında gerçekleşen bu piyasayı paylaşım anlaşmasına göre, seramik ve sağlık gereçleri imalatının Eczacıbaşı’nda kalmasına karşılık kaplama malzemeleri ve izolatör üretimini Bodur üstlenir. İki kanemici sermaye grubu birbirlerinin alanına girmemekte uzlaşırlar.
Bu anlaşmadan 50 yıl sonra Kale Seramik, kaplama malzemeleri alanında Eczacıbaşı tesislerinin yaklaşık üç katı büyüklüğündeydi, sağlık malzemeleri alanında ise bu oran tam tersineydi. Ve her ikisi de kendi alanlarında rakipsiz tekellerdi.
Türk tekelci burjuvazisinin diğer ilk kuşak temsilcileri gibi Bodur grubu da 1960’ların sonlarına doğru belirgin bir tekelci karakter kazandı, hızlı bir sermaye yoğunlaşmasıyla birlikte seramik ve yapı malzemeleri üretimiyle doğrudan ve dolaylı bağıntılı bir dizi sektörde yeni yatırımlara yöneldi (“ilişkili çeşitlenme“) ve 1971’de holdingleşti.
Tekelci burjuvazinin diğer temsicileri gibi onun biti de, devletin (bakanlıklar ve bürokrasinin), TSKB (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası) ve Etibank gibi devlet bankalarının ve ordunun yakın desteğiyle kanlandı.
Tıpkı işbirlikçi tekelci burjuvazinin geneli gibi o da değişik emperyalist tekellerin taşeronluğunu (1987’de İngiliz Morgan’ın temsilciliğini alması örneği gibi) üstlendi.
Ve tıpkı savaştan, kandan beslenen Koç Holding ve diğerleri gibi o da silah sanayine yöneldi. Uçaksavar topları, çok namlulu roketatarlar, Stinger füzelerinin bazı kısımlarının üretimi yanında 2000’li yıllara gelindiğinde savaş uçaklarının kimi parçalarını üretmek, uluslararası silah tekellerinin taşeronluğunu yapmak suretiyle kandan kar devşirmeye soyundu.
Bodur’un kapitalist hayatında, 12 Eylül faşist cuntası şeflerinden Tahsin Şahinkaya’nın özel bir yer tuttuğunu ise ayrıca anmak ve hatırlamak gerekiyor. 12 Eylül’ün zengin ettiği, hatta dünyanın en zengin generalleri arasında sayılan Tahsin Şahinkaya faşisti, eşi ve çocukları, Kalebodur, Kaleterasit gibi şirketlerin ortaklarındandı. Tabii Kalebodur, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan en fazla ihale alan şirketler arasındaydı.
Son olarak grubun, biri seramik diğeri seramik kimyasalları (bu üretim doğrudan çevre tahribatına yol açmaktadır) olmak üzere 2007’de Yozgat Yerköy’de kurulan iki fabrikasının açılışının Tayyip Erdoğan faşisti tarafından yapıldığını ve Tayyip’in bu fabrikaların kuruluşunu “sosyal sorumluluk örneği” olarak takdim ettiğini de ekleyelim.