18'indeki Sebestian kapitalizme karşı öfke ve nefretini yanlış bir eylem ile ortaya koydu: Okul basıp 16'sı polis 27 kişiyi yaraladı.
Almanya'da iki gündür gazeteler sütunlarında, televizyonlar ekranlarında, insanlar kendi aralarında Sebastian Bosse adında bir genci konuşuyorlar. 18 yaşındaki Sebastian'a bu popülerliği kazandıran ise, Geschwister - Scholl - Realschule adlı okulu basarak, 16'sı polis 27 kişiyi yaraladıktan sonra intihar etmesi!
Geçen yıl mezun olduğu okulu basan Sebastian'ın 11 sivil ile 16 polisi “yaraladıktan” sonra intihar ettiği açıklandı. Sebastian'ın sabah saat 09.30 sularında okula geldiği, koridorlarda rasgele ateş ettikten sonra üst kata çıktığı ve okulun çevresini kuşatan özel harekat polislerinin içeri girmesinden kısa bir süre sonra da intihar ettiği söylendi.
Almanya'da burjuva basın şimdi Sebastian'ın içine kapanık, yıkık, sürekli oynadığı şiddet içerikli bilgisayar oyunları üzerinden saldırgan kişiliği, hayal kırıklığına uğramış yapısını irdeliyor. Ama tabii ki toplumsal, ekonomik, kültürel vb. her şeyden ayrıştırarak. Sebastian sanki bu toplumda doğup büyümemiş, algıları, becerileri, kişiliği bu toplum ve sistem içerisinde şekillenmemişde 18 yaşında Almanya'ya ışınlanmış ve saldırıyı yaptıktan sonra da intihar etmiş gibi!
Oysa Sebastian'ın “saldırgan kişiliği” isteseydi, elindeki tabanca ile pek çok öğrenci ve öğretmeni öldürebilirdi. Ama o hiç kimseyi öldürmedi. Kimseyi rehin dahi almadı. O sadece kendisine insanlığını dahi unutturan kapitalizme karşı öfke ve nefretini yanlış bir eylem ile ortaya koydu. Sebastian'ın saldırıdan önce kaleme aldığı aşağıdaki mektubu, eyleminin, kişiyi topluma hatta kendisine dahi yabancılaştıran, yozlaştıran, yalnızlaştıran, hiçbir çıkış hissi bırakmayan kapitalist üretim ve paylaşım(sızlık) ilişkilerine yöneltilmiş bir isyan olduğunu ortaya koyacak açıklıkta.
İşte Sebastian'ın o mektubu:
Eğer kişi yaşamında mutlu olamıyorsa ve her geçen gün sorunları daha da çok artıyorsa, o kişiye bu hayattan kaçmaktan başka bir yol kalmamaktadır. Bu nedenle karar verdim. Belki bazı insanlar devam edebilirlerdi, daha iyi olacak diye düşünebilirlerdi.
Ancak öyle olmayacak. Bana yaşamı öğrenmem için okula gitmem gerektiği söylendi. Böylece ileride daha güzel bir yaşam sürecektim. Ama markalı bir araba, büyük bir ev, en güzel kadın insana ne getirebilir. Sonuçta her şey kıç kadar değerli. Eğer karın, arabanın benzin fiyatını ödeyemediğin için senden nefret etmeye başlarsa veya seni kahrolası evinde kimse ziyarete gelmezse...
Okulda öğrendiğim tek şey hayata karşı mağlup olduğumdur. GGS okulundaki ilk yıllarımda tüketici ruhuna kapılıp arkadaş edinme çabasına dahi girdim. Bu insanlar beni kişi olarak değil, bir statü sembolü olarak gördüler. Ama hemen uyandım. Dünyanın bana göründüğü gibi olmadığının farkındayım. Bunların bir illüzyon olduğunu ve medya tarafından yaratıldığını biliyorum.
Şimdi daha çok nasıl bir dünyada bulunduğumun farkındayım. Sadece paranın hükmettiği bir dünya. Okulda bile her şey bu eksen etrafında dönüyor. En yeni cep telefonu, en yeni giysiler en doğru "arkadaşlar". Bunlardan biri yoksa, hiçbir değerin de yoktur. Bu insanlara jocks denir. Jocks’lar pahalı kıyafetler ve güzel kızları elde etmek için birinin yanında olanlardır.
Bu insanları lanetliyorum, hayır insanları lanetliyorum. 18 yaşında insanların topluma uyduklarında mutlu olacaklarını öğrendim. Ancak bunu yapamazdım ve istemiyordum da. Ben özgürüm. Hiç kimse yaşamıma karışamaz. Buna karışmaya kalkan da bedelini öder. Elveda insanlık.