Bu sadece öğrenciler ve velilerinin sorunu değildir
2016-2017 eğitim yılı, Türkiye’nin metropollerinde, AKP iktidarının yürüttüğü “proje okul” uygulamalarının sonuçları ve ona karşı yükselen tepkilerle başladı.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2014 Mart ayında çıkarılan bir yasayla,Türkiye’nin geleneksel burjuva dünyasının en gözde 170 lisesini “proje okul“ ilan etmişti.
Geçtiğimiz yılın Eylül ayının başında yayımlanan “proje okul yönetmeliği” ise aynı okulda sekiz yılını tamamlayan öğretmenlerin tayinini gündeme getirmiş, 2015-2016 eğitim yılı kapanırken, liseliler birbiri ardına bildiri yayınlayarak proje okul uygulamasını protesto etmişti.
Yönetmeliğe göre, okulların sadece öğretmen kadroları değil öğrenci seçme ve kayıt koşulları da merkezi sistemin dışına çıkartılıyor. “Gerekli görülmesi halinde bünyesinde ortaokul bulunan proje okullarına öğrenci alımının okul yönetimince yapılacak yazılı veya yazılı ve sözlü sınav sonucuna göre belirlenebileceği” belirtiliyor.
Yani idareci kadrosunu Bakan belirliyor, öğrencileri ise Bakanın belirlediği idareciler seçiyor. Bununla beraber “Aynı ünvanla aynı eğitim kurumunda sekiz yıldan fazla süreyle yönetici veya öğretmen olarak görev yapılamaz” hükmüyle okulların mevcut eğitim kadrosu çökertiliyor. Üstelik 4 yıldan fazla aynı okulda görev yapan öğretmenlerin kaderi “performans düşüklüğü” gibi keyfi gerekçelerle sürgüne gönderme gibi yetkilerle donatılmış atanmış idarecilerin insafına bırakılıyor.
1 Eylül yönetmeliğine göre proje okul olabilmek için gerekli şartlar arasında okulun tarihi bir nitelik taşıması, eğitsel ve sosyal faaliyetler bakımından diğer okullar arasında ön plana çıkması gibi koşullar var.
Yani projeye dahil edilenler, Türkiye’deki geleneksel “Atatürkçü-laik” burjuva eğitim sisteminde önemli bir yere sahip okullar. Bu okullar aynı zamanda, birbiri ardına laiklik bildirileri yayınlayan, proje okul uygulamasıyla gelen kadroların kendilerine yaptığı baskıları teşhir eden, tek tipleştirmeye ve dincileşmeye karşı duran, (burjuva anlamda bile olsa) bilimsel eğitim ve eleştirel düşünceden taviz vermeyen, ve geleceğine sahip çıkan öğrencilerden oluşuyor.

Kabataş Lisesi’nden bir öğretmenin anlatımları AKP iktidarının ne yapmaya çalıştığını gözler önüne serer nitelikte:
Hükümet bu okulların tüm idarecilerini değiştirdi, başka okullardan özenle seçerek (tamamı Eğitimbirsen’li) ve hatta tamamı hemşehri olmak üzere (bizim okulda tamamı Trabzonlu, Cağaloğlu’nda Malatyalı gibi) yenilerini atadı. Onlar da yine tamamı aynı sendikadan. Okulun her yeri kameralarla donatıldı. Ne kadar dinci vakıf, yazar varsa okulda cirit atmaya başladı. Öğrencilerin bu etkinliklere katılmaları zorunlu yapıldı.
Kabataş Lisesi (iktidarın atadığı) müdür yardımcısının “tüm okullarımızın imam hatip okulları gibi olmasının zamanı geldi” demesi de, hem yapılmak istenenin ne olduğunu daha açık bir şekilde ortaya koyuyor hem de tehlikenin büyüklüğünü gösteriyor.
Bu bakımdan, buna karşı ilgili okullardaki liselilerin belli düzeydeki direnişleri önemlidir. Ama bir bütün olarak gelişen tepkiler Kemalist-laikçi bir refleks düzeyinde kalmaktadır, bu nedenle de öğrenci velilerinin ve söz konusu okulların "mezunlar derneği“ gibi oluşumların desteğiyle sınırlı kalmaktadır.
Oysa saldırı ve içerdiği tehlike çok daha büyüktür. Çünkü iktidarın “dindar ve kindar nesiller yetistirme” stratejik hedefinin bir parçası olarak gündeme getirilmiştir. Ve toplumu Sünni İslamcı yönde tektipleştirme yöneliminde vites büyütüldüğünü göstermektedir. Bu nedenle, ona denk bir karşı koyuş gerekliliği doğmuştur.
Birçok bakımdan yetersiz olan direnişin, her şeyden önce, Kemalist laikçiliğin dar sınırlarından hızla kurtarılması ve toplumun dinci temellerde tektipleştirilmek istenmesine tepkisi olan değişik kesimlerin de desteğini alacak şekilde sınıfsal bir perspektifle toplumsallaştırılması önem kazanmıştır.
İlk elde, direnişin proje okullarıyla sınırlı kalmayıp diğer liselere de taşınması ve liseli gençliğin birleşik hareketine dönüştürülmesi hedeflenmelidir. Ve sadece bildiriler yayınlamakla, alkışlı protestolar yapmakla sonuç alınamaz. Hiçbir eylem biçimini gözardı etmeden ama yaygın ve etkili boykotlar örgütlenerek ilerlenebilir ancak. Öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin, okullardaki diğer emekçilerin katılımını da sağlayan grev ve direnişleri örgütleyerek…