Salı, 6 Şubat 2007 (19 yıl 4 ay önce)
"Biz niçin buradayız. Siz orada ne yapıyorsunuz? Birbirinizi vuruyor. Çocuklarımızı öldürüyorsunuz. İşgale karşı çıkmak, birlikte mücadele etmek yerine kendi kendinizi yiyorsunuz. Utanç verici bir dönem yaşıyoruz. Burada kendimize, ne için hapishane olduğumuzu soruyoruz." Geçtiğimiz günlerde İsrail cezaevinden TV programına bağlanan tutuklu bir Filistinli böyle özetliyordu durumu.
"Eğer FKÖ çökerse çok üzülürüm. Bu mücadelemize olumsuz etki yapar. Eğer dar perspektiften, yani kendi fraksiyonum açısından bakacak olursam, yine aynı şeyi söylerim. FKÖ’nün çöküşü bizim amaçlarımızdan değildir." Bu satırlar da Bizim Filistin kitabında 1990'larda bir Hamas militanına ait.
DIŞSAL NEDENLER
Sadece cezaevindeki Filistinli tutuklular değil Filistin topraklarında Filistin halkı dahil birçok kişinin anlayamadığı bir çatışma yaşanıyor; iç savaşın ayak sesleri söz konusu. Bizim Filistin kitabındaki Hamas militanı gibi düşünen,
‘İsrail’e karşı’ her koşulda birlikte mücadele anlayışı da yok artık.
El Fetih ve Hamas kısır bir iktidar mücadelesinin, ucuz bir çıkar çatışmasının kurbanı olmak üzere. Artık sadece lider kadrolara saldırmakla kalınmıyor, bu çatışmalarda çoluk çocuk herkes kurban oluyor. Gazeteciler ve yabancılar kaçırılıyor. Filistin topraklarında El Kaide’den söz edilmeye başlanıyor. Restoran ve kafeler kurşunlanıyor. Toplum giderek İslamileştirilmeye çalışılıyor, çürüme her yanı sarıyor.
Yaşanan iç çatışma ve krizle birlikte Filistin toplumunun ana eksenini kaybettiği söylemek yanlış olmaz. Onlarca sonuçsuz ateşkesten sonra şimdi de Hamas ve El Fetih liderleri Suudi Arabistan’ın arabuluculuğunda Mekke’de çözüm arıyor. Denklem karmaşık, parametreler eskiye göre farklı. Çünkü eski liderler, toplumu sürükleyecek isimler yok artık, koşullar da farklı.
Filistin’deki bu çürüme ve çatışma ortamının en önemli gerekçesi tabii ki işgal şartları. İşgali unutarak Filistin sorunun geldiği noktayı tartışmak eksik olur. Demokratik bir seçimle hükümete gelen bir partinin, Hamas’ın maruz kaldığı hukuk dışı uygulama ve bu uygulamanın Filistin halkı üzerinde etkisini de unutmamak gerekiyor.
Filistinlilerin açlıkla terbiye edilmeye çalışılması, yalnızlık, umutsuzluk ve geleceğe yönelik inançsızlık da, var olan durumun nedenlerinden bir diğeri. İsrail, ABD ve AB’nin elbirliği ile Filistin’i bir iç savaşa ittiğini söylenebilir.
Bunlar çok önemli dışsal nedenler olmakla birlikte, yaşanan kaosun Filistin’in varlığına has yapısal ve tarihsel nedenleri var. Ortadoğu’nun en demokratik, mücadele geleneği en yüksek, en entelektüel halkı olan Filistinliler, bu özellikleri ile diğer Arap ülkelerinden ayrılırlar. Her ne kadar Arap rejimlerinin olumsuz unsurlarını taşısalar da 1948’den bu yana verilen bağımsızlık mücadelesi Filistin halkını farklı bir olgunluk ve insan üstü bir sabırla yaşamaya alıştırmıştır.
Hamas seçimlerden sonra izole edilmeyip, Filistin’i yönetmesine izin verilseydi bugünkü duruma gelinir miydi? Bu soruya evet yanıtı vermek zor. En azından yanıtı doğal süreçte arayabilirdik.
HAMAS’IN ‘İKTİDARSIZLIĞI’
Tüm bu gerekçelerden sonra asıl önemli olan Hamas ve El Fetih’in bu süreçteki rolüdür. Her iki örgüt aylardır ortak bir hükümette buluşamıyor. El Fetih Hamas’ı yönetimdeki yetersizliği ve krizi yönetememekle, Hamas da El Fetih’i İsrail ve ABD’yle işbirliği yapmakla suçluyor. Her iki suçlamanın da haklı yanları var.
Hamas siyasi ve ekonomik ambargoyu yönetemedi, kendi toplumuna bunu anlatamayıp sadece iktidarda kalmanın hesaplarını yaparak Filistin’deki siyasi süreçte iyi bir sınav veremedi. Gündelik hayatı örgütleyememekle kalmayıp en basit hizmetleri bile yerine getiremedi.
Çünkü hiçbir tecrübesi olmadığı gibi, örgüt yönetmekle iktidar olmanın farkını ortaya koyamadı. Üstelik bunları yerine getirememenin kompleksi ile Filistin yönetiminin güvenlik birimlerine karşı kendi silahlı gücünü yasadışı olarak sokaklara sürdü.
Filistin’de sokaklar farklı silahlı gruplara teslim edilmiş durumda. Hamas’ın sokaklara saldığı silahlı güçleri bir daha içeri sokmak da mümkün görünmüyor. Yakında, karakollar, hastaneler, devlet daireleri de Hamas ve Fetih’in silahlı güçleri arasında bölünecek gibi görünüyor.
Ambargo nedeniyle Hamas’ın el altında, kayıtsız bir şekilde getirmeye çalıştığı paralar da çabası. Camilerde bazı imamlar El Fetih yanlısı diye öldürüldü. Bazı camilerde El Fetih aleyhinde olumsuz hutbeler okunmaya başlandı. Hamas aleyhine yayın yapan gazete büroları bombalandı.
Hamas sadece İsrail’e karşı değil, diğer Arap ülkeleri ile ilişkilerde de başarısız oldu. Örneğin Suudi Arabistan, Mısır gibi ülkeler yerine ilk ziyaretini İran’a yapmayı tercih etti. Filistin topraklarında ilk kez İranlıların etkisi, El Kaide benzeri unsurların yeşermeye başlaması söz konusu. Bu süreç Filistin mücadelesini ulusal kimliğinden çıkararak sadece İslami bir mücadeleye çevirme riski taşıyor ki en önemli yanlış bu. Bu yanlış ileriki yıllarda Filistin mücadelesinin en büyük engeli olacak gibi görünüyor.
EL FETİH’İN ‘KİRLİ İLİŞKİLERİ’
El Fetih ise yıllar sonra iktidardan düşmenin acısını Hamas’ı her alanda yalnız bırakarak çıkarmaya çalışıyor. Özellikle ekonomik kaynakların elden çıkması, bazı çıkar gruplarının kaosu körüklemesine neden oldu.
El Fetih içindeki çürümüş ilişkiler devam ederken, seçim kaybedildikten sonra yeniden yapılanma yerine eski kirli ilişkiler sürdürüldü; eski yıpranmış kadrolar tasfiye edilmedi.
Örneğin Gazze’nin eski güvenlik şefi Muhammed Dahlan gibi figürler karanlık saldırılara başladı. Mahmud Abbas, İsrail’den 86 milyon dolarlık silah yardımı almayı kabul etti. İsrail’in Filistinli bir gruba silah yardımı yapması görülmüş bir şey değil.
Gazze’de insanlar öldürülürken Abbas, Davos’ta ne işe yaradığı belli olmayan toplantılara katıldı, Filistin’e dönerek durumu toparlamaya çalışmadı. FKÖ siyasi büro şefi ve Faruk Kaddumi ile görüş ayrılığı ayyuka çıktı. Hamas’ta da Halid Meşal-İsmail Haniye çekişmesi yaşanıyor.
Yani her anlamda, her iki örgüte lidersizlik ve vizyonsuzluk öne çıkarken, liderler sadece iktidara oynamaya çalışıyor. Filistin halkı ve mücadelesi her iki örgütün yöneticilerinin umurunda değil. Zaten ulusal birlik hükümeti de Maliye ve İçişleri Bakanlığı’nın paylaşımında düğümleniyor.
Bölgedeki ABD-İran çekişmesinin bir sonucu olan ‘iç savaşlar politikası’ tıpkı Irak ve Lübnan’da olduğu gibi, Filistin’de El Fetih-Hamas üzerinden yürütülmeye başlandı.
İsrailli yetkililer ise “Filistin’de olanlar bizi ilgilendirmez. Karışmayı da düşünmüyoruz” açıklamasını yaptı. Böyle uygun bir durumda niye karışsınlar ki?
Filistin’de ulusal birlik hükümeti kurulsa da hiçbir olgunluğa sahip olmayan, toplumun ve mücadelenin laik yapısını darbe vuran Hamas’la ve eski kirli kadrolarla devam etmeye çalışan El Fetih arasında sahici bir birliğin kurulması maalesef zor görünüyor.
İsrail cezaevindeki bir başka tutuklu Filistinli’nin söylediği gibi;
”Artık düşmana gerek yok. Biz kendimizin düşmanıyız.”
Mete Çubukçu
ntvmsnbc.com