Cuma, 9 Şubat 2007 (19 yıl 3 ay önce)
Fransa'nın başkenti Paris'te 5 Şubat sabahı kurum ve evlere yapılan baskınlarla gözaltına alınan 13 kişi için verilecek karar bugün açıklanacak.
Fakat Fransa, Federal Kürdistan Bölgesi'nin Hewler kentinde yılın başında açacağını duyurduğu temsilciliği, diplomatlarına yönelik saldırı olabileceği gerekçesiyle ertelediğini açıkladı.
Bu durum 4 gündür gözaltında tutulan Kürt siyasetçilerin komployla tutuklanacakları izlenimi uyandırıyor. Türkiye devleti de daha üzerlerine atılacak suçun dahi açıklanmadığı 13 Kürd'ün iadesini isteyeceğini duyurdu.
Sarkozy, karargahını göçmenlerin ortasına kurdu!
Bu arada Fransa'daki saldırılar sadece Kürtlere yönelik değil. Fransa
İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin genel seçim karargahını Türk, Kürt, Pakistanlı, Hindistanlı, Çinli, Arap, Antilli ve Afrikalı göçmenlerin yoğun olduğu bir semtte kurması, göçmenleri tedirgin etti. Seçim karargahı baskın yapılan kurumlardan olan Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi'nin hemen yanında bulunuyor.
Semtteki çoğunluğu Kürt ve Türklere ait olan restoranlar, çay salonları ve kafeler değişik bahanelerle kontrole tabi tutuluyor. Halen iltica talebi kabul edilmemiş, yani
“kağıtsız” olarak tabir edilen göçmenler, artık bu semte giremez hale geldi.
Tepki eyleme dönüşmeli!
Metro çıkışlarında yapılan polis kontrolleri, başlı başına bir korku gerekçesi. Sokak ve metro girişlerine kurulan polis noktaları, sıradan insanlarda bile büyük bir tedirginlik yaratmakta.
Sarkozy’nin seçim çalışmalarında merkez üs olarak seçtiği
Onuncu Paris, yoğun olarak yabancıların yaşadığı kozmopolit bir semt.
Yıllardır derneklerin, gazete bürolarının, konfeksiyoncuların, Türk-Kürt kökenli küçük esnafın yaşadığı semte Sarkozy’nin gelmesiyle, bütün dengeler alt üst oldu. Yoğun polisiye önlemleri alınan semtte, esnaf hızla müşteri kaybediyor. Her köşe başında polislerin nöbet tuttuğu semti mahalle halkı,
“İrlanda ya da darbe olmuş Latin Amerika ülkelerine” benzetiyor. Yoğun güvenlik önlemleri, sadece Sarkozy’nin bürosu ve çevresinden alınmış olsaydı, kimse fazla tedirgin olmazdı belki… Fakat olağanüstü güvenlik önlemlerinin tüm semtin etrafına yayılmış olması,
“Yabancılara dönük politikanın pratikte yansıması” fikrinde birleştiriyor herkesi.
Ölü sessizliğindeki semt
Strasbourg-St-Denis, 60 etnik grubun birlikte yasadığı, hareketli sokaklarından binlerce insanın geçtiği Paris’in ender karabalık semtiyken, D’Enghine Sokağı’na Sarkozy’nin yerleşmesiyle, hareketlilik yerini tedirginliğe bıraktı..
Diğer adıyla
“Türk Mahallesi”, şimdi ölüm sessizliğinde… Çünkü bu sokak, “kağıtsızlar”ın barınma mekanı olduğu gibi, ucuz lokantaları ile de bir çekim merkeziydi. Kağıtsızlar, sokakta hakimiyet kuran polisin baskısına, kimlik kontrollerine dayanamayıp bölgeyi terk etmek zorunda bırakıldılar. Strasbourg-St-Denis Caddesi, geçmiş günlerdeki cıvıl cıvıllığını unutup, hüzne terk edilmiş bir kasabanın, insansız sokaklarını anımsatmakta…
Seçim bürosunun önünde ilk eylemi,
LCR’li liseliler yaptı. Devamında
“Kağıtsızlar Hareketi”, ikinci eylemi gerçekleştirdi. Sayı olarak katılımın az olmasına rağmen bu iki eylem, Sarkozy gibi tescilli bir göçmen düşmanına yanıt olması açısından gerçekten de değerliydi.
SARKOZY'nin GELİŞİ
Fransa’da seçim startının verilmesi ile tekelleşmiş partiler arasındaki rekabet de su yüzüne çıktı. Skandallarla çalkalanan Fransa’da, en son Sarkozy bakanlığının tele-kulak skandalı ile, burjuva siyasetin kirliliği bir kez daha deşifre oldu. Muhalif politikacıları izletmek, kişisel haklarına tecavüz etmek gibi yöntemler, önümüzdeki seçimin niteliğini daha şimdiden gösterdi!
2005 yılında banliyölerde başlayan göçmen gençliğin isyanı sonrasında meclisten geçen
Yabancılar Yasası’nın özü,
“tut-gönder” politikası oldu. Ortalama 20-25 bin kağıtsız, gizlilik içinde uçaklarla ülkelerine gönderildi. Muhalefetin de sessiz kaldığı bu uygulama, Sarkozy’nin seçim politikasının temel taşlarını oluşturmakta;
“Fransa’yı kalifiye olmayan yabancılardan arındırmak“!
Seçim bahane!
Seçim çalışmaları bahane! Asıl hedef, semt nüfusunun çoğunluğunu oluşturan yabancıları tedirgin ederek, semti etnik gruplardan temizlemek. Göçmen kuruluşları ve göçmen kitlesi sessizliklerini korudukça, Sarkozy ve bir bütün olarak sistemin baskı ve yıldırma politikaları ile nefes alamayacak hale getirilmeye çalışılacaklar! Sessizlik üzerimize daha çok gelmelerine neden olacak!
Göçmenlerin yaşamları ya bu saldırılar altında çekilmez olacak, buna katlanacaklar ya da başlarını kaldırıp, özgüvenleriyle karşılarına dikilip
“Bu semtlerde biz de yaşıyoruz!” diyerek baskılara dur diyecekler!
Yarın geç olmadan herkes sesini yükseltmeli,
“Alınterimle buradayım!” demeli…