Yeteri kadar halatla, Bush sadece kendini değil, tüm Amerikalıları da asacaktır.
Eğer Birleşik Devletler'in düşmanları birkaç sene önce Amerika'ya zarar vermek ve global pozisyonunun altını kazımak -gücünü ve güvenilirliğini azaltmak, ülkeyi inatçı bir savaşa sürüklemek, müttefikleriyle ilişkilerine zarar vermek, ulusal finansal düzensizlik yaratmak, dev zararlara yol açmak, global ekonomi meselelerinde olağanüstü başarılar gösterip eşitlenmeleri için Avrupa ve Çin'e politik açıklar yaratmak, teröristleri motive etmek, Birleşik Devletler imajını Ortadoğu'da kötüce ve köklüce kazımak, ülkede sivil hak ve özgürlükleri kısıtlamak ve dahası- için bir plan yapmak amacıyla bir araya gelselerdi, Bush yönetiminin yol açtığı savaşın, terörün ve global ekonominin zararlarından daha etkili bir program yaratmak konusunda yoğun baskı altında olacaklardı.
Gerçekten, eğer birisi Birleşik Devler'in "düşmanı"ysa, o kişi Bush'un bu gündemin peşine düşmesinden ve Irak'taki savaş bugün de devam ediyor olmasından dolayı ihya olmalı ve gururlanmalıdır. Yeteri kadar halat verildiğinde, Bush sadece kendini değil, aynı zamanda Amerikan nüfuzunu (etkinliğini), güvenilirliğini ve global ekonomiyi de asacaktır. Tıpkı "uyuyan bir ajan", ya da Laurance Harvey'in 'Mançuryalı Aday'ındaki ünlü karakteri Çavuş Raymond Shaw gibi, George W. Bush, içerdeki asıl adam, Amerika'ya zarar vermek için Usame Bin Ladin'den, Saddam Hüseyin'den, Hasan Nasrallah'tan, Suriyeliler'den, İranlılar'dan ya da herhangi bir başka düşmandan çok daha fazlasını yapıyor.
11 Eylül'ün feci sonuçlarından dolayı Birleşik Devletler (ABD) dünyanın büyük bir kısmının sempati ve saygısını kazanmıştı. Bu kadar iyi niyetin saçılması, Vietnam-sonrası dönemde emsali görülmemiş bir şeydi ve Birleşik Devletler de askeri ve ekonomik güç olarak tek başına ayakta kalmıştı. Bush Eylül saldırılarından bir ay sonra El-Kaide liderlerinin saklandığı Afganistan'ı istila ederek karşılık verdiğinde dünya toplumları ve ABD halkı onu destekledi.
Ancak, 2002'nin ortalarında, ne zaman ki Bush Irak'a olan saplantısına geri döndü, işte o zaman işin rengi değişmeye başladı. Politize edilmiş istihbarata ve sınırsız yalana başvurarak, Bush yönetimi, kongre ve medyası 2003 Mart'ından başlayarak Irak istilasıyla tükenmeye başladı. Sonuç olarak, şimdi fark edebileceğimiz kadar dikkat çekici kısa bir zaman içinde, 11 Eylül sonrasındaki dostluk ve güç eriyip gitti.
Bugün Bush'a ve onun politikasına karşı eleştirilerin çoğu liberallerden gelmesine rağmen ve Bush her ne kadar "bırakıp kaçma sıkışıklığı" ya da "bozgunokrat" atışlarında (bozguna uğrayan yönetici anlamında -ç.n) pek hızlıysa da, en çarpıcı olan askeri ve ekonomik politikasının ulusal payımıza nasıl zarar verdiğidir. Gerçekten de bugün Bush'a tanıklık etmeyi açıkça reddededen Muhafazakar Parti üyelerinin sayısı, Amerika'nın gücünü korumak adına hedefine koyduğu değerlerden ne kadar uzak bir yola saptığının kanıtıdır. George Bush yok yere, o övündüğü muhafazakar idealleri için doğal olarak düşmanca bir programın peşinden gitti ve akabinde hepimiz ıstırap çektik.
Bush'un mirası, Amerika'nın güvenilirliği ve dünyadaki imajı, ulusal güvenliğimiz ve sözde teröre karşı savaş ve ABD'yle global ekonomi için şimdiden sıkıntı yaratıyor. Bu alanlarda, özellikle 11 Eylül 2001'den beri, ABD politikaları bizi güvenilmez ve zayıf bir noktaya getirdi.
ABD'nin dünyadaki konumu, muhtemelen daha önce hiç bu üzücü Irak savaşındaki kadar düşük olmamıştı. Sadece Ortadoğu'da Amerikan karşıtlığı tırmanmakla kalmadı, aynı zamanda Bin Ladin ve Nasrallah gibi ABD düşmanları Arap Sokağı olarak adlandırılan yerlerde muhteşem bir politik güvenilirlik söylemine sahip oluyorlar. Avrupa'da bile Amerikan imajı ve etkisi zayıflıyor ve yurtdışında seyahat edenler kendilerini rahatsız hissediyorlar ya da daha da ciddisi, Amerikan turistleri ve işadamları yurtdışında, geçtiğimiz yıllarda ABD'in başka uluslar üzerindeki nüfuzunu ciddi şekilde azaltan Madrid'de ve Londra'da olduğu gibi boykotlardan ve fiili şiddetten korkuyorlar.
Bush Irak savaşını Amerikan güvenliği için başlattığını söyledi, ama ironik bir şekilde, bunun tam tersi sonuçlar elde edildi. Amerikan birlikleri zayıf düştü ve yeterli gücü sağlayamaz oldular ve ABD Vietnam devrinden beri gördüğü en kötü insan gücü krizini yaşamakta. Bu arada bu yönetimin Irak'taki savaşına karşı açıkça konuşan askeri güçlerin sayısı da afallatıcı, rahatsız edici ve eşi benzeri görülmemiş düzeyde.
Daha da korkutucu olanı, Bush'un aslında global terör tehdidini arttırmış olması. Ekim 2002'de, Irak istilasından hemen önce, CIA Ortadoğu'daki direncin çok yüksek olduğu ve aslında yeni acemi teröristlerin de onlara katılacağı ikazında bulunurken; Irak'a girildikten sonra da, ABD'nin terörün –Afganistan'daki kronik kriz, İsrail-Filistin çatışması ve Suudi Arabistan ile diğer Müslüman ülkelerdeki iç huzursuzluklar gibi- “temel nedenlerini” gözardı ederek çevre alanlarda elini kolunu bağladığına işaret etti.
2004 yılında, tahminler doğru çıktı. CIA Şefi Porter Goss'un kabul ettiği üzere Irak, günlük saldırıların geçen senekinin iki katına çıkarılmasıyla "aşırı uçların davası" haline gelmeye başladı. Yalnızca geçtiğimiz sonbaharda, Dışişleri Bakanlığı 2005'te 15,000 insanın öldüğü 11,000'in üzerinde terör vakası yaşandığını sıkıntıyla açıkladı. Üstelik bu sayı 2004'teki terör olaylarından dört kat üzerindeydi ve artık ve yalnızca El-Kaide'nin değil, savaştan yeni üyeler kazanmak için yararlanan yeni, küçük fakat tespit edilmesi daha zor grupların işiydi.
Bush'un Irak politikaları hergün Iraklıların ve Amerikalıların öldürüldüğü ve kaçırıldığı raporlarını getirirken, savaşın bir de yeni yeni hissedilir olan potansiyel yıkıcı ekonomik etkileri var. Bush ve Rumsfeld savaşın ucuza mal olacağına, yaklaşık olarak 100, en fazla 200 milyon dolar harcanacağına söz vermişlerdi. Ancak bu sayıların üstü çoktan çizildi ve ekonomistler Irak'taki operasyonların maliyetinin, yaralı askerlerin tedavi ve rehabilitasyonlarıyla beraber ve savaştan sonra tekrar kalkınmayı da hesaba katarak, şimdiden rahatlıkla 1 trilyonu aşacağını tahmin ediyorlar.
Büyük para tahsisatına rağmen, Kurmay Başkanı Peter Schoomaker geçen Eylül'de ordunun Irak'ta savaşacak yeterli parasının olmadığını kaydetti. Daha da kötü bir alamet olarak, Irak'taki savaş sürerken ABD'nin global ekonomideki pozisyonu daha da tehlikeli bir hal aldı. Zenginler için büyük vergi indirimlerinin yapıldığı bir dönemde, Bush savaş masraflarını karşılayabilmek için, şimdiye kadar hiçbir başkanın almadığı kadar fazla borçlandı ve bir muhafazakar için tuhaf bir durum olarak büyük bütçe açıkları kaydedildi. ABD'nin borç tavanı 9 trilyon dolara yükselirken, cari açık 200 milyar dolara çıktı ve ticaret açığı ve içerdeki benzin fiyatları da rekor kırdı.
ABD borçlarının büyük kısmı, ekonomisi patlama yapan ve dünyanın dört bir yanında pazarlara sahip olarak ABD'ye karşı ciddi bir şekilde meydan okuyan Çin'in elinde. Çin yakın zamanda 1 trilyonluk döviz rezervine ulaştı, ki bu tüm dünyadaki döviz rezervlerinden 1/5'inden fazlasına denk geliyor. ABD Irak için saatte 8 milyon dolar harcar ve elindeki döviz rezervleri yaklaşık olarak saatte 80 milyon dolar azalırken, Çin, döviz rezervlerini saatte 30 milyon dolar artırıyordu. Ekonomistlere göre şu anda Çin dünyanın tüm merkez bankalarındaki bütün altın meblağını iki kez satın alabilir.
Besbelli ki, ABD politik, askeri ve ekonomik açıdan bugün, Irak istilasından öncesine göre, çok daha hassas ve tehlikeli bir durumda. Ulusal prestij ve güvenlik sıkıntı içerisinde ve ekonomik etkiler de yıllarca sürecek. Ülke içerisinde Anavatan Güvenliği ve Orwell'ci Yurtseverlik Yasası'yla hak ve özgürlüklerimiz kısıtlandı. ABD, askerleri ve halkıyla bu savaştan ve Bush'un tüm bir programından dolayı acı çekiyor. Bu arada, Amerika düşmanları ve rakipleri -Ortadoğu'da, Çin'de ve diğer yerlerde- herhangi birimizin birkaç yıl öncesine kadar hayal dahi edemeyeceğimiz kadar fazla güce, prestije ve zenginliğe sahip oldular.
Bu durumda, yaşamı daha tehlikeli ve pahalı hale getiren Irak'taki ve ülke içindeki bu politikalara bir son verilmesini talep etmek için artık Cumhuriyetçiler ve Muhafazakarlar dahil bütün Amerikalıların çok fazla sebebi var. Yıllar önce Vietnam Savaşı sırasında Richard Nixon şöyle demişti: "Vietnam, Birleşik Devletleri ne bozguna uğratabilir ne de küçük düşürebilir. Bunu yalnızca Amerikalılar yapabilir." Görülen o ki George Bush bunu bu kadar yıl geçtikten sonra tam olarak başarmış bulunuyor.
Robert Buzzanco, History News Network, 9 Şubat 2007
Robert Buzzanco: Tarih Profesörü, Houston Üniversitesi, Vietnam Savaşıyla ilgili bir dizi kitabın ve makalenin yazarı.