'Güvene Dayalı Yayılma'

Birleşik Devletler-Kuzey Kore Nükleer Anlaşması: İran İçin Yolun Temizlenmesi

DÜNYA
Perşembe, 1 Mart 2007 (19 yıl 7 ay önce)

John Chan - Peter Symonds

Beijing'de (Pekin -çn) geçtiğimiz Salı günü (13 Şubat) ABD ve Kuzey Kore arasında 6'lı grup halinde yapılan görüşmeler, uluslararası medyada 50 yılı aşan bir çatışma sürecinin bittiği beklentisi yaratarak, bir "sınır çizgisi" ve "tarihsel bir anlaşma" olarak farklı biçimlerde nitelendi.

Hiçbir şey gerçekten daha öte olamaz. Bush yönetiminin militarist rotasında temel bir değişikliğe işaret etmek bir yana, bu anlaşma, ABD İran'a savaş hazırlıkları yaparken, patlama potansiyeli yüksek bir konuyu uygun bir biçimde öteleyen geçici ve taktiksel bir manevra işlevi görüyor.

En azından yapay bir biçimde, anlaşma, ABD cephesinde 180 derecelik bir dönüşü kapsıyor. İşbaşına geldikten sonra, Kuzey Kore ile 1994 tarihli önceki Uzlaşılmış Çerçeve'yi yırtıp atan Bush yönetimi, katı bir tutumla Pyongyang’la ikili görüşmeyi ya da "kötü davranışı ödüllendirmeyi" reddetti, yanı nükleer programlarını terk etmesi için Kuzey Kore'yi teşvik etmedi. 2002'de Bush, Kuzey Kore'yi "şer ekseni"nin bir parçası ilan etti ve Kuzey Kore Lideri Kim Jong İl'i "tiranlık" ve "diktatörlük"le suçladı.

Geçtiğimiz yıldan bu yana, Bush Kuzey Kore liderini karalamaktan kaçınıyor. Şimdiki 6'lı görüşme raunduna uzanan süreçte, Amerika'nin baş görüşmecisi Christopher Hill, bu hafta anlaşmayı bağlamak için Kuzey Koreli partneriyle Almanya'da buluştu. Anlaşmanın anahtar unsurlarından biri, Kuzey Kore'nin vaadlerini yerine getirmesi karşılığında fuel oil ya da eşdeğerinin sağlanmasıydı.

Bununla birlikte, anlaşmaya daha yakından bakıldığında, ABD'nin özellikle uzun vadede çok az yükümlülük üstlendiği açığa çıkar. Somut olan tek program, Kuzey Kore'nin 50 bin tonluk akaryakıt karşılığı, Yongbyon Nükleer Tesisi'ndeki tüm faaliyeti donduracağı ve Uluslararası Atom Enerji Ajansı (IAEA) müfettişlerinin ülkeye dönüşüne izin vereceği, 60 günlük ilk evredir. Kuzey Kore'nin kullanılmış yakıt filizlerinden çıkarılan plütonyumu da kapsayan tüm nükleer programlarının bir listesini de vermesi istenmektedir.

Öte yandan, ABD'nın tüm taahhütleri sallantılıdır. ABD, tam diplomatik ilişkilere doğru "yönelmeyi" amaçlayan ikili görüşmelere "başlayacaktır". Amerika, Pyongyang'i terörizmin devlet sponsoru olarak mimlemeye son verme sürecini "başlatacaktır". "işbirliği yapan taraflar" Kore Yarımadası’nın nükleerden arındırılması, ABD-Kuzey Kore ilişkilerinin ve Japonya-Kuzey Kore ilişkilerinin normalleştirilmesi, bölgesel güvenlik ve ekononomik işbirliği konularını tartışmada kararlı olacaklardır.

Herhangi bir programın belirtilmediği ikinci evrede ise, Kuzey Kore, 950 bin ton akaryakıt karşılığı, araştırma reaktörü ve plütonyum yeniden işleme tesisi de dahil tüm nükleer tesislerini tamamen işlemez hale getirmekle yükümlüdür. Pyongyang işin içinde olduğu sürece, anlaşma, ABD ve Japonya ile ilişkilerin normalleştirilmesine dönük fazlasıyla belirsiz vaadler -yani pazarlığın başlıca kırıntısı- karşılığında, tüm nükleer programları etkisiz hale getirmeyi ve önceki Uzlaşılan Çerçeve'de belirlenen iki hafif su reaktöründen vazgeçmeyi içeriyor. Kuzey Kore'ye, bu anlaşmayı imzalaması için, özellikle müttefiki Çin tarafından olağanüstü bir baskı uygulandı.

Bush yönetimi için, bu, ucuza satın alınmış bir anlaşma oldu. Kuzey Kore'ye sunulan toplam yardım -bir milyon ton akaryakıt, aşağı yukarı 400 milyon dolar tutarında ve Uzlaşılan Çerçeve'de daha önce güvence altına alınan iki yıllık miktara eşdeğer. Altılı görüşmelerde Rusya, Çin ve Japonya'nın yanı sıra yer alan Güney Kore, bu yardımın çoğunu fonlamayı kabul etti. Japonya hiçbir şey ödemek istemeyince, geçici bir akşama oldu. Tokyo, Pyongyang'a karşı çok saldırgan bir tutum benimsedi.

Uluslararası basın, Kuzey Kore'nin pazarlıkta üzerine düşenleri yapmaya ne kadar niyetli olduğu konusunda spekülasyonlarla dolu. Asıl sorun şu, Bush yönetiminin bir bahane uydurup anlaşmayı çöpe atması ve tehditkar rolüne geri dönmesi ne kadar sürecek. Eldeki verilere baktığımızda, bunun çok sürmeyeceği ortada.

Anlaşma, daha şimdiden Bush yönetiminin en militarist güçleri ve aşırı sağ destekçileri arasında güç bela gizlenebilen bir homurdanma yarattı. ABD'nin eski BM elçisi John Bolton, ki bakan yardımcısı olarak atanması bekleniyor, anlaşmayı hemen "kötü bir anlaşma" olarak kınadı. "Son altı yıldır başkanın izeldiği politikanın temel öncülleri ile çelişiyor" dedi.

İkincisi, Irak'ta tam da güçlü görünmesi gereken bir dönemde, yönetimi zayıf gösteriyor.
The Wall Street Journal, Çarşamba günü yayınladığı başyazıda anlaşmayı, "güvene dayalı yayılma" olarak niteleyerek dalga geçti. "Belki de Bay Bush son demlerini yaşayan hükümette elinden gelen tek şeyin bu olduğunu hissetmekte" diye açıktan koyan gazete, bir yandan da anlaşmanın asıl amaçına ihtiyatla işaret etti.
Belki de, en iyi açıklama, İran'ın nükleer heveslerini denetlemek amacıyla, daha fazla siyasi sermaye kazanmanın yolunu açmak istiyor.
Bush yönetiminin İran'a tavrı ile Kuzey Kore'ye yaklaşımı arasındaki çelişki, çok belirgindir. İlkel bir nükleer aygıtın denemesini yapan Kuzey Kore'nin tersine, İran Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'nın (Nüçlear Non-Proliferation Treaty) bir parçasıdır, koşullarına uymaktadır ve kendi nükleer programlarının barışçıl amaçlı olduğunda ısrarlıdır. Buna karşın, Washington defalarca Tahran'la görüşmeyi reddetmiş, İran'a karşı tırmandırıcı bir savaş propagandasına girişmiştir ve gözdağı amacıyla devasa bir donanmayı Basra Körfezi'ne yığmaktadır.

The Wall Street Journal ve Bolton, Kuzey Kore anlaşmasının İran'a yanlış mesaj verdiği uyarılarını yaparken, Bush yönetimi savaş güdülerinden vazgeçmeye hiç de niyetli değildir. Beyaz Saray'da Kuzey Kore'ye ilişkin taktik farklılıklar ne olursa olsun, Tahran'a yönelik pervasızca hazırlanan karşılaşma konusunda çatlak ses yoktur. The Wall Street Journal'in alttan alta söylediğine göre, Kuzey Kore ile anlaşmanın mantıksal açıklaması "yolu temizlemektir".

Kamuya açık tarıtışmada şimdiye kadar eksik kalan, Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin sesidir, ki kendisinin Kuzey Kore'ye karşı saldırgan bir politikaya ve "Pyongyang'da rejim değişikliği"ne olan desteği herkesce bilinmektedir. Cheney, daha önce ABD'nin Kuzey Kore'ye karşı tutumunda herhangi bir sulandırma ya da Pyongyang'a en ufak bir ödüne hararetle karşı çıkmıştı.

2003'te Amerikan Dışişleri Bakanlığı 6'lı görüşmeleri diriltmek için, ateşli bir diplomatik faaliyete girişmişken, Cheney görüşme koşullarını reddederek süreci çökertti. Knight Ridder gazetelerinde o yılın 19 Aralığında çıkan yorumlara göre, üst düzey Amerikan görevlilerinin bir toplantısında Cheney söyle dedi:
Dünyadaki hiçbir zorba ile görüşme yapılmamasını güvenceye almam doğrultusunda başkan tarafından görevlendirildim. İfritle görüşme yapmayız, onu yenilgiye uğratırız.
Eylül 2005'te, 6'lı görüşmelerin önceki raundunda, uzlaşma için geniş bir çerçeve tüm taraflarca kabul edildi. Hemen ardından da, Amerikan Hazine Dairesi'nin paranın yasadışı faaliyetlerden geldiği iddiasıyla Macau (Çin Makao özel yönetim bölgesi -çn) merkezli Banço Delta Asia'daki (BDA) varlıkları döndürdüğünü, Kuzey Kore'nin fark etmesiyle birlikte, anlaşma çöktü. Bu hamle ve bunu izleyen diğer mali ambargo dayatma çabaları, Pyongyang'da büyük bir öfke yarattı, Washington'u niyeti bozmakla suçladı ve görüşmelere dönmeyi reddetti.

Birçok medya kuruluşu, Cheney'in bürosunun görüşmeleri sabote etmede parmağı olduğunu belirtti. Kuzey Kore'nin, uluslararası uyarıları umursamayıp, geçen Temmuz'da uzun menzilli bir balistik füze denemesi yapması ve sonra da Ekim'de küçük bir nükleer bomba patlatmasıyla birlikte, gerilim en üst boyuta sıçradı. Japonya ve ABD, Çin ve Rusya'nın desteğini de alarak, iki BM kararıyla bastırdılar ve Kuzey Kore'ye yaptırımlar dayattılar.

Cheney'in basını çektiği, Bush yönetiminin en militarist unsurları, en son anlaşmayı veto ya da sabote etmediyse, şimdiye kadar fikir değiştirdiklerinden değil, şu sonuca varmalarındandır: Irak'ta tırmanan savaşta batağa saplanmış ABD ordusu ve İran'a yönelik yeni saldırganlıkta epey bir yol alınmış hazırlıklar hesaba katıldığında, Amerika, Kuzey Kore'de üçüncü bir krizle uğraşacak durumda değildir.

Bununla birlikte, ABD uzun vadede Kuzey Doğu Asya'da bir çatışmadan kaçınamaz. Tıpkı Ortadoğu'daki savaşın petrol zengini bölgenin egemenliğini amaçlaması gibi, Bush yönetiminin Kuzey Kore ile karşılaşması da, Amerika'nın stratejik ve ekonomik çıkarlarıyla bağlantılıdır. Kuzey Kore'nin nükleer programı üzerine koparılan fırtına, ABD ordusunun bölgedeki varlığını korumak ve güçlendirmek, dahası rakiplerini özellikle de Çin'i baskılamak için uygun bir bahane olmuştur.

Wall Street Journal'in bildirdiğine göre, son anlaşma, "küresel diplomaside daha yüksek bir profil sergileme arayışına giren ve görüşmeleri yaymada esaslı bir rol oynayan Çin için bir zafer" olmuştur. Başka bir deyişle, Bush'un "diplomatik başarısı" Kuzey Doğu Asya'da Amerika'nın konumunu zayıflatmıştır. Böyle bir durum ise, en basitinden Amerika yönetici eliti açısından kabul edilemez.

*Bu makale 17 Şubat 2007 tarihli Global Research’ten Alınteri.net için çevrilmiştir.