Yolu yok kurtuluşun, isyanı seçmedikçe

Bizi yok sayanlara verecek bir tek oyumuz bile olmamalı. Ama soracak hesabımız var.

KADIN
Salı, 26 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

Alınteri, Sayı: 46, 22 Haziran 2007

Seçim bezirganları, ikiyüzlüce kadınları tavlamaya çalışıyorlar. Hangi parti daha çok kadın aday gösterecek diye sözüm ona yarışırken, kadınları seçilemeyecekleri sıralarda seçime sokuyorlar.

Üstelik bu vitrin kadınları, ne işçidir, ne kumadır, ne yoksul ev kadını. Tuzukuru orta burjuvalardır. Ona rağmen, hem sanki önem veriliyormuş gibi şişirilmeleri hem de seçim listelerinin son sıralarına yerleştirilmeleri, aslında sistemin kadına bakış açısının da çarpıcı bir örneği.

Bazı tuzu kuru kadın kesimlerinin, partilerin bu iltifat yağmurundan başı dönebilir. Kendini insan yerine konulmuş sayabilir. Ancak biz işçi ve emekçi kadınlar, onlar üzerinden tavlanmaya çalışıldığımızı görmeliyiz. Bırakalım bizim yakıcı istek ve ihtiyaçlarımızı karşılamayı, düzen partilerinin bize sarfedecekleri bir iltifatları bile yok.

Biz kadınız. Kendine ait bir yaşamı bile olmayan kadın. Kocamıza, çocuğumuza, patrona ve çoğu kez de hepsine birden adanmıştır yaşamlarımız. Toplumsal işbölümünde payımıza düşen, kölelerin kölesi olmaktır. İnsan mıyız, bizim de yaşamdan beklentilerimiz var mı, hedeflerimiz, taleplerimiz var mı, kimsenin umurunda olmaz. En çok da patronların, onların yarattığı bugünkü toplumsal koşulların yok saydığı insanlarız biz.

O halde, bizi yok sayanları yok saymalıyız. Bizi yok sayanlara verecek bir tek oyumuz bile olmamalı. Ama soracak hesabımız var. Bize yaşattıkları ve yaşatmayı planladıkları insanlıktan çıkışın hesabını sormaya hazırlanmalıyız.

Ne çok kumayız, ne çok berdeliz, ne çok ev kölesiyiz, ne çok patronun kölesiyiz, ne çok kocamızın karısı ve çocuklarımızın annesiyiz. Bir tek kendimiz değiliz. Biz de insanız demek için, insanca yaşayabilmek için, seçim sandığına değil, birbirimize ihtiyacımız var. Örgütlenmeye ve mücadele etmeye ihtiyacımız var.

Seçim sandıklarını başlarına çalalım. Binlerce yıldır çektiklerimizin acısını çıkarmak için alanları, meydanları, direniş çadırlarını kendimiz için dolduralım. Ve bilelim ki, bu düzenin bize sunduğu asla daha yaşanılası bir hayat olmayacak...