O bize Hediye edildi ama...

Silahlarla, vahşetle, yalanlarla örürmüş bir karanlık içinde umut mavisi bir ışık

KADIN
Cuma, 31 Ağustos 2007 (19 yıl 1 ay önce)

Gündem, Hatice Bozkurt

Dargeçit'in Ilısu köyünde 8 çocuklu bir ailenin kızı olarak gelmiş dünyaya. O topraklardaki herkes gibi erken büyütmüş çocukluğunu. Görmek, yaşamak istediği güzellikleri yaratmak zorunda olduğunu da yine erken kavramış. Ve düşmüş hayallerinin ardı sıra. Artık zorlu ama onurlu bir kavşağındaymış hayatın.

Iğdır'da 1994 yılında tükenmiş gözlerindeki ışık. Karanlık bir yürüyüş olmuş ondan sonrası. Temmuz sıcağında gözlerindeki tüm aydınlıkları çekip alan şarapnel daha yüzündeyken, karanlığın artık hayatının tüm hücrelerini saracağının farkında değilken, tedavi edilemeyen yaralarının sancısı çıldırtacak kadar vururken beynine, aslında tüm yaşamı değişmiş.

Gözaltında tutulduğu 14 gün boyunca hiçbir tedavisi yapılmamış. Mahkemeye dahi çıkarılmadan, acılarından baygın düşmüş halde zindan kapıları kapatılmış yüzüne. Avukatsız çıkmak zorunda kaldığı iki duruşmanın sonunda da ceza kesilmiş hemen.

Her insan için büyük zorlanmalar yaratan cezaevi koşullarına görmeyen ve ağır sağlık problemleri yaşayan durumuyla dayanmak onun için çok daha büyük bir güç gerektirmiş. Özellikle acil tedavi sorunu olduğundan bulunduğu Erzurum Cezaevi'nden sevk edilmiş. Sırayla Çanakkale, Sakarya, Sağmalcılar, Ümraniye cezaevlerinde bulunmuş. Ancak kendisi için daha fazla yıpranmalara neden olan sevkler-yollar ardından ciddi bir tedavi görememiş yine.

Durumu artık dayanılmaz hale gelmiş. Son bulunduğu Ümraniye Cezaevi'nde bir umuttur diyerek tüm demir, beton ve parmaklıklara rağmen seslenmedik kapı bırakmamış, duyarlı olabileceğini düşündüğü herkesten yardım istemiş, yoğun uğraşlar vermiş bunun için. Altı zorlu yılın sonunda verilen çabaların etkisiyle tedavi amaçlı olarak 2000 yılı Şubat ayında şartlı tahliyesine karar verilmiş.

Dışarıda ilk iş olarak onu çok zorlayan sağlık sorunlarıyla ilgilenmiş. Üç yıl içinde dört ameliyat olmuş. Birlikte aynı evi paylaştığı ablasıyla zamanının büyük bir bölümünü hastanelerde geçirmiş. Tümden bir iyileşme olmasa da artık sürekli boğuştuğu sağlık sorunlarının onun için belirleyici olmamasını istemiş ve ondan sonraki yaşamına yeniden bir şeyler sığdırmanın kararını vermiş.

'Yapmak istediğim çok şey vardı' diyor bu dönemini anlatırken. Onca yaşananlar büyük etkiler yaratıp çok şeyler almışsa da ondan yüreğindeki ışığın azalmasına hiç izin vermemiş. Umut mavisi o ışıkla görmekteymiş yaşamı. Kendine yetebilmek, hayatın her sahasına aktif katılabilmek istemiş. Tüm sınırlayan fiziki engellerine rağmen hayallerinin ardı sıra adımlayabilmenin gücünü oluşturmaya çalışmış.

Işıksız dünyasının nasılını oluşturma çabası içindeyken Altınokta Körler Derneği'yle iletişime geçmiş. Bu dernek sayesinde birçok şey öğrenmiş. Yine kadın kurumlarıyla sürekli ilişkide olmuş. Yeni başlangıçlar yapabilmenin gücünü, yolunu oluşturmaya başlamışken ağabeyinin vefat etmesi üzerine Batman'a dönmüş yıllar sonra.

Ailevi sorunlar, maddi imkansızlıklar arasında bulmuş kendini. Aile çok karşı çıksa da burada bir iş aramış ve iki sene boyunca bir ekmek fırınında sekreter olarak çalışmış, çevresine destek olmuş. Aynı zamanda da kendini geliştirmek, daha iyi bir iş bulmak istiyormuş. Bu nedenle çeşitli kurslara gitmiş, sertifikalar almış. Batman'da da Körler Derneği'yle ilişkili olmuş. Orada bulunan şubenin tek kadın ve tek yüzde yüz görme engelli üyesi olarak en aktif katılımı sağlamaya çalışmış; projeler oluşturarak valiliğe sunmuş.

'Kendim için iki hayalim vardı' diyor, 'Biri okuluma devam ederek kendimi yetiştirmek, diğeri bir gün kendi kitabımı yazmak.' Okula devam etmelerini istediği yeğenlerini de alıp İstanbul'a dönmüş yeniden. Burada hem çalışacaklar, hem de okullarını okuyacaklardı. 'Ben de bir an önce bilgisayar öğrenip, kitabı yazmaya başlayacaktım. Bu yüzden bir ev tuttum burada' diyor.

İstediği başlangıçları yapmış. Açıköğretimden okul kaydını yapmış, bilgisayar alıp hayatını anlatacağı romanının cümlelerini kurmuş, büyük bir heyecanla. 'Bir gün dışarıda yeğenimle birlikteyken...' diyor ve devamını getiremiyor artık anlatacaklarının. Bundan sonrası karanlığa yeniden daha büyük karanlığın eklendiği, ısrarla tutunmaya çalıştığı hayat bağlarının bir kez daha ve çok adaletsizce elinden alındığı bir sayfa çünkü.

Hediye AksoyHediye, mantık sınırlarını bile zorlayan, hiçbir adalet ölçüsüne sığdıramayacağımız gerekçe ve iddialarla yeniden cezaevine konuldu. Evinde olmadığı bir gün sokak ortasında gözaltına alındı, 'evinde yasadışı şeyler bulundu' denildi kendisine. Kamuoyuna ise bambaşka şeyler. Gerisini muhtemelen siz de takip ettiniz basından. 'İntihar eylemi yapacağı sırada gözaltına alınan kadın terörist...' diye başlıyordu onunla ilgili tüm haberler...

O, bize doğanın bir 'Hediye'siydi ama biz O'nun kıymetini bilebildik mi acaba?