Kahpe felek namı diğer kapitalizm

14 yaşındaki kız çocuğu barda, 18 yaşındaki bir çocuk anne tarafından öldürüldü

GENÇLİK
Pazar, 9 Eylül 2007 (18 yıl 11 ay önce)

Kapitalist düzenin çiğnemekten özel bir zevk aldığı laflardandır; "hiçbir şey eskisi gibi olmayacak". Oysa her şey eskisi gibi olmakla kalmayıp daha da kötüye gidiyor. İşte bir örnek: Ebru Altunyılmaz, lise hazırlık sınavları için deshaneye devam eden henüz 14 yaşındaki bir genç adayıdır.

Altunyıldız hafta içi çalışıp, hafta sonları da dershaneye devam etmektedir. Çocukluğunu yaşayamadan kapısını henüz araladığı gençliğin deli akan kanının etkisi bir taraftan, etrafında akıp giden hayat diğer taraftan sıkıştırırken "arada bir felekten gün çalmak benim de hakkım" diye düşünmektedir.

Kendisi gibi tüm çocuk-genç işçiler gibidir yani. Ne de olsa çalışıp, kazanmaktadır. Dershane parasını da kendi ödemekte, kimseye 'yük olmamakta'dır. Böyle olunca da daha çocuk parkında oynayamadan feleği barlarda kovalamaya başlamıştır.

Barda...


Henüz 14 yaşında bar taburelerinde umut törpülemeye başlayan Altunyıldız, hayatını da çürük düzenin o lanetli uyuşukluğunda kaybetti.

"Niye dik dik bakıyorsun" diye laf atıp tartıştığı Banu Şak adlı iki çocuk annesi bir başka 'kurban' tarafından iki yerinden bıçaklanarak öldürüldü.

Olay, önceki gün (7 Eylül), saat 17:00 sıralarında, Kemeraltı Çarşısı, 850 Sokak'taki Kayrak Bar'da meydana geldi. Ebru Altunyılmaz, Gültepe Semti'ndeki evinden, "Dershaneye gidiyorum" diyerek ayrıldı. Bir süre dershanede kalan Altunyılmaz, daha sonra kız arkadaşlarıyla birlikte 'eğlenmek' için bara gitti.

Banu Şak ise daha 14 yaşındayken evlendirilmiştir. Geleceğinin pazarlandığı kapitalist dünyaya, 2 de çocuk getirmek zorunda bırakılmıştır. Özel bir güvenlik şirketinde güvenlik elemanı olarak çalışırken bir ay önce işten ayrılan, 18 yaşındaki Şak bir süre önce de şiddetli geçimsizlik ve 'eşi'nin kendisine şiddet uygulaması nedeniyle boşanma davası açmış ve çocuklarıyla birlikte ayrı yaşamaya başlamıştır.

Polis ifadelerine göre, arkadaşlarıyla yerinden kalkan Altunyılmaz, bar taburesinde oturan Banu Şak'ın yanına gidip, "Niye bana dik dik bakıyorsun" diyerek laf attı. Altunyılmaz, daha sonra Banu Şak'nın tezgahın üzerinde duran paketinden izinsiz olarak sigara alıp "racon literatürü"ne göre "postasını koyduktan" sonra küfürlü konuşmaya başladı. Böyle başlayan sözlü tartışma, bir anda kavgaya dönüşünce, çantasında taşıdığı bıçağı çıkaran Şak, tartıştığı Altunyılmaz'ı göğsü ile karnından yaraladı.

Bölgede devriye gezen "huzur" timleri, haykırışlar üzerine girdiği bardaki Banu Şak'ı gözaltına aldı.

İki bıçak darbesiyle yere yığılan Altunyılmaz, önce özel bir hastaneye kaldırıldı. Buradaki ilk müdahalenin ardından da Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edilse de, yaşamını yitirdi.

Gözaltına alınan Banu Şak, götürüldüğü Cinayet Büro Amirliği'nde, işsiz olduğunu, eşinden ayrıldığını ve iki çocuğuyla yalnız başına kaldığını belirtti. Bara alkol almaya gittiğini ifade eden Şak, eşinin kendisine yönelik tehditlerinden korktuğu için yanında bıçak taşıdığını belirtti.

bar kurşunu

Aynı barın kurşunları dağıtım işçisini öldürmüştü


Olayın yaşandığı Bar, iki yıl önce de hesap kazığına itiraz eden bir grupla 'fedailer' arasındaki silahlı çatışmanın, sokağa taşması sonucu, YAYSAT'a ait araçla gazete dağıtımı yapan 28 yaşındaki Tolga Çıkrıkçı adlı sınıf kardeşimizin kafasından vurulmasıyla gündeme gelmişti.

Tolga Çıkrıkçı'nın katledildiği olayın ardından göstermelik olarak bir süre için kapatılan bar, sonra tekrar açılmıştı.

Kemeraltı'nın batakhaneleri


İzmir'i görenler bilirler; Kemeraltı, günün her saati "hayatın" merkezidir. Büyük büyük çarşılar ve iş merkezlerine bitişik "eğlence" merkezleri (hani disko, bar, pavyon, fast food şeklinde kültür batakhaneleri), açık-kapalı çay salonları, kahvehaneler, şimdilerde 'oyun salonu' ya da internet cafe olarak estetize edilmiş atariciler vs. ile her türden ve kesimden insanın günün 24 saati bitişik düzen varolduğu ve yaşadığı küçücük bir mekandır.

Burjuvazinin Kemeraltı ordusu


Hal böyle olunca polisin de varlığı insanı usandıracak kadar yoğundur. Karakollar, resmi ve sivil olarak devriye atan otomobiller, minibüsler, motorsikletler, yaya ekipler, seyyar satıcı kılığında sivil asayiş polisleri; sendika, kitle örgütü ve devrimci basın irtibat büroları civarlarında fink atan üniversite öğrencisi, işsiz, işçi vb. maskeli terörle mücadele timleri; Orduevleri ve Askerlik Şubesi önlerindeki İnzibat noktalarına ek olarak hafta sonlarında işi seyyara bağlayıp turalayan Jandarma timleriyle bir sukunet ve "huzur" adası olması beklenir değil mi?

Tabi ki böyle değil. Resmisi ve siviliyle, polisi ve askeriyle kolluk kuvvetlerinin görevi kapitalist düzenin korunmasıdır.

En küçük bir devrimci protesto ya da tavır açıklama eylemine otobüsler dolusu akan polis teşkilatı, yanı başındaki batakhanelerle, oralarda tüketilen yaşamlardan komisyon almaktan öte ilgilenmez. Çünkü biri diğerinin varlığınının ve her ikisi kapitalizmin garantisi, emniyet sübabıdır.

Geleceklerini lümbenlikten devşiriyorlar


Öyle ya, Ebru Altınyılmaz ile Banu Şak ve diğer niceleri birbirlerini katletmek yerine birleşip, geleceklerini çalan kapitalizme karşı savaşırlarsa.

İşte kapitalizm için, kargaşa da, kaos ta budur.

İyisi mi alkolle beyinlerini, geleceğe dair umutlarını uyuştursunlar. Atölyelerde ve fabrikalardaki rakipliklerini sokağın düşmanlığıyla birleştirsinler. Birbirlerini aşağılasınlar, birbirlerinden korksunlar, birbirlerinin işleriyle, geçimlikleriyle beraber geleceklerini de çalsınlar. Bu o kadar böyle olsun ki, asla biraraya gelemesinler, düşmanlaşsınlar.

Birbirlerini katletsinler.

Yeter ki kapitalizm yaşasın, emek gücü sömürüsü ebedileşsin.