Salı, 11 Eylül 2007 (19 yıl 1 ay önce)
Antalya Serbest Bölge'de grev yapan Novamed işçilerini Petrol-İş Genel kurulu'nda gördük ve hemen kendileriyle tanıştık. Genel kurula gelen grevcilerden Fatma, Ayşegül ve Mustafa'ya, 1. yılına yaklaşan grevlerini ve daha birçok ayrıntıyı sorduk. 2 erkek dışında tüm grevcilerin kadın olduğu Novamed'deki kadın işçiler, hem gerici gelenekleri kırarak, hem de patronun örgütlü işçileri hazırlıksız yakalamasının boşluğunu doldurarak ilerlettikleri grevlerini anlattılar:
Ayşegül Meydan - Fatma Özüm Sizi tanıyabilir miyiz?
- Adım
Fatma Özüm, işyeri başyeri temsilcisiyim.
- Adım
Ayşegül Meydan. 6 seneden beri çalışmaktayım. Mersin Şube disiplin kurulu üyesiyim.
- Ben de
Mustafa Öztok. Merkez üst kurul delegesiyim.
Fabrikada konuşmak, dışarda görüşmek yasak
Novamed'in greve çıkmasının nedeni neydi ve bugüne kadar gelen süreci özetleyebilir misiniz?
Fatma: Bizim 2 yıla yakın örgütlenme çalışmamız oldu. İşyerinde konuşmak yasak olduğu için birbirimizle iletişimimiz yoktu. Zaten evlere gidip de konuşmamıza, gezmelere gitmemize bile işyeri karışıyordu. Çalışma koşullarımız ağırdı.
Çorba için isyan

Fabrika büyüdükçe çalışma saatleri uzatıldı, yemek molalarımız kaldırıldı. Poğaça, simit, çay veriliyordu. En sonunda isyan ettik ve çorba salata

verilmeye başlandı.
Molalarımız, yemek saatlerimiz yetmiyordu. 2000 yılında kuruldu bu işyeri. O zaman 35 kişi çalışıyordu, fakat fabrika büyüdükçe çalışma saatleri uzatıldı, yemek molalarımız kaldırıldı. Poğaça, simit, çay veriliyordu. En sonunda isyan ettik ve çorba salata verilmeye başlandı. Sonra sendikayla birlikte yemek tekrar geldi.
Örgütlenme süreci neden uzun sürdü?
Bir iletişim süreci olmadığı için. Evlere bile gidemiyorduk. Çalışırken birbirimizle konuşmak yasaktı. Ayrıca sendikayı bilmiyordu insanlar.
Nerde buluşuyordunuz, nasıl görüşüyordunuz?
Ayşegül: En ufak bir açık bulduğumuz zaman direkt konuyu açıyorduk.
Fatma: Önce kişileri tanıdık. Başkanımızla beraber 3-5 kişi herkesin evine gidip gece gündüz konuştuk. Nerde fırsat bulursak, vardiya aralarında konuşuyorduk.
“Vardiya çıkışı seninle konuşmak istiyoruz” diyorduk insanlara. Zaten herkesin de aynı sorunu olduğu için kolay oluyordu.
“Böyle bir çalışma var, sendikalaşma istiyoruz” diyorduk. Birçoğu sendika nedir bilmiyordu.
Hamilelik sırayla
Grevinizle ilgili okuduğumuz haberlerde en çok öne çıkan şey, patron baskılarının artık insanların doğum tercihlerine kadar uzanmış olması...
İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için grev

Aynı anda 3-5 kişinin hamile kalması üretimi etkileyeceği için doğumu sıraya koydular. 2 ay içinde bir bayan hamile kaldı-kalamadı, sonra

başka bayana sıra geçerdi.
Ayşegül: Evet, yatak odalarına kadar müdahale vardı.
Fatma: Daha fazla üretim yapılacağı için doğumu sıraya koydular. Orada bir kişinin yokluğu bile farkediliyordu.
Ayşegül: Bizim işyerinde bir dakikanın bile çok büyük önemi vardır. Patron da 1 dakikayı göz önünde bulundurduğu için, hele bir kişi daha da önemli. Aynı anda 3-5 kişinin hamile kalması üretimi etkileyeceği için böyle bir yöntem uyguladı.
Fatma: 2 ay içinde bir bayan hamile kaldı-kalamadı, sonra başka bayana sıra geçerdi.
Ayşegül: Yani süre veriyorlardı.
Bu nasıl karşılandı, bu uygulanabildi mi?
Fatma: Tabii tabii, bu uygulama 4 yıl yapılabildi.
Ayşegül: Tepki veriyorsunuz da o tepki biraz pasif kalıyor.
Fatma: Herkesin ekmeğe ihtiyacı var.
Ayşegül: Kabulleniyorsunuz, kabullendiğiniz için zaten bu sorunlar ortaya çıkıyor.
Evliliklerin sıraya konulması ya da yasaklanması uygulaması var mıydı?
Fatma: Yasak yoktu da herkes aynı dönemde evlenmeyecek diye koşul var tabii.
Bütün çalışanlar mı örgütlendi, yoksa yeter sayıya ulaştıktan sonra haklarınız için mi direnişe geçtiniz?
Yarıdan bir fazlamız olması gerekiyordu, biz geçtik ve sendikalaştık. İşte bu sayıyı geçtik ama baskıların artmasıyla sendikadan istifa edenler oldu.
Ayşegül: İşverenin eline liste gelince haliyle psikolojik baskı, işten atılma korkusu gibi durumlar meydana gelince istifalar başladı.
Bir avuç insanla yola çıkıldı, gerici yargılar kırıla kırıla ilerlendi
Adil Alaybeyoğlu Petrol-İş Mersin Şube Başkanı Adil Alaybeyoğlu: Novamed örgütlenmesi biraz 80 öncesi örgütlenmeye benzer ama o dönem beslendiğimiz kanalların olmadığı bir örgütlenmeydi. İnsanların birbiriyle konuşmaması güvensizliği getirdi. Ya da ne kadar güvenip güvenemeyeceğini bilmemeyi getirdi. Bir avuç insanla yola çıktığımız zaman kime gideceğinizi bilememe ve güven sorunu oluştu. Bunu nasıl aşacaktık; tek tek görüşerek. Benim bildiğim 80 sonrası işyerlerinde böyle bir örgütlenme modeli uygulanmadı. Yani genelde işçiler kendi işyerlerinde örgütlenirler, topluca sendikaya gelirler ve çoğunluk sağlanır, örgütlenir. Burada öyle olmadı. İnsanlar sendikanın ne olduğunu bilmiyorlardı. Kırsaldan kopup gelmiş, ekmeğe ihtiyacı olan insanlardı. Hani Antalya insanların gözünde turistik, insanların eğlendiği bir yer ama bir başka Antalya daha var orada. Sadece karnını doyurabilen ve onun üzerine bir yaşam kurma, günlük yaşamı devam ettirme mücadelesi veren insanlar var.
Öteki değil, gerçek Antalya

Antalya insanların gözünde turistik, eğlenilen bir yer ama, bir başka Antalya daha var. Sadece karnını doyurabilen ve onun üzerine bir yaşam kurma, günlük yaşamı devam ettirme mücadelesi veren insanlar var. Sendikanın Türkiye'de öcü diye gösterildiği, olumlu örneğin olmadığı, örgütlü olunan otellerin kapandığı, sendikanın bile ne olduğunu bilmeyen, adını hiç duymamış insanlardan

oluşan bir Antalya vardı.
Sendikanın Türkiye'de öcü diye gösterildiği, olumlu örneğin olmadığı, örgütlü olunan otellerin kapandığı, sendikanın bile ne olduğunu bilmeyen, adını hiç duymamış insanlardan oluşan bir Antalya vardı. Zaman zaman gecenin 3,5'una kadar tek tek konuştuk insanlarla.
Bir başka özellik daha vardı. Bizim toplumumuz belli değer yargıları olan bir toplum. İstanbul plakalı bir araçla geliyorum, genç bayan arkadaşlarımız var, onları alıyor gidiyoruz bir mahalleye. O anlamda öyle bir güven oluşturduk ki Fatma'nın evine gittiğimde mahallenin sormasına rağmen Fatma ve ailesi, o mahalleye de güven verdi.
“Aa, kim bu adam, kadını nereye götürüyor, ne yapıyor?” türü soruların olduğu bir süreci de kıra kıra yol aldık.
Biz yetki sorununu 2 yılda aştık. 7-8 aylık bir çalışmayı altyapı çalışması olarak yürüttük, üye yapımını tek tek insanları ikna ederek 1 ay gibi bir sürede bitirdik. 276 çalışan vardı, biz 139 kişiyi üye yaptığımızda tespit için başvurduk bakanlığa. Yasa patrona itiraz hakkı tanıyor. Sonra mahkeme süreci başlıyor. Mahkemelerin itiraz süreci bile aleyhte kullanılıyor. Patronun avukatı geldi, mahkemeye sunulan belgeleri aldı ve işyerinde tehdit süreci başladı.
Sendika süreci başlayana kadar arkadaşlara 2 poğaçayla karın doyurtuyorlardı. Ama buraya sendika girdikten sonra insanlar en basitinden şunu sordular:
“Sendika buraya girdikten sonra burada yemek olacak mı?” “Evet olacak” dedim. Örnek olarak kadın arkadaşlarımızın vardiyalı çalışması. Vardiyalı çalışan insanlar hastalandıklarında bir ambulans yok, bir doktor yok. Herkes kendi imkanlarını kullanıyordu. Dolayısıyla örneğini de yaşadık; rahatsızlanan arkadaşımız akrabasının arabasını istemesiyle hastaneye gidebildi. Antalya'da bazı insanların eviyle işi arası 1,5 saatlik yol. Eğer araba da yoksa sabaha kadar kıvrana kıvrana kalan arkadaşlarımız oldu.
Patronun itirazlarını kırarak sözleşme masasına oturduk ama masada
“Ben zaten burada en iyi koşulları oluşturuyorum, verecek bir şeyim yok” dedi. Patronla 3 görüşme yaptık ama havanda su dövmek gibi bir süreç oldu. Yasa gereği grev ilanı ve grev uygulaması oldu.
Patron taktik oynadı
Grev ilanını astıktan sonra anında greve çıkamıyorsun, yasalar buna engel. Ama işverenin bu süreç içerisinde işçi almasına da engel olamadık. 50-60 tane yeni işçi aldı ve ama alırken kesinlikle sendikalı olmama koşuluyla. Biz grev aşamasına geldiğimizde bir yandan tehditler nedeniyle yeni üye kazanamaz ve az da olsa üye kaybederken, bir yandan 50-60 kişi alınarak azınlık konumuna getirildik.
Baktık ki orada azınlığa düştük, o zaman başka bir yöntem bulduk. Yasanın verdiği yetkiye dayanarak grev oylaması yapalım dedik. Greve hayır çıkarsa yüksek hakem kurulu bir sözleşme yapar ve o sözleşme hukuken geçerlidir. Hiç olmazsa burada sendikanın ilk adımı atabilmesi için böyle bir yöntem kullanalım dedik. Bu defa da işveren sendika üyesi olmayan işçileri topladı ve dedi ki greve evet çıkarttıracaksınız, size yüzde 5 zam vereceğim. Gerçekten de sendika üyesi olan arkadaşlarımızın tamamı hayır dedi ama işveren sendika üyesi olmayan çoğunluğa evet dedirttiği için TİS sürecini yüksek hakeme gönderemedik ve greve çıktık. Biz grevin zor bir grev olacağını baştan biliyorduk. Çünkü üretimi durduramadık.
İlk örgütlendiğiniz yerlerde grev zorunlu olmadığınız sürece kabul ettiğiniz bir şey değildir. Çünkü daha ilk etapta tarafları keskinleştirirsiniz. Bu sürecin öbür tarafı da üretimle ilgili sıkıntımızdan kaynaklanır. Bu yüzden YHK dedik, ama önünü kestiler. 26 Eylül'e geldiğimizde arkadaşlarımıza ya başaramadık deyip pes etmek gerekiyordu, ki bu o aşamada arkadaşlarımızın işsiz kalması anlamına geliyordu. Aynı zamanda sendikalar tarafından da bu örgütlenme mücadelesinde terk edilmiş insanlar anlamına geleceklerdi, yine Petrol-İş'e hiç yakışmayan, bırakıp kaçtılar dedirtecek bir sendika değiliz, bu yüzden arkadaşlarımıza bu zor bir mücadele olacak, uzun süreli olacak dedik. özellikle uluslararası bir mücadeleyle yol alabilecek bir mücadele olacak bilinciyle hareket ettik. Kardeş örgütlenmemiz Kimya İşçileri Sendikası ve İCEM birçok çalışmalar yürüttü dünya üzerinde.
Grevin ilk günlerini de anlatabilir misiniz?
Ayşegül: Herkesin problemi ortak olduğu için direnmek o kadar da zor olmadı. Birbirimizi yine en iyi anlayacak insanlar da bizlerdik. Bizi en iyi şekilde ayakta tutabilen durum buydu. Ondan bu kadar birbirimize kenetli olarak sürdürdük. Halen de böyle, bu grev sonuçlanana kadar bu böyle devam edecek.
Sizi maddi sorunlar zorluyor mu? Ne tür çözümler buldunuz?
Ayşegül: Maddi anlamda çok sıkıntı çekmedik. Başımızda bir sendikamız var, gerçekten her konuda yardımcı oldular.
Fatma: Bazı arkadaşlar elişi yapıyorlar, evlerinde satıyorlar. İşte kermes düzenledik hem grevimizi Antalya halkına duyurmak amaçlı, hem oradan gelir elde edebiliriz diyerek. Dayanışma amaçlı kalem sattık.
Ayşegül: Sadece evliler değil, bekar insanlar da ekonomik sorunlar çekiyorlar.
Dayanışma, inanç, kararlılık
Şube Başkanı Adil Alaybeyoğlu: Ekonomi direnişlerin temel direklerinden bir tanesi, sendika o bakımdan katkı sunuyor. Ama başka bir şey daha var, bu sürecin içerisinde ailenin tüm geçim yükünü üzerinde taşımak zorunda olan arkadaşlar da var. İkincisi, bu toplumda birikimleri olan insanlar değiliz. Bunlar dayanışmayla, bir biçimde çözümler bularak aşmaya çalışıyoruz. Her şeyin dört dörtlük gittiği anlamına gelmiyor ama sırf bunlara takılarak hiçbir arkadaşımız vazgeçmedi.
Hatta bu mücadelenin çok özel şeyleri var: İnanç, kararlılık. Ben çok net, abartısız söylüyorum: Böyle zorlukları mücadeleyi erkekler yürütmüş olsaydı, ilk etapta görülen kırılmaları da yaşayabilirdik. Bu kolay bir şey değil. Bir taraftan üretimin devam etmesi, bir taraftan aile baskısı, bir taraftan çevrenin baskısı, bir taraftan
"Sen kadınsın ne burnunu sokuyorsun o işlere!" gibi toplumun olumsuz değer yargılarına karşı da mücadele edilen bir süreç bu. Bu anlamda Antalya'da Novamed grevcilerinin verdiği mücadele birçok nedenle özel incelenmesi gereken, toplumsal bilim açısından ciddi ciddi tahliller yapılması gereken bir grev. Çünkü 80 sonrasında ben en çok grev yapan şubenin başkanıyım, hemen tamamında sorumluluk taşıdım, şunu söyleyebilirim: başka grevlerin bu grevle eşleşebilen yönleri vardır ama daha azınlıktadır ve başka boyutlarıyla vardır.
Ailelerdeki dönüşümler nasıl oldu, neler yaşadınız?
Fatma: İlk başlarda karşı çıkıyorlar, ekmek kazanıyorsunuz, işe ihtiyacınız var, iş bulmak zordur diye çok büyük tepkiler alıyorsun ama yaşadıklarımızı onlara anlatınca bize hak verdiler, bizi desteklemeye başladılar. Dediğim gibi mahallemde de tepki gösterdiler ilk olarak. Bilmiyorlardı, çalışıyorsun, maaş alıyorsun, bu devirde iş bulmak zor cümleleri kullanılıyordu.
Hep beraber

Mesela şu an grevdeyiz fakat içerde bir sürü şeyleri değiştirdik, kaldırttık. Sonuçta bu bizim başarımız. Sonuçta birileri mücadele etmek zorunda, elini

taşın altına koyacak.
Ama o ortamı anlatınca, bir de görüyorlardı, eve gidiyorsun uyuyorsun, sonra tekrar işe gidiyorsun, sosyal hayatın yok. Gördükleri için de bu sefer anlamaya başlıyorlar, bir de kazandıklarımızı gördüler. Mesela şu an grevdeyiz fakat içerde bir sürü şeyleri değiştirdik, kaldırttık. Sonuçta bu bizim başarımız. Sonuçta birileri mücadele etmek zorunda, elini taşın altına koyacak.
İçerdeki koşullar hakkında bilginiz var değil mi?
Fatma: Orada çalışan arkadaşlarımız var, onlar da tedirgin. Eski arkadaşlardan bahsediyorum, onlar da istiyorlar bir an önce sendikanın gelmesini. Hatta bırakın bizim işyerini, çevredeki işyerleri de sendikalaşmak istiyorlar fakat ama siz başarın, biz de arkanızdan geliriz diyorlar. Bizim kaybımız Antalya'nın kaybı olacak. Sendikalaşmanın kaybı olacak. Başaramadılar diyecekler.
İçerde yemek verme uygulaması devam ediyor mu?
Eski uygulamalar kaldırıldı, yemek veriliyor. Zaten içerdeki elemanı tutmak için o uygulamaları kaldırdılar.
Hatta kısım kısım para da veriliyor. 2004 yılına kadar hiçbir kuruş zam vermemişlerdi. Sendikalaşmadan sonra yüzde 5 vermeye başladılar. Hatta o arada hiç bayram parası vb. de vermemişlerdi. 2005'te piknikte 5 yılını dolduranlara yarımşar altın verdiler. O zaman biz protesto edip gitmemiştik. Hatta ben 7,5 yıllık elemanım, bana vermediler, sen sendikalısın, gitmedin diye. Bu yıl sanırım biz greve çıktıktan sonra bayram parası verdiler.
Ayşegül: Biz işyerinde toplantı yaptığımızda bize zam yapmamalarının gerekçesini konuşurduk. İşveren her fırsatta kendi gerekçelerini anlatırdı, bütçemizde yok derdi. Ama sendika girdikten sonra bakıyoruz ki yüzde 5 zamlar, pikniklerde altınlar, bayramlarda paralar veriyorlar. Demek ki bütçelerinde varmış yani.
Fatma: Sendika olmasın biz size vereceğiz diyorlar.
Direniş sürekli bu haliyle gitmeyecek, neler yapacaksınız?
Fatma: İCEM'in başkanı geldi, patronla iletişim kurmaya çalışıyorlar. Türk-İş'tir ondan bir duyarlılık yok. Burada bizim kaybımız olmayacak, sendikanın, sendikalaşmanın kaybı olacak.
26'sında grevde 1. yılımızı dolduracağımız için, kadın örgütleri, sendikadan gelecekler, yurtdışından bayanlar gelecek, öyle bir proje var.
Bir karar verdik; kesin ve net
Mustafa Öztok Kendi cephenizden 1 yıllık direnişinize baktığınızda nasıl buluyorsunuz, eksik bıraktığınız yanlar nelerdir, iyi yaptığınız nelerdir, öğrendikleriniz nelerdir diye düşünüyorsunuz?
Mustafa Öztok: Bunu hiç düşünmemiştik ama bizim greve çıktığımızdan bu yana aldığımız bir karar vardı bütün arkadaşlarımızla beraber: Her ne olursa olsun sonucuna katlanacağız ve sonuna kadar devam edeceğiz. 2 yıl da olabilir, 5 yıl da olabilir, ama sonuna kadar gideceğiz. Dönmek yok.
Ayşegül: Biz bir karar verdik; bu karar kesin ve net.
Mustafa: Eksik bıraktığımız yanlar çok vardır ama şimdi geriye dönüşü olmayan şeyleri anlatmamızın pek fazla anlamı yok bence.
Ayşegül: Devam ediyoruz yani.. Umudumuz var, hedefimiz var. İnsanın umudu ve hedefi olmadığı sürece hayatta hiçbir şeye ulaşamaz. Bizim de bir hedefimiz var. Kaybetsek bile en azından onurlu bir şekilde kaybettik diyebileceğiz. Ama o tarafını düşünmek bile istemiyoruz tabii. Bir adım öteye nasıl gidebiliriz diye daha umutlu bir şekilde baktığımızdan dolayı, fazla uzamadan kazanmak istiyoruz.
Bir de toplumun büyük kısmı sendika nedir bilmiyor. Biz de bilmiyorduk. Yaşadık, yaşayarak öğrendik. Hem sendikanın ne olduğunu öğrendik, hem de bu yolda giderken önümüze çıkan engellerle savaşmayı öğrendik. İkisini aynı anda yürütmek o kadar kolay bir şey değil. Bunun da tabii bizden götürüsü oluyor. Çünkü ciddi anlamda her iki taraftan da sorunla beraber gidiyorsun. Bir taraftan öğreniyorsun ama bir taraftan sorunlarla karşılaşıyorsun. O yüzden o da enerji kaybettirdi bize.