Çocuk gelin ihtihar etti

Erzurum'da 5 gün önce zorla evlendirilen 13 yaşındaki kız bayram sabahı intihar etti

KADIN
Cuma, 12 Ekim 2007 (18 yıl 7 ay önce)

Erzurum'un Tekman ilçesine bağlı Toptepe köyünde yaşayan 13 yaşındaki Güler Ç., 5 gün önce yapılan düğünle Akın Baba ile evlendirildi.

Güler, bu sabah saatlerinde ahırdaki tahtaya kendini iple asarak yaşamına son verdi. Bayram namazı kılmak için evden ayrılan aile üyeleri, döndüklerinde Güler'in cansız bedenini buldular.

Güler'in 5 gün önce imam nikahıyla zorla birlikte yaşamaya başladığı Akın Baba'nın da kimliğinde 11 yaşında görüldüğü ancak ailesinin 19 yaşında olduğunu beyan ettiği öğrenildi.


Doğu'nun çocuk kadınları


Gençkızlığa adım atmadan evlendiriliyor, istemedikleri erkeklere gelin veriliyorlar. İsyan sözcükleri ağıza alınamıyor. Çünkü töre böyle emrediyor

Esra Zeynep, Milliyet, 13 Haziran 2000


(Söyleşilen kadınların ve kızların isimleri onlara verdiğim "sözde" saklıdır. Onları kaba şiddetten koruma amacıyla, cevapları dağın, çeşmenin ağzından yansıtılmıştır. Çünkü töre, onlara konuşmasını değil "susmasını" emrediyor. Törenin dağa sözü geçmez dedim, ona sordum sorularımı)



çocuk kadınlarBir yanımız Bilican Dağları bir yanımız Akdoğan (Koli Baba) Dağları.

Eskiden kaymakamların katırla geçtiği yolda bir jeeple, Üçtepe Köyü'ne ilerliyoruz. Muş Valisi'ne tahsis edilen jeep; katırların geride kaldığını söylüyor. Dağlar aynı, dağların kendine sakladığı köylerdeki töreler de. Buranın kışını bilir misiniz? Gerçi bahar gelmiş, geçerken uğramış gibi bir bahar. 13 - 14 yaşında zorla evlendirilen kızların yüreğini hatırlatıyor buraların baharı: Çünkü onlar, "bahar" olamadan, "yaz" olamadan; "karakış" olan çocukkadınlar. Sessiz çığlıklarıysa, sanki çığları; dertlerini anlattıkları Koli Baba Dağı'nın...

Kadın olmanın ağırlığı


Mahçup "hoşgelmişsin"leriyle karşılıyor beni, köyün kadınları, kızları. Tandır ekmeğinden, peynire duran sütten, ineğin hastalığından, yağmur hasretinden konuşuyoruz. Ama konu zorla evliliğe, berdele (aile arasında kızlarını birbirlerinin oğullarına vermek, kız takas etmek), "gelin ticareti"ne gelince tükeniyor sözcükleri. Erkeklerinin buyurgan bakışları altında, cezalı gibi aynı cümleyi tekrarlıyor hepsi: "Biz ne biliriz ki?"

- Peki kim bilir sizin derdinizi? 14 yaşında anne olmayı, döve döve evlendirilmeyi, intihar eden arkadaşlarınızın acısını siz bilmezseniz kim bilir? Dağlara mı sorayım? Mizgin masmavi gözleri yerde, "Hee" diyor:

"Hee dağlara sor, o duyar bizi, duyar da bir şey edemez, öyle dururlar orada."

Dert ortakları dağ


- Koli Baba Dağı, nedir bu kızların çilesi?

Böyle gelmiş böyle gider. (Gitmesin, ne olur!).

Kaçar gelirler yanıma "Yarıl da içine gireyim, o adama gitmeyim" derler. Sevdiklerinin adını da derler, bazı. Bir kere "seni seviyorum" diyemedim diye ağlarlar. Bağrımda ne çığlıklar, ne intiharlar saklı. Ne zaman kına gecesi türküsünü duysam, yine gidiyor derim kızlarımdan biri. Dağ olsa dayanmaz insan dersiniz ya, işte öyle.

Köyün çeşmesine soruyorum türküyü:

- Sen değil misin kızların suç ortağı, söyle bakalım türküyü. İbriklerini dolduran kızlar da katılıyor kına gecesinin türküsüne...

"Kıneyi getir ane / Barmağın batır ane / Bu gece mısafıram / al koynan yatır ane / Maydonoz bağladılar / Ciğerimi dağladılar / Men o oğlanı almazdım / Başıme bağladılar"

- Peki çeşme, "gelin ticareti" de yapılıyormuş buralarda. Büyük şehirlerden gelen eski köylüleriniz, peşin parayla, "evde kalmış" kızları, babalarından alıyorlarmış, yaşlı dul ya da ikinci kadın isteyenlere götürüyorlarmış, öyle mi?

Hee, bizim köyden de gitti öyle kaç kişi. Bir daha görmedik de hiç. Bursa'ya gittiler daha çok. Şaşıydı biri, biri de çirkindi. Allah günah yazmasın, hemen verdiler. Kuma gitti diye duyduk. Çirkinler biraz daha şanslı bizden, daha geç gidiyorlar kocaya. Ama öyle uzaklara gitmek, zorla evlendirmekten de kötü. Bizim köyde bak biri vermişti, bir daha hiç gidememiş kızına. Kızı da gelememiş buna. Kızı Gölcük'teydi. Gösteririz sorarsın ona, hep ağlıyor şimdi. "Ölseydim de veremeseydim, göndermeseydim" diye, kızı ölmüştür depremde de ondan. Sen o maniyi biliyor musun: "Men babamın kızıdım / Sandıktaki bezidim / Ele kaldırdı attı / Sanki elin kızıdım"

- Bilmiyordum, ne o maniyi, ne de bana; bir çanak antenle, 10 baş hayvanın ederine Gölcük'e gelin edilen ve sonra depremde ölen genç kızı hatırlatan maniyi: "Giderem gidişimdir / Yollar gömülüşümdür / Elin ver öpem ane / Belki son öpüşümdür."

Mirinaz Anne'nin, artık erkeklerin buyurgan bakışından korkusu yok, canını yitirmiş bir kere. Diğerleri gibi gözlerini yerde, elleri önden bağlı konuşmuyor. Yüreğine geleni söylüyor, depremde kaybettiği kızını sorunca:

"Canı çıksın bu törenin, canı çıksın yoksulluğun, cahilliğin. Şimdi olsa verir miydim. 18'indeydi. Adamlar gelmiş İstanbul'dan, 'verilecek kızı olan, çıksın gelsin kahveye' demişler. Benim adam da konuşmuş, anlaşmış. 'Kısmeti oradan çıktı, zengin bir adamdır, yaşlıdır sayar sever, başlığını da peşin veriyorlar, verelim çoluğu çocuğa karışsın' dedi. Temizledik gitti. Yavrum yavrum, depremde öldü gitti, son giderken bakışı hep gözümde. Son kızımdı, daha evvelden hepsini 12 - 13 - 15 temizledim gitti hepsi, bir o kalmıştı bana. Ama evlensin istedim, ikinci de olsa, bir kocası olsun istedim kızım. Öleceğini bilsem gönderir miydim, önüne yatardım, vursunlardı beni yine vermezdim."

Kadere karşı konur mu?


- Seni kaç yaşında evlendirdiler Mirinaz Ane?

15 yaşında evlendim, 11 çocuk var. Ölen kızımla 12. Bak bu da benim anamdır.

- Kaç torunun var anacığım?

Peh ne bileyim ben, vardır bir sürü.

- Onları da everecek misiniz, gencecik, hiç sesinizi çıkarmayacak mısınız, siz bu kadar çekmişsiniz, "bari onlar çekmesin" demeyecek misiniz?

He ya çok çektik kızım, hala çekeriz. Ama kadere karşı konur mu kızım. Torunlarım da ne yapsın kaderlerini bekliyor. Babası evleneceksin dedi mi, evlenecek. Hepimiz öyle evlendik kızım, yine bunlar genç 'istemem' diyorlar, sopa mopa dinlemiyorlar. Biz onu da diyemedik. Ama yine de kapı çalındı mı gideceksin kızım. Töremiz bu.

- Gitmemek için intihar edenler de var ama. Töreye ölümüyle isyan edenler, yine de tınmıyor mu, töre uygulayıcılarınız?

(Burada adı yine bende saklı 16 yaşında biri alıyor sözü.)

Benim dayımın kızıydı. Zorla verdiler. Bir çocuğu seviyordu çok, çocuk da onu. Ama berdeli vardı. Verdikleri çocuğun ailesinden, kız almışlardı daha önce. Verdiler, benle yaşıttı. 14'tü o zaman. Hemen çocuğu oldu. Kucağında bebesi, çeşmenin orada sevdiği çocuğa rastlamış. Çocuk, "Bebek yakışmamıştır sana" demiş. Bana anlatmıştı, iki gün sonra da öldürdü kendini. "Bir kere seni seviyorum diyemedim, belki kaçırdı beni desem."

- Bir şey soracağım kızma ama, sen hiç seni seviyorum dedin mi birine?

Tövbe demedim. Onu sen de bizim yerimize, sevdiğine varırsan.

Bir "seni seviyorum" borcum var Üçtepe köyünün kadınlarına. Hiç düşünmüş müydünüz, "seni seviyorum" diyebilmenin özgürlüklerin en büyüğü olduğunu. Öyleymiş, onların yerine de söyleyin.

Kilimin dili olsa


Bir meslek kazanmaları, aile bütçelerine destek olmaları amacıyla Muş Valiliği tarafından açılan Muş Özel İdare Halıcılık Okulu'ndaki, kilim hocalarına soruyorum, kızlara soramadıklarımı; ne anlatıyorlar kilimlerinde?..

"Hep aynı şeyleri anlatırlar, zaten bu kilimler doğuya özgüdür. Van kilimleri denir, ama duygular, dertler ortak. Çağlardır aynı. Bakın hep kuşlar var. Kuş özgürlük demek çünkü. Mezar taşları şunlar. Şu ortadaki baklava biçiminde sınırlanmış bölgeyse aşiretin sınırlarıdır. Kavuşamadıklarını özlediklerini, o sınırın dışına döker. Su çatallı şekiller, mezar taşlarıdır. Yılan düşmanı, çiçek mutluluğu anlatır. Dikkat ederseniz, içinde bulundukları aşireti, köyü anlatan baklavanın içinde hep koyu renkler, yani karamsarlık. Çiçekler, aşkı, sevgiyi anlatan renkler, özgürlüğü anlatan kuşlar hep o sınırın dışında."

- Hangi renk aşkın rengi?

Kırmızı aşkın rengi. Sarı ayrılık. Yeşil de çok azdır kilimlerde, muradına ermektir yeşil.

Gelin ticareti: Adet böyledir


Köy evindeyiz. Bulanık Kaymakamı Şenol Esmer'le birlikte. Köyün erkekleri, saçı uzun aklı kısanın sorularını dikkate bile almıyor. "Nasıl kıyıyorsunuz kızlarınıza" deyip duruyorum yine de. "Kim kime kıymış, bizim adetlerimiz böyledir" deyip çıkıyorlar işin içinden. Kaymakam Şenol Esmer, kızlara nasıl kıydıklarını, zorla evlendirmenin en vahim boyutuyla açıklıyor:

"Bırakın köy içinde evlendirmeyi, otobüslere doldurup gönderiyorlar bir de, 60 - 70 yaşındaki adamlara. Kendi deyimleriyle, evde kalmış kızları, büyük şehirlerdeki yaşlı, dul, ikinci kadın isteyen damat adaylarına; damadı bile görmeden"

"Yok kaymakam bey, o 3 - 5 sene önceydi, epeydir vermedik öyle"
diyor biri. Kaymakam, "Neyse, konuşturmayın şimdi. Artık ben varım. Bir duyayayım böyle şey, kötü olur" diyor.

Hala tam anlamış değilim. Gelin ticareti mi yapıyor birileri? Nasıl oluyor bu?

Muhtar anlatıyor:

"Bak ama bizde olmuyor artık, başka köylerde oluyor. Kız 16'yı geçmiş, kısmet çıkmamış. Evde kalmış gözüyle bakılıyor. İşte köyden, şehirlere göçenlerden aracılar var. Onlar İstanbul, Bursa, Mersin işte büyük şehirlerde evlenmek isteyen komşuları, mahallelileri için gelip kız bakıyorlar. Haber salıyorlar, kız almaya geldik, verecek kızı olan varsa çıksın gelsin diye. Pazarlık yapıyorlar işte, başlığını peşin sayıp, kızları alıp götürüyorlar. Tabii genelde yaşlı, karısı göçmüşlere, kuma isteyenlere gidiyor o kızlar. Aileye, niye verdin, diye sorduğunda, 'Ne yapayım' diyor, 'zaten kısmeti çıkmamış. Ne yapayım... Evde bir gırtlak daha. Evlensin. Büyük şehir hem de, daha ne istiyor' diyorlar."

- Burada kaç yaşında evde kalınıyor?

16, en geç 20 yaşında kalmıştır artık...

Köy evinde ikram edilen nefis peynirler, tandır ekmekleri boğazıma diziliyor. Başka sorum da yok artık. Sorum hayata: Sen nasıl hayatsın?

Suç törenin ardında gizli


Altı aydır görev yaptığı Muş'ta, eğitime verdiği önemle ve çağdışı törelere karşı çıkışıyla dikkat çeken Vali Aslan Kütük, bölge insanını ikiye ayırıyor. Töreye karşı tek umudu eğitim ve genç kuşak:

"Aşiret kabuğunu kıramamış insan grubuyla, yavaş yavaş kırmaya başlayan genç bir kuşak var. Töreye isyan ederek, nişanlısından kaçıp 'beni okutun' feryadıyla bize sığınan Saadet gibi. Ona verdiğimiz destek, genç kuşaktan inanılmaz güzel tepkiler getirdi. Ama orta kuşak ve üstlerinden olumlu tepkiler aldığımı söyleyemem. Saadet bir başlangıç, ama tek bir olayla yüzyılların vermiş olduğu toplumsal dokuyu değiştirmek mümkün değildir. Size başka bir acı örnek vereyim: Geçtiğimiz hafta köylerimizin birinde acı bir tecavüz olayı yaşadık. Beş çocuklu bir adam, 13 yaşında bir çocuğu kaçırarak tecavüz etti. Çocukcağız Dicle Üniversitesi Hastanesi'nde, perişan halde.

Bu vahim olayı daha da vahim kılan, köylülerin olayı gizlemesi. Adam o adice isteğini gerçekleştirmek üzere, çoçuğu kaçırıyor bir eve götürüyor. O evde de, bir kadınla bir erkek var. Kaçıranlar üç kişi, 13 yaşındaki çocuk evdeki kadına yalvarıyor: 'Teyze kurtar beni' diye, kadın yardım etmiyor. Neden diye sorulduğunda 'Beni mi öldürselerdi' diyor. Öte yandan, sanığın köylüleri, aşiret baskısıyla, tehditle, tecavüze uğrayan kızın ailesini davadan vazgeçirmeye çalışıyor: 'Gel nikahlayalım, dava düşsün, olay kapansın' diye..."


- Töre tecavüzü de hak kılmıyor herhalde? Orada dursun bari artık.

Düşünebiliyor musunuz: Köylüler 13 yaşındaki yavrucağa destek olacaklarına, ailesine sahip çıkacaklarına tecavüz olayını kapatmaktan yana. Orta kuşak ve üstleri bu tavırdayken genç kuşak ne yapıyor. Yavrucak orta 1'de. Tecavüz eden şerefsiz de bir esnaf. Çocuğun sınıf arkadaşları toplanıp adamın dükkanının camlarını indiriyorlar. İsyan ediyorlar olaya. Bu tepki çok önemli. Genç kuşaktan çok ümitliyim, gürül gürül geliyorlar. İşte bu yüzden terörün bittiği bölgede, en önemli vazifemizi eğitim olarak görüyorum ben.

Evlilik İntiharı


Sadece Muş'a bağlı ilçe ve köylerinde son altı ay içinde, ölümle sonuçlanan 32 intihar vakası var. Doğu köylerindeki, saklı nüfus da dikkate alındığında, bir çok intihar olayının da saklı kaldığı sanılıyor. Çünkü köylünün genel tavrı susmak. İntihar eden kızların çoğu, yeni evli; kimi yeni bebekli. Kuma verilen, beş altına, bir çanak antenine, 10 baş hayvana satılan, bir otobüse doldurulup büyük şehirlerdeki yaşlı, dul adamlara gönderilen; töreye, intihar ederek isyan eden çocuk kadınlar, onlar.

Nezihe Yıldırım 17 yaşında, ateşli silahla intihar.

Aynur Karabaş, 14 yaşında, iple asmak sureti ile intihar.

Remziye Asar, 15 yaşında, iple asmak sureti ile intihar.

Ülkü Ekmekçi, nüfussuz, 15 yaşlarında, ateşli silahla intihar.

Elfesiye Ünal, nüfussuz, 19 yaşlarında, fare zehiri içmek sureti ile intihar...

Listeyi daha fazla okuyamıyorum. Saadet'in gözlerini görüyorum hepsinin adlarında. O gün öğrendiğim manilerden biri çınlıyor kulaklarımda:

"Kaleden indim ancak / Göğsümde sarı sancak / Ne kız oldum ne gelin / Toprağa girdim ancak"

İşte o çocuk kadınlar, o gözyaşlarıyla okunan manilerin içinde yatıyorlar.