Sokağa çıkma zamanı!

Baskı, yasak, özgürlüksüzlük, gerici müfredat, paralı eğitim ve ÖSS'yle birlikte; defol YÖK!

GENÇLİK
Pazartesi, 5 Kasım 2007 (18 yıl 7 ay önce)

Demokratik Üniversite, Kasım 2007

Kendimiz için bir şeyler yapmanın vakti geldi de geçiyor!

Güzel bir yemek yemek veya şöyle bir boğaz havası almak değil ama, gerçekten bir şeyler yapmak. Yalnızca kendimiz için olandan başka, sanal ve geçici olanlardan da. Bir şeyler yapmak! Sokağa çıkmak!

Paralı eğitimin çeşit çeşit yüzlerinden, işsizlik korkusundan, üniversitelerimizde cirit atan özel güvenlik ve polislerden, satırlı katillerden, sahte akademisyenlerden, 500 kişilik dersliklerden, çan eğrisinden… bıkmadınız mı? Bunlardan kurtulma ihtimalimiz yok mu? Hep var mıydı bunlar, yoksa biz kendimize döndükçe mi geldiler üstümüze?

Biz, yani sen, ben ve diğerleri, beraberce büyüttük bu belayı. Susarak, pusarak, yalnız ve yabancılaşarak büyüttük. Özgürlük alanlarımızdan ufak ufak çalınmasına ses çıkarmayarak büyüttük. Birbirimizden koparak büyüttük. Ne zaman ki 6 Kasımlarda "tekil" planlar yaptık, işte o gün, o saat büyüttük. Ve bilmek lazım ki, konuşulacak yerde konuşmayan, koşulacak yerde koşmayanın şikayet etmeye hakkı yoktur. Önce yapmak gerek, en azından üzerimize düşeni.

Yapmasak ne olur ya? Hırkalarımızın altına saklanıp kampüslerimizin kıyı köşe yerlerinde gezinsek yalnız, ders çalışıp mezun olsak, işimize gücümüze baksak? Kemal Kara’dan daha akil bir kaynaktan tarih okuyanlar bilirler ki "tarafsızlık mümkün değildir". Kendi safını ve tarafını bilmeyen, tarafsız olduğunu iddia eden, gün gelir (ve mutlaka gelir o gün) en çok bağıranın safında bulur kendini. Ve o safta kendi kardeşine, dahası kendine, kendi geleceğine saldırırken bulur kendini. Ellerinde bayraklar kan çığırtkanlığı yapanlar değil midir bunlar? Teröre lanet okuduğunu sanıp gerçek terörün tam göbeğinde bilir veya bilmez saf tutanlar..

Bu yıl YÖK’ün 26. yılını törenlerle kutluyoruz! Sermayenin ve MGK’nın bu yıllanmış sopasını kırma vakti hala gelmedi mi? Kendimizi duvarları ve parmaklıkları olmayan hücrelerimize hapsetmeye devam ettiğimiz sürece az evvel saydıklarımız ve çok daha fazlası hayatımızı şurasından burasından kemirmeye devam edecek. Farkında değil misiniz, eksiliyoruz işte, azalıyoruz, onurumuzdan, yaşamımızdan yitiriyoruz. Sustukça ve kendi "güvenli" hücrelerimizi savunmaya devam ettikçe yitireceğiz. Konuşmak gerek, hem de öyle böyle değil, bağırmak gerek, adamakıllı bağırmak!

YÖK’ü kaldırıp tarihin çöplüğüne atmanın zamanı gelip geçmekte ve biz artık fark etmek zorundayız; bu bir seçim değil, sıkıştığımız cendereyi kırıp aşmanın yegane yolu ve koşulu. Sokağa çıkmak, bağırmak, söylemek ve yapmak.