Çarşamba, 7 Kasım 2007 (18 yıl 6 ay önce)
Eskişehir'de okuyan bir Kürt öğrencinin sitemize gönderdiği yazıyı yayınlıyoruz:
Son dönem olayları ve milliyetçilik-öğrenci durumu
Kürtler… yani Frantz Fanon'un "Yeryüzünün Lanetlileri" adlı yapıtına uygun bir yaşam reva görülmüş halk. Barbarların iştahını kabartan millet…
Maalesef durum bu, ve hep böyle oldu; son 15 gündür yaşanan-yaşatılanlar ise var olan durumu pekiştirmekten öteye gidemedi... Tabii bize bazı şeyleri tekrar (aynı filmleri diyeceğim) gösterdi. Bir milletin kaosa nasıl sürüklenebileceğini, bilgi sahibi olmadan nasıl fikir sahibi olunabileceğini, gazı verdin mi; milleti nasıl şişirebildiğini; ağzının suyu akarak edilen 2 sloganın bir insana diğer bir insanın canına kıyma hakkını verdiğini; köpekleşen duygu sahiplerinin ne kadar kimliksizleştirilebileceğini. Meclise girer ve 23 kişiyi asarız ile Korkut Eken'i, Çatlı'yı göreve çağıran pankartları mı desem ve daha korkunç-traji komik olanın ise gaddarlık ve yüksek dozda şiddet gösterme konusunda bir yarışa girenlerin belinin sıvazlanıp
"koç" muamelesi yapılıp gerçek vatanseverler ilan edilmesi…
Türkiye'nin son sürecindeki ve geçmişindeki benzer olayları (1938 Dersim, Zilan, Sivas, Newala Qesaba, Maraş, 6-7 Eylül katliamları, 90'lı yıllar) bildiğimiz faşo Makyavelist felsefenin teorikten çıkıp pratikleşmiş halleridir… Niccolo Machiavelli kaç yüz yıl evvel "Prens" adlı yapıtında, amaca ulaşmak söz konusu ise her yol caizdir felsefesinin inceliklerini anlatırken bugünü özetler gibi. Diyor ki:
… ne kadar zavallısınız bazen, çocuklarınızı koparıyorlar sizden, bilerek öldürüyorlar sonra sizinle birlikte arkalarından merhametlilermiş gibi sanki gözyaşı döküyorlar (Büyükanıt paşaya selamlar)… Dilinizi konuşmayanı, tanrınıza inanmayanı, sizi temsil eden kumaş parçasını elinde dalgalandırmayanı dışlamanızı hatta giderek ortadan kaldırmanızı arzuluyorlar… Size bunları yapmaları lazım çünkü varlıklarını sürdürme ihtiyaçları vardır. Sayenizde elde ettikleri güçten ve bu gücün verdiği ayrıcalıklardan bir türlü vazgeçmek istemediklerinden 'devlet' ve 'ulus' kelimelerini düşürmüyorlar dillerinden… Olmadığınız halde sizi 'ezeli ve ebedi kahramanlar' ilan ediyor, bununla da yetinmeyip illegal katil kahramanlar çıkarıyorlar…
Son bir haftaya baktığım zaman, özetle;
"birileri nasıl adam olamaz" fotosu var zihnimde.
Nereye baksam faşizm
8 yaşındaki çocuğun başbakana beni askere alın, çikolatamı paylaşacağım mektubu mu desem; Osmaniye'deki pompalı tüfekle caddedeki arabaları durdurup İstiklal Marşı'nı okutan adamı mı desem; Trabzon'da bayrağı kendine dolamış birinin cadde ortasında 13 kurşun sıkmasını mı desem; hastanelerde doğan Kürt bebelerine
"kıro" adını takan zihniyetten mi bahsetsem; askerlik kapılarına dayanan hamile bir bayanın ben ve çocuğum savaşa hazırız deyip daha doğmamış masum bir bebeği savaşa sokuşunu ve en içten duyguları ile anne sevgisini tüm yurda anlatışını mı desem; okulu bırakıp kurt işaretleri yapıp sokakta bayrak sallayan ilkokul çocuklarından mı bahsetsem?.. Yok diyorsanız;
"hümanizmin!" kurucusu, büyük insan küçük karakter Ertuğrul Özkök ağabeyimizden bahsedelim. O da olmadı kalkıp Fatih Terim'den bahsedelim. Futbolu bırakıp, askeriyeye el atan sinyor Terim'den.
Vur, kır, as, kes, doğra, söz bitti, mahfediyoruz, öldürüyoruz, bravo, büyüğüz, yok et vs. vs. gibi manşetleri gözümüze gözümüze sokan
"ulan ne oluyoruz" demeye vakit bırakmadan insanlığa gerekli dersi veren kokuşmuş kafatasçılar güruhu kartelci medyadan bahsetmek zaten yersiz.
Eskişehir'den manzaralar!!!
Her yerde olduğu gibi Eskişehir'de de olan başta biz Kürt öğrencilere oldu.
Eskişehir genel anlamda
"kültürsüz kültürlü" diyebileceğim bir şehir; orjinal bir yapısı yok.
Bir erkek başına bilmem kaç kız düşüyor, safsataları ile gönderilen Kürt öğrenciler, ilk olarak, bir avuç yalama dönemi yetmezmiş gibi, bir de en basit toplumsal bir olayda, o kız diye tabir edilen şeyin aslında kız kılığındaki Kazıklı Voyvoda'lar olduğunu anlıyorlar. Kişi başına düşen oranı artık siz tahmin edin.
Bir düşünürün, çok sevdiğim bir sözü var:
"Milliyetçilik, alçakların sığındığı son kaledir".
Eskişehir de milliyetçilik yarışında diğer illerden geri kalmıyor artık. Mesela geçen yıl, operasyonlarda bir asker ölse anında Üniversite Caddesi'ndeki DTP binasına molotof atılırdı. Sonnunda bina artık molotof delisi oldu desem yeridir ve DTP binadan çıkmak zorunda kaldı. Osmangazi Üniversitesi'nde klasikleşen doğulu öğrencilere dayak senfonisi keza devam ediyor her yıl.
Buraya gelen öğrencilerin çoğu milliyetçiliği bir sığınak olarak göruyor, çünkü bayrak dedin mi, vatan dedin mi, pis Kürt dedin mi üst mertebeye ulaşıyorsun, yani dokunulmazlık zırhına bürünüyorsun. Şayet demiyorsan, vay sen misin demeyen. Bir hafta önce Anadolu Üniversitesi'nin -adı lazım değil- bir fakültesinde çok çok muhim olan! bir derste hoca konuşuyor:
Faşizmi kabul edeceksin, tamammm mı?
"
Çocuklar Kürt sorunu yoktur, bakın okullarda bir sürü Kürt var. Okullara alıyoruz, her hakkı veriyoruz, hizmeti veriyoruz..." diye ballandıra ballandıra anlatırken Kürt bayan bir arkadaşın:
"Hocam sizce Kürt sorunu yok mu" sorusu sorulunca olan oluyor...
-Kürt müsün?
-Evet hocam.
-Söyle o zaman PKK terör örgütü mü değil mi? PKK'nin terör örgütü olduğunu kabul edeceksin.
-Hocam konumuz ile ilgisi ne?..
Bayan arkadaş bu soruyu soruyor ama hoca elde etmek istediğini başarmıştır. Bir kız kalkıp bağırıp ağlamaya başlamış ve
"Kabul edeceksin, taamammmm mı?" diye üstüne gitmiş. Ardından sınıftan diğer çıtırdayan sesler:
"Kabul edeceksin. Edeceksin" barbarlaşan öğrenciler neyi niçin neden söylediklerini bilseler içim yanmayacak. Sınıf ortası linç kültürü. Artık hapishanelerden taşan
"düşüncenin onursuzluğu kültürü" bayan arkadaşımızın maruz kaldığı bu öğelerin durumudur.
Irkçı öğretmenin tutumu ise Türk eğitim sisteminin özetidir aslında. Türk Eğitim Sistemi'ni iki kısıma ayıracak olursak
"Türk" ve
"eğitim sistemi" diye, tablo daha net olur. Yıllar yılı işin "Türk" tarafı yüceltildi ve
"eğitim sistemi" kısmı tekmelendi. İşte hoca bu mentalitenin ürünüdür, yavrusudur. Nur topu gibi hem de.
'Kürt gibi bakanlara' cadı avı
Adalar Çarşısı'nda, sosyolojide okuyan Kürt bir arkadaşımız, güpegündüz bir grup ülkücü tarafından dövüldü. Ve Ortaçağ'daki
"cadı avı" misali durum Eskişehir'e taştı.
"Kürt gibi bakıyorsun" denilip yapılan psikolojik baskı ve açık şiddet meşrulaştırıldı. Güvenlik güçlerinden de tam destek gelince sorun kalmadı. Çocuklar okullardan alınıp sokaklara gönderildi. Millet tahrik edilip
"hele bir karşıma çıksınlar" durumuna getirildiler.
Açık faşizanlığın yanı sıra bir de gizli faşizanlık var. Örneğin Yunus Emre Yurdu girişine asılan bayraklarda gizli bir oyunun olması gibi. Bir tarafa 3 bayrak asılmış ama sıradan bir durum değil bu. Yurt yönetimi alıp iki küçük bayrağın ortasına uzun bir bayrak gelecek şekilde yerleştirmiş. Ve siz ona yatay baktığınızda ortaya 3 hilal çıkıyor. MHP'nin amblemindeki üç hilalın pozisyonu yani.
Diğer örnek ise üniversitenin yanıbaşındaki bilboardlara asılan bir Vestel LCD ekran Tv afişi... TV'nin ekranındaki görüntü bayrak.
Halkevi'nin taşlanması ve Kürt bir öğretmenin tacize maruz kalması ise basına yansıyan diğer olaylardı.
MSN'yi de alın askere
Burada da herkes askerliğe hazır, argo terimle herkes sallıyor. Ortalık laf kirliliği ile dolu.
Öğrencilerin tahrikten etkilendiğinin en basit kanıtlarından biri de herkesin bildiği MSN. MSN'yi açmak artık ürkütüyor. Bazı arkadaşların nickleri ve kişisel iletilerine yazdıkları öyle böyle değil, yenilir yutulur tarafı yok. Öyle ki MSN dile gelip
"beni de alın askere ne olurrr" ruh-i haliyeti var.
Özetin özeti ise, şu an Kürtlerin mezarına tükürüldüğüdür ve kimin hangi amaçla yaptığı gün gibi ortadadır.
Ortada olan bir başka durum ise 1965 yılında Martin Seligman'nın ortaya attığı
"öğrenilmiş çaresizlik" kavramını deneysiz ve pürüzsüz olarak hayvanlar değil de çevremdeki insanlar üzerinde görüyor olabilmek. Beş maymun hikayesi ve zıplayan pireler kadar açık ve net.