Halkların Kardeşliği Paneli

Stuttgart'ta yapılan panellerle halkların kardeşliği ve kadına yönelik şiddet tartışıldı

DÜNYA
Pazar, 16 Aralık 2007 (18 yıl 10 ay önce)

Halkların Kardeşliği Paneli


Almanya'nin Stuttgart şehrinde 8 Aralık'ta Halkların Kardeşliği paneli yapıldı. Panel, DEKÖP-A (Demokratik Kitle Örgütleri Platformu-Avrupa) bileşenleri, Yaşanacak Dünya Gazetesi, Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK), Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon), Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK), İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği Platformu (BİR-KAR) ve Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) tarafından ortak düzenlendi.

İlk olarak sözü alan Yaşanacak Dünya temsilcisi, GOP projesinin gidişatına değinerek, her şeyi emperyalistlerin belirleyemediğini vurguladı. Sürecin bizlere yüklediği sorumluluğa konuşmasında geniş yer ayırarak, halklar araşı kışkırtma, gerici iç çatışma saldırganlığının bölge ve ülke düzeyinde boyutlarını anlattı. Bu süreci yarmak için "Kardeşlik Müfrezeleri" önerisi getirdi. Bazı konuşmacılar ve dinleyiciler tarafından da bu öneri karşılık buldu. İsviçre'de kitlesel ve enternasyonal temelde faşist hareketin püskürtülmesi, Fransa'da ise farklı yapılardan bir grup devrimcinin, faşist bir gösteriyi daha başlangıç aşamasında militanca dağıtması örnekleri verildi. Kitlesel refleks ve tepkilerin anlamlı olacağı, bunların yaratılamadığı yerlerde öncü örnekler ve çıkışlarla hareketin onunun açılabileceği ifade edildi.

AvEG-Kon temsilcisi ise, özet olarak, "Karanlık savaş konseptine taban yaratmak isteniyor. Bu süreç, laik-dinci, alevi-sünni, Türk-Kürt saflaşmasıyla başlatıldı. Bu şovenist çağrıda Alevi Dernekleri de yer alıyor. Kardeşlik bilinci, eşitlik ve özgürlük temelinde gerçekleştirilmeli. Şovenist histeriye karşı Güney Federe Kürt oluşumunu tanımak gerektiği"nin altını çizdi.

ATİK temsilcisi, "Türkiye'deki faşist çeteler, ABD dışında hareket etmiyor. Hakim sınıflar arası çatışmaları, halkların kendi arasında gibi göstermeye çalışıyorlar. Saldırıyı, sadece Kürt halkına değil, tüm devrimci demokrat güçlere, kendimize almalıyız. Etkinliklerde en geniş kitlelere gitmeli, enternasyonal alanda birlikte davranmalıyız" çerçevesinde konuştu.

BİR-KAR temsilcisi, "Medya bu süreç içinde 4. güç olarak ortaya çıktı. Özgür, eşit ve gönüllülüğe dayalı bir birlikteliğin koşulları oluşturulmalı" dedi.

Son olarak konuşan Yek-Kom temsilcisi ise şunları ifade etti:
Ortadoğu dünyanın merkezini oluşturan, kördüğümün en bağnaz örüldüğü coğrafyadır. Kürt özgürlük hareketinin Türkiye'deki işçi sınıfının yardımı olmadan başarıya ulaşma şansı zayıftır. 30 yıllık mücadele bize gösterdi. Bu kardeşleşme zayıf yürüyor. Ülkede linç hareketi başını almış gidiyor, ama biz devrimciler kendi rolümüzü ne derece oynuyoruz. Birkaç örgütün elit kesiminin işi değil, halkların işidir. Varoşlara taşımak gerekiyor.

Irkçı saldırılara karşı cansiparane durmamız gerekiyor. Bu dostça el karşılığını bulacaktır. Edi Bese Mitingi, İstanbul'da Kürt-Türk kardeşliğini engellemek için yasaklandı. Diyarbakır ve diğer yerlerde yasaklanmadı. Sesimizi duyurmak için yüksek bir katılım olmalı panellerde.
Ayrıca "Özgürlük Hareketi AB ile de ABD ile de görüşmeler yürütüyor" dedi.

Soru-yanıt bölümü oldukça renkliydi: "Kuzey Irak'ın her yerinde villalar inşa ediliyor, Fethullah Gülen'in okulları almış başını yürümüş. Emperyalistler orada ülkeyi paylaşıyorlar. Bir Alman avukatın gözlemleri bunlar. Bu nasıl bir Kürdistan?", "Hayalinizde nasıl bir Kürdistan var? Kuzey Irak'taki Kürdistan bunu ne ölçüde karşılıyor?", "Tek bayrak-tek devlet söylemini kabul edip Kerkük'ü Misak-i Milli içine almak bizi nereye götürür? Kürt halkıyla dayanışma deyip duruyoruz. Biz dayanışma hareketi miyiz, yoksa devrim hareketi mi?" vb. sorular yöneltildi konuşmacılara.

panel

25 Kasım Paneli


Yine Stuttgart'ta 2 Aralık'ta Stuttgart Demokratik Kadın Platformu tarafından, "25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü" için bir söyleşi yapıldı. Düzenleyenler yine DEKÖP-A ve YEK-KOM 'du. Türkiye'den Esra Çiftçi'nin tek konuşmacı olduğu söyleşide, daha çok Kürdistan kadını konu edilse de, soru-yanıt bölümünde Türkiye ve Avrupa'da kadının durumuna da girildi. Ağırlığını kadınların oluşturduğu 150'ye yakın kişi söyleşiye katıldı. Soru-yanıt bölümünde, kadınların epeyce dolmuş olduğu ve böylesi bir tartışma ortamına hasret kaldıkları anlaşıldı.

Esra Çiftçi, Şili'den farklı bir eylem örneğiyle girdi konuşmaya:
Sili'de ölen kadınların ayakkabıları önüne isimler koyarak, kadınlar anılıyor. Özel günlerde biraraya geliyoruz, ama sloganların dışında sonrasını getiremiyoruz. Savaştan ve şiddetten en çok etkilenen kadın ve çocuklar. Erkek dışarda yaşadığı sömürüye duyduğu öfkeyi eve taşıyor. Türkiye'de çocuklar militarist büyütülüyor. TV'ler, eğitim kitapları bunu besliyor. Bir çocuk tiyatrosunda 6-7 yaşında bir çocuk, bir maske geçirip, "Ben canavarım ve Diyarbakırlıyım" diyebiliyor. Irkçılığın çocuklardaki yansıması bu. Çocuklar arasında bir araştırma yaptık, yüzde 60'ı "Barış nedir?" sorumuza "Bilmiyorum" dedi.

E-muhtıra verildi, örtülü darbe yapıldı. Şoven mitinglere sol adına katılanlar oldu. Ardından linç kampanyalarıyla tabana yansıtıldı. 27 yıl sonra ilk kez aydınlar biraraya gelip barışı tartıştılar. 3 gün sonra Hrant Dink öldürüldü. Hallaçoğlu'nun açıklamasından sonra, Barış Konferansı'na katılan aydınların bir kısmi, geri çekilip "tek bayrak, tek millet" açıklaması yaptılar. 12 Eylül Anayasası tartışmaları var. Aslında değişen bir şey yok. Evirip çevirip yeniden uyguluyorlar.

Kürdistan'da 15-20 yıldır yıkım getiren bir savaş yaşandı. Göç, dağa gitme vb. bir sürü travma yaşadılar. Erkek kahveye gidebiliyor, seyahat edebiliyor. Metropol'deki kadın kurumlara gidiyor. Çözüm değil, ama. Kürdistan'da ise, "Bu adam beni dövüyor, ama o da acı çekiyor sistemden" diye düşünüyor kadın. Bundan birkaç ay önce 6 çocuk intihar etti evliliğe karşı çıktıkları için. Sonra arkadaşlarıyla konuştuğumuzda öğrendik ki, bunlar öldürülmüş. En çok töre cinayetinin olduğu yer Nevşehir diye geçer. Çünkü orda resmi başvuru fazla. Bugün Kürdistan'da akademisyenler, kurumlar var.
Sorular ve konuşmalar oldukça ilginçti: "Güçlü kadın feodalizme başkaldıran kadındır. Kürdistan'daki feodal sistemi hiç kimse yıkamaz. Diyarbakır'da kadın sığınma evi var, ama üç ay alıyorsun bu kadını, sonra bırakıyorsun. Mardin'de Şemsa taşlanarak öldürüldü. Önce birbirimizi sevmemiz lazım. Birlik beraberlikten güç doğar", "Hep Kürt kadınından söz ettiniz. Türk kadını ezilmiyor mu?", "Eğitim dediniz, ama Amerika'da her dakika 4 kadın hırpalanıyor. O zaman bu ülkelerde neden böyle sorunlar yaşanıyor? Eğitimden ne anlıyoruz? Mor çatıdan farkımız ne olacak bizim?", "Hep şiddet deniyor. En kötü şiddet psikolojiktir."

Bir Yaşanacak Dünya okuru ise şu ifadeleri dile getirdi:
Yalnızca Almanya'da dörtte bir oranda aile içi şiddet yaşanıyor. Her yıl 500 bin kadın zorla fuhuşa zorlanıyor. Fuhuş burada dev bir sektör. Halen akademik vb. birçok alanda kadınlar daha düşük ücret alıyor. Demek ki, burjuva demokrasileri kadın sorununa çözüm olamıyor.

İlerici kurumlar kadın sorunu konusunda tavırlarını sorgulamalı. Ne ölçüde müdahale ettiklerini. Biraz iş yapıyor diye, bazı insanlara göz yumulmamalı. Kadın yardım istediğinde, "Bu sizin özel sorununuz. Biz karışmayız" gibi örnekler duyuyoruz. Kadın sorununun ve aile içi şiddetin bu kadar yoğunlaşması, hem vahşet düzeyindeki toplumsal yıkımın hem de buna karşı toplumsal hareketin zayıflamasıyla bağlantılı. Kendi taleplerini sahiplenemeyen, hakları için mücadele edemeyen insanlar, en yakınındakini hedef almaya başlıyor. Kürdistan'da da bu böyle. Mücadelenin zayıflamasıyla birlikte gerici gelenekler yeniden hortluyor. Eskiden aileye ben dağa gidiyorum diyebilirdi kadın, şimdi ise bu kapı da kapanmaya başladı.