Kızları da alın şimdi askere!..

Kadınların kafatasçılığın etkisine girmesi doğalarına yabancı bir durumdur

KADIN
Salı, 18 Aralık 2007 (18 yıl 5 ay önce)

Alınteri, Sayı: 53, 18 Aralık 2007

Medya soytarısı kimi şarkıcı, artist bozuntuları, boylarına poslarına bakmadan, tüm çürümüşlükleri içinden, gençleri Kürt halkına karşı kıştırtıyor. Kimi, asker kaçağı meslekdaşlarını "vatan haini" ilan ederken, kimisi de, "Kızları da alın askere" diye histerik çığlıklar atıyor.

Onlarca yıldır kanlı savaşlar ve imha politikalarıyla bastırılmaya çalışılan Kürt halkının ulusal kimlik ve özlemleri üzerinden geliştirilen topyekün seferberlik ilanlarına tanık oluyoruz. Bunlardan en hazin olanı kuşkusuz birbiri ardına beliren "kahraman" bozuntuları ve "Beni de alın askere" demogojileriyle reyting yapmaya çalışan artist, şarkıcı takımı olmuştur. Bir sürü asalak, şarlatan, kadın, çocuk ve hatta, askerlikten yırtmak için en mahrem anlarının fotoğraflarını askerlik şubelerine servis etmiş olan eşcinseller bile sözümona savaşmak için, "kahraman" neferler edasıyla sıralandılar.

Onlarca yıldır süren savaş ve bu savaşla katledilen onbinlerce insanın cesetlerine basarak, sömürüle ezile sınıfsal kimliği yokedilen işçilerden, emekçi halktan, "ezilen" gördüğü zaman güçlünün yanında yer alıp "bir tekme de ben vurayım" diyen bir linç güruhu yaratıldı. Gençler, işçi çocukları, işçi sınıfının yeni nesli; davullu zurnalı eğlencelerle, uzun konvoylarla, istiklal marşı ve "En Büyük Asker" sloganlarıyla kirli, haksız bir savaşta Kürt sınıf kardeşlerine karşı cephelere sürüldüler.

Bu öylesine bir seferberlikti ki, analar; en küçük bir zarar gördüklerinde yürekleri sızlayan, her şeyden sakındıkları çocuklarını büyük bir rahatlıkla savaşa gönderebildiler. Hatta "Beni de alın, ben de geleyim", "On tane oğlum olsa hepsini gönderirdim" sözleri ne kadar kolay söylendi. Bu oğulların neden ve kime karşı savaştığı sorgulanmadan. Sanki kurşun sıkılacak olan, kendisi gibi yoksul, işçi, emekçi, işsiz değilmiş gibi. Sanki onun ciğeri evlat acısıyla yanacak bir annesi yokmuş gibi. Nasıl olsa öldürülen yabancı biri. Bu ne rahatlık. Bu nasıl bir gözüdönmüşlüktür.

Şimdilerde kızlar da askere gitmek istediklerini söyler oldular. Sanki yüzyıllardan beri süregelen cinsel sınıfsal, feodal baskıları çözmüş gibi kapitalistlerin ordusunda silah altına alınmak, kendileri gibilerle, sınıf kardeşleriyle onlar da savaşmak için sıraya giriyorlar.

Yüzyıllardan beri yok sayılmış, bütün özlemleri, istekleri birirbirinden iğrenç yöntemlerle bastırılmış, yolu olmayan, suyu olmayan Kürt köylerinde, işsizliğin açlığın hüküm sürdüğü tüm kentlerde, oğulları kızları katledilmiş anne babaların acılarına, haklı istemlerine nasıl duyarsız kalabiliriz? Kürt illerinde sapır sapır intihar eden, töre cinayetlerinde yitip giden, neredeyse ergen olduğu gün anne olan Kürt kızkardeşlerimize kurşun sıkmak için nasıl istek duyabiliriz?

"Beni de askere alın" denildiği zaman oluyor mu gerçekten?

Her şey bir yana, eğer öyle olsaydı, tuzu kuru artist bozuntuları bu şekilde bir seferberlik görüntüsü yaratabilirler miydi? Hayır. Tabii ki, hayır. Hatta tam tersi olarak askerlik seferberliği yerine tecil ve kaçış yollarını arayıp bulurlardı. Tıpkı bugüne kadar olan gibi, onlar Orduevlerinde, Askeri Kampların Gazinolarında apoletlileri eğlendirip, içkilere meze olurlarken "gaza getirilmelerine" suç ortaklığı yaptıkları işçi çocuğu genç işçiler ırkçı, faşist ideolojiyle kirletilerek sürüldükleri dağlarda ölüyorlar ve öldürüyorlar.

Kadınlarımızın, kızlarımızın bile bu aşağılık kafatasçı propagandanın etkisi altına girmeleri öncelikle, kendi doğalarına yabancı bir durumdur. Savaşlardan, yıkımlardan en çok kendileri zarar gören kadınların dahi bir halkı bu kadar ezme isteği de, daha doğduklarında hayatın şamarını yemiş kızların bu istek ve talepleri de doğal olamaz tabii ki. Bu durumu gizleyen, üzerini örten peçe yırtılmak, gözler açılmak zorundadır.

"Ah annem ah!"


Sen değil misin hayatın bütün zorluklarını sırtında taşıyan. Sen değil misin üç kuruş parayla, bir evi geçindirmeye çabalamaktan kendine bir "oh" diyecek zaman, imkan bulamayan. Sen ne büyük meziyetlerin kadınısın. Peki niçin bunca kin duyarsın Kürt kardeşine. Oğlu ölen bir Kürt ananın yüreği seninkinden farklı mı dağlanır? Onun gözyaşı seninkinden soğuk mudur? Onun ağıtları da dağlamaz mı yürekleri? Onun oğlu ve kızı da seninki gibi ömrünün baharında bir fidan değil midir?

Düşün anam, kendi çocukları doğru dürüst askerlik bile yapmayan zenginlerin gazına gelmiyor musun? Bir kerecik sor, gerçekten vatan bu kadar önemli ve tehlikedeyse, neden o patronlar, politikacılar, gazeteciler, generaller kendi çocuklarını yollamazlar savaşa? Neden yoksulu yoksula kırdırırlar? Ve sen bunu nasıl onaylarsın?

Seni ve aileni işsizlik, yoksulluk, çaresizlik içerisinde koyan düşmanın dururken, kardeş bir halka karşı bu kin niye? Bir düşün benim anam.