Çarşamba, 19 Aralık 2007 (18 yıl 8 ay önce)
Ufuk Çizgisi. Sayı:75, 19 Aralık 2007
Sık kullandığımız bir sözdür: Her sınıf kendi diliyle konuşur, bulunduğu yerden düşünür ve ona göre hareket eder. Genel bir perspektifin ortaya konmasından detay görünen biçimsel önerilere kadar her şey sahibinin sınıfsal bakış açısını yansıtır. Ayrıntılarda çarpışan proletaryanın ideolojisiyle burjuva ideolojisidir özünde.
15 Aralık günü yaklaşık 600 kişi ile başlayıp son anında 300′lü sayılara kadar düşen bir katılımla gerçekleştirilen Genç-Sen Kurucu Genel Kurulu da bir ideolojiler çarpışması şeklinde geçti. Yöntemler, öneriler, tüzük maddeleri tartışılırken aslında bakış açısıyla, konumlanışıyla, duruşuyla bir bütün olarak herkes ait olduğu sınıfın ideolojisini ortaya koydu. Bu ayrım en ufak bir tüzük maddesindeki değişiklik önerisinden ilkesel kimi noktalardaki önemli müdehalelere kadar kendisini her konuşmada çok net bir şekilde ortaya koydu.
Genç-Sen Kurucu Genel Kurulu’nda çok sayıda antidemokratik uygulama, kirli pazarlık ve kaba engelleme çabaları yaşandı. Ancak biz öncelikli olarak işin bu yönlerinde değiliz. Zira 10 Kasım’da gerçekleşen merkezi Genç-Sen toplantısında yaşanan kimi olaylar sonrası “sosyalist, demokrat, devrimci” gibi sıfatları kendilerine layık gören çeşitli grup ve örgütlerin bu sıfatların sorumluluğunu ve ağırlığını taşıyamadıkları gibi, dönemsel ve dar örgütsel kimi çıkarları için bu sıfatlarla nasıl da bilinçli olarak ve gönül rahatlığıyla çelişebildiklerini yakından görme şansına sahip olduk. Oportünizmde çıtayı günden güne yükselten bu bloğun geçen süredeki pratik faaliyetlerine de bakarak proleter bir demokrasi anlayışının hakim olacağı bir genel kurulun baştan engelleneceğini de adımız gibi biliyorduk.
Bizler için bu genel kurulda asıl önemli noktayı belirlenecek tüzükte taban inisiyatifinin önünü kesmeyecek bir düzenleme ve asgari eylem hattının belirlenmesi oluşturuyordu. Kısacası başını DİSK ile birlikte SGD’nin (Sosyalist Gençlik Derneği) çektiği, bir kaçını kenara ayırırsak, hayatta karşılığı, sınıf mücadelesinde atılmış taşı bulunmayan bir yığın gruptan oluşan oportünist bloğun yerellerde mücadele temelinde derinleşecek Genç-Sen faaliyetlerine gölge etmemesini yeterli buluyorduk.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir!
15 Aralık Genç-Sen Kurucu Genel Kurulu’nu doğru kavrayabilmek için Genç-Sen‘in son sürecinde olup bitenlerin özünü bilmekte yarar var. Geçtiğimiz yıl boyunca masa başı tartışmalara sıkışıp alan çalışmalarından uzaklaşmak sendikanın hemen hemen bir yıllık bir kayıp zamanına malolmuş ve bu durum bu dönem başında yapılan toplantılarda mahkum edilmişti. Sendika çalışmalarının önünü açıcı bir öneri olarak BarışaRock’ta ortaya atılan
“Öğrenci Hakları Forumu” önerisi ise sonraki süreçte geniş ölçekte mutabakat sağlanarak bir
“kurultay” fikrine doğru evrilmişti. Öğrenci sorunlarının, mücadele dinamiklerinin konuşulacağı ve somut alternatifleriyle birlikte karar altına alınacağı geniş kapsamlı bir toplantı olarak kurgulanan kurultay, hem sendikanın kuruluş sürecinde onun programatik temellerini oluşturacak hem de asıl olarak alan dinamikleri üzerinden bir hareket yaratarak örgütlenmesi ölçüsünde anlamlı olacaktı.
Tarafımızdan yapılan önerilerde kurultaya gidiş sürecinde sendika işleyişini de demokratik taban temsiliyetine dayanacak biçimde yerleştirmek, geniş kitle toplantılarını karar mekanizması olarak görmek anlayışı temel alındı. Gerçek bir mücadele örgütünün ancak bu şekilde kurulabileceği bilinciyle hareket ettik. İstanbul‘da alan temsiliyetine dayanmayan, meşruiyeti gayet sorgulanır durumda olan masa başı toplantılarından genele dair karar almaya en başından itibaren itiraz ettik ve kurultayın mutlaka tüm illerden arkadaşlarımızla beraber örgütlenmesi gerektiğini savunarak bir merkezi toplantı önerdik. 10 Kasım merkezi toplantısının ilk ortaya atılışı bu şekilde oldu.
Kurultay fikrinin ortaya atılmasının ardından gelişen süreçte
İstanbul’da
“işleyişimiz yok, karar alamıyoruz” argümanıyla ortaya çıkan bir grup, sendikanın hemen yasal kuruluşunun başlaması gerektiğini bunun için de bir tüzüğe ihtiyaç olduğunu öne sürerek Aralık ayında bir Kurucu Genel Kurul önerisi getirdi. Başını SGD‘nin çektiği ve içinde reformistinden troçkistine bir yığın grubun şekilsiz ittifakı olan bu oportünist bloğun önerisi, başından beri
“tabelayı asalım, insanlar gelir” yaklaşımındaki İstanbul bileşimi tarafından hızla benimsendi. Biz, tüzük fikrine ilkesel anlamda karşı çıkmamakla beraber Genç-Sen‘in gidişatında öncelikli ihtiyacın bu derece tali bir yerden konmaması gerektiğini, asıl ihtiyaç olanın kuruluş sürecinde yaratılacak hareket olduğunu ve kafalarımızı buraya yormamız gerektiğini ifade ettik. İstanbul‘da asıl olarak anlayışlar çatışması olarak yaşanan tartışmalar bir yere bağlanmazken ve üzerine 6 Kasım’da Genç-Sen’i hareketsizliğe sürükleyen pankart tartışmaları da binmişken öncesinde bambaşka bir içerikle kurgulanan 10 Kasım merkezi toplantısı önümüze
“Kurucu Genel Kurul’un tarihini ve içeriğini belirleme” toplantısı olarak geliverdi!
10 Kasım toplantısında ise Genç-Sen içindeki ideolojik farklılıklara dayalı olan ayrımlar iyice belirginleşti. Sendikanın devrimci bir temelde kitle hareketini yaratarak ve onun içinde şekil almasını isteyenlerle
“tabelacı, oldu-bitticiler” olarak net bir şekilde ayrışıldı. Bu toplantıda tüm itiraz ve müdehalelerimize rağmen, bir ay gibi kısa bir sürede, hiçbir alanın konuyu gündem dahi yapamayacağı (ki genel kurulda bu net bir şekilde görülmüştür), kısaca siyasetlerin kendi arasında kitlelerden kopuk olarak ve dar grup pazarlıkları ile belirleyeceği tüzük ve kimi önergelere
“bir şekilde” toplanmış kitlenin el kaldırıp indirmek şeklindeki bir rolünün olabileceği Kurucu Genel Kurul kararı alınmıştır. Kısacası bu yaklaşımla genel kurul katılımcılarının dahi katkı ve eleştiri sunma hakları gasp edilmiştir.
Buna yangından mal kaçırmak denir.
Bu sendikal şark kurnazlarının gençlik hareketini yükseltmek gibi bir amacı pratikte olmadığı gibi demokrasicilikleri de berbat bir tiyatro oyununu andırmaktadır. Her sınıf kendi meşrebince politika yapar ne de olsa…
Genel Kurul… Genel Kurul…
Genel Kurul hazırlık çalışmaları ve burada oportünist bloğun performansı başlı başına bir (belki de birkaç) yazının konusudur. Burada girmemeyi tercih etsek de, özellikle mali komisyonda bizim de bileşen olmamıza rağmen illerden gelecek arkadaşların siyasal tercihlerine göre nasıl ayrımlara mazur kaldığını görmek ve bundan medet umanların acziyetini anlamak öğretici bir deneyimdi.
Genel Kurul’a gelirken iki gün olarak planlanan toplantının
“yer ayarlanamamasından(!)” dolayı tek güne çekilmesi ve önceden pazarlıkla belirlenmiş divanın salonun oyuna ciddiyetli bir şekilde sunulmasından dahi imtina edilmesinden
‘oldu-bitti’ tarzı bir genel kurulun planlandığını çıkarabiliyorduk.
“El çabukluğu marifet” düsturunu şiar edinmiş olan (
demokrasiden) bağımsız divanın ilk bölümlerdeki tavrı daha özenli müdahaleler iken bölümler ilerledikçe görüntüdeki tarafsızlığını dahi kaybetti. Daha ilk konuşmalar ve oylamalardan itibaren salon içinde iki farklı sendikal anlayış kendisini net bir şekilde ortaya koydu. Tüzük konusundaki tüm önerilerimiz dikkatle incelenirse, bütününde demokrasinin dolaysızca işletlebilmesi, taban inisiyatifinin dolaysızca önünün açılması ve sendika üyesi arkadaşlarımızın iradesinin bir avuç kişide toplanmasının önünün kapatılması amaçlanıyordu. Gazetelere, televizyonlara
ultra demokratik, başkansız sendika diye demeçler veren anlayış, tüzükte
Merkez Yürütme Kurulu’na tüm sendikayı bağlayacak kararları salt çoğunlukla toplanacak ve salt çoğunlukla karar verecek bir organın inisiyatifine bırakıyordu. Yani daha anlaşılır bir ifade ile 13 kişilik MYK 7 kişiyle toplanabilir ve sadece 4 oyla sendikanın tüm işleyişine dair yönetmelikler çıkarabilir! Bu sendikanın iradesine ipotek koymaktır. İşte demokrasi işte üzerinde ortaklaştıkları tüzük!
Oportünist bloğun özellikle anadil önergesindeki tutumu da ibret vericidir. Anadil talebinin tüzükte yer almamasını olumsuz
Eğitim-Sen örneği ile gerekçelendiren ve yasal olanaklara sırtını dayamaya çalışan başta SGD olmak üzere oportünist blok, anadil talebinin tüzükte yeralmasına karşı oy kullandıkları gibi salonun iradesi ile tüzüğe anadil talebinin eklenmesi esnasında atılan
“Yaşasın halkların kardeşliği/Biji Bıratiya Gelan” sloganlarına da katılmadılar!!! (
*) Bu ibret verici örnek, eğik düzleme girildiğinde, burjuvazinin kulvarında koşulduğunda, söz konusu da çıkarlar olunca hangi temel ilkelerin teferruat olabileceğini de bizlere bir kez daha gösterdi.
Tüzük konusundaki önemli bulduğumuz bir diğer değişiklik önerisi de MYK’nın yalnızca İstanbul ve
Ankara üzerinden büyük oranda alan temsiliyeti olmayan ve pazarlık usulü belirlenmiş kişilerden oluşmasının önüne geçecek olan, bölgesel temsile dayalı ve bunu zorunlu tutan
“MYK’da bölge kotası” önerisiydi. Bu önerimiz kolayca tahmin edilebilecek sebeplerden ötürü reddedildi. Keza liselilerin örgütlenmesi konusunda da
“örgütlensin ama hiçbir kurulda temsil edilmesin” gibi samimiyetsiz bir yaklaşıma şiddetle karşı çıktık.
“Fasulyeden” üyeliği kabul etmeyen liseli arkadaşlarımıza söz hakkı dahi vermemeye çalışan ve bunu başaramayan divan, kendisini bu andan itibaren tamamen teşhir etmiş oldu. Liseli gençliğin dinamizmini ve öfkesini salona taşıyan, sürece
“tüzüklerin efendileri”nden kat kat daha fazla emek veren
Muğla ve
Adana’dan devrimci sendikal çizginin savunucusu liseli arkadaşlarımız tüm engellemelere rağmen sözlerini salona duyurdular. Blok içinden bir grubun, alanlara doğru bir karşılığı olmayan, mavi boncuk kabilinden MYK’da bir liseli olsun önergesini ise tartışmaksızın reddettik.
Örnekleri çoğaltmak mümkün, ancak zihniyeti ve sınıfsal ayrımları ortaya koyması açısından şimdilik bu kadarını yeterli buluyoruz.
Tüzük tartışmalarının
‘şimdilik’ sonlandırılıp ara verilmesi ise iki farklı anlayışın kendisini pratikte ortaya koymasının da bir vesilesi oldu. Oportünist blok önerge, liste konularında siyaset pazarlığı yaparken devrimci sendikal çizgiyi savunan arkadaşlarımızın öncülüğüyle salonda bulunan polis ve jandarma
“Katil işkenceci polis üniversiteden defol!”, “Katil jandarma üniversiteden defol!” sloganlarıyla kovuluyordu!
Kağıt üzerinde, masa başında pazarlıklar kızışırken hayat da kendi hükmünü yürütüyordu.
MYK seçimi, tabanlar, tepeler…
MYK seçiminde ve tüzük tartışmalarında genel tavrımız, her ne kadar genel kurulu ve bu oluşumu erken bulsak da temel noktaların ileriye dönük engel teşkil etmesinin ve tabandaki çalışmalarımızın bürokratik metinlerle önünün kesilmesini engellemek olarak özetlenebilir. Sendikanın mevcut durumu ve kitlelere henüz malolamaması yaşadığı işleyişsel sorunların temelini oluşturmaktadır ve bu durum değişmeden sorunlar da
çö-zü-le-me-ye-cek-tir. Ancak gelinen günde bir Genel Kurul gerçeği var ise bizler bunun önüne geçememişsek bu genel kuruldan ileriye doğru en umut verici tablo ile gitmek esastır.
Birleşik, kitlesel, militan bir öğrenci hareketi/örgütü yaratmak hedefiyle yürüttüğümüz sendika çalışmamız oportünist blokların boğamayacağı bir derinlik, iç tutarlılık ve devrimci proleter bir sağlamlık taşımaktadır. Bizler bu süreçlerin hiç bir noktasında siyasetler temelinde bir pazarlığa girişmedik ve bundan sonra da girişmeyeceğiz. Ancak anlayış temelinde ve devrimci sendikal bir hatta ortaklaşabileceğimiz kişi ve gençlik örgütleriyle ortak tavır almayı da önemsiyoruz. Oportünist bloğa karşı ortak liste çıkardığımız arkadaşlara da, seçime 15 dakika kala
“sizden iki bizden iki bu işi bağlayalım” önerisiyle gelen blok içindeki arkadaşlara da aynı mantıkla yaklaştık.
Bizleri kimse kirli pazarlıkların içerisinde göremeyecek!
MYK seçimine gelindiğinde adayların konuşma yapmamasını dayatan divana tepkimiz net ve sert oldu. Kimin kimi neden seçtiğini bilmediği fiilen blok listeye dönen antidemokratik bir dayatma olarak önümüze gelen bu anlayışla elbetteki uzlaşmadık. Kürsüye çıkan ilk arkadaşımız daha önce çıkan adaylardan farklı olarak gün boyu oynanan kirli oyunu ve bunu oluşturan zihniyeti teşhir etti. Tüm tezgahları gözler önüne serilen oportünist blok mahalle ağzı ve tavırlarıyla arkadaşımızı engellemeye çalıştı hatta üzerine yürümeye dahi yeltendi. Artık oradaki tablo günün sonunda gerek temsiliyet bakımından, gerek niyetler bakımından gün gibi meydana çıkmıştı.
İki sınıf ideolojisi karşı karşıya gelmiş, sınıfsal bir çarpışma yaşanmıştı. Salondaki örgütsüz arkadaşların bir çoğunun hatta oportünist bloktaki siyasetlerde örgütlü olduğu halde bizden yana tavır alanların olması ise ne kadar doğru bir hatta ilerlediğimizin somut göstergeleriydi.
MYK adayı 3 arkadaşımızın konuşmaları da çeşitli tahrikler ve engellemelere rağmen hem mevcut tablonun teşhirini yapan hem de salona birleşik, kitlesel, militan bir öğrenci sendikasını devrimci bir temelde örgütleyeceğimizin sözünü veren bir içerikteydi.
“MYK bizler için sendikanın temel organı değildir. Bu biçim ve içerikte gerçekleştirilen seçim de MYK da meşru değidir. Sendika tabandan, geniş kitlelerle birlikte kurulacak/inşa edilecektir. Yüzümüz deri koltuklara değil kitle hareketine dönüktür” denilerek sloganlar haykırıldı.
Gençlik hareketinden kopuk, koltuk sevdalısı, oportünist blok temsilcilerinin kirece dönmüş yüzlerine coşkulu sloganlarımızı haykırarak devrimci dostlarımızla birlikte seçime katılmaksızın salonu terk ettik. Yarı yarıya boşalan salonda maskeleri düşmüş oportünist blok tiyatrosuna devam ediyordu.
Yaşam ağacına…
Öğrenci sendikası çalışmasına başladığımız
2005 yılından itibaren öğrenci sendikası konusundaki temel politik öngörülerimizin hemen hepsini hayat doğruladı. Ancak politik olanı pratikleştirmekte yaşadığımız sıkıntılar öğrenci sendikasının devrimci bir temelde şu güne dek kurulamamasının önündeki engeli oluşturuyordu. Özeleştirel yaklaşımımıza rağmen bu alanda atılan taşların çok büyük bir çoğunluğunun tarafımızdan atıldığını görüyor ve bununla yetinmiyoruz. Bu politikanın en geniş kesimlerce tartışılarak benimsenmesi ve sahiplenilmesi sağlanmadan kısmi başarılarla yetinmek niyetinde de değiliz. Özellikle birleşik, kitlesel militan bir öğrenci hareketinin yaratılmasında samimi olarak çaba harcadıklarını düşündüğümüz kimi gençlik örgütlülüklerinin bu politikayı sahiplenmekte oldukça tutuk ve tutucu davrandıklarını da düşünüyoruz. Bu anlayışların, sendika sürecinde içerden dönüştürücülüğe dair bir çaba harcamayıp dışarıdan gözleme/eleştirme temelindeki varlıkları aynı zamanda sürecin yavaş, bazen de oportünist bloğun elini güçlendirici temelde işlemesine sebep olduğunu genel kurul vesilesi ile bir kez daha gördüklerini düşünüyoruz. Süreç sorumluluk alarak taşın altına elimizi koyarak alanlarda mücadele temelinde bir hareket yaratarak aşılabilir.
Genç-Sen çalışmamız bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da artan bir yaygınlık ve derinlikle tüm alanlarda sürecektir. Devrimci bir öğrenci sendikasını yaratmak için liselerimizden, üniversitelerimizden, dershanelerimizden mücadelenin soluğuyla Haziran ayındaki genel kurula yürüyoruz!
* Bu noktada siyasetlerin içerisinde slogana katılan ve önergeye oy veren samimi unsurları elbetteki tenzih ediyoruz. Burada dikkate aldığımız sözkonusu siyasetin genel tavrıdır.