Salı, 25 Aralık 2007 (18 yıl 5 ay önce)
Demokratik Üniversite, Sayı: 10, 25 Aralık 2007
Öğrenci gençlik sendikamız Genç-Sen bugüne kadar yaptıklarıyla da yapamadıklarıyla da çok tartışıldı. Sendikayı ilk duyan öğrenci arkadaşlarımızın bir kısmı Genç-Sen’i haklarını savunabilecek bir örgüt olarak sahiplenip katılırken kimi arkadaşlarımız da "Hele bir şey yaptığınızı görelim" diyerek mesafeli yaklaştılar. Sendikaya dair ilk fikirleri ne olursa olsun tüm öğrenci arkadaşlarımızda ortak olan ihtiyacın aynı olduğunu ise farketmek zor değil: Mücadele eden, hak alan, kendini temsil edebilecek bir örgüt.
Milyonlarca üniversite ve lise öğrencisi olarak derdimiz belli, boş laf istemiyoruz. Öyleyse mücadele örgütümüz olma iddiasındaki Genç-Sen‘i de buradan sahiplenmeli ve harekete geçirmeliyiz. Genç-Sen 15 Aralık genel kurulu itibariyle kuruluş sürecine girdi, bir eşiği geçti. Artık durmaksızın önceki sürecin boşluklarını da kapatacak tarzda Genç-Sen’i hayatla buluşturmamız gerekiyor.
Genç-Sen içindeki kimi anlayışlar sendikanın anlamını -iyi niyetli bir ifadeyle- kavrayamamışlardır. Yalnızca ticarethanelere değil artık işgücü toplanma noktalarına da dönüşen "eğitim kurumları" içerisinde öğrencinin değişen pozisyonunu, hedeflenen işgücü ihtiyacına göre kurulan farklı düzeylerdeki eğitim kurumlarını ve buraya kimlerin yönlendirildiğini, eğitimin içeriğinden biçimine kadar her şeyin sermayenin ihtiyaçlarına göre nasıl belirlendiğini düşünelim. Öğrenci sendikası kavramı burada anlam kazanır; bu "pazarda" öğrencinin hakkını savunacak, geliştirecek, onu temsil edecek bir örgüt gereklidir. Buradan bakıldığında bu örgüt doğası gereği mücadeleci, kapitalizm karşıtı, hak alıcı, dinamik bir örgüt olmalıdır. Buradan bakılmadığında ise sendika basit bir biraraya gelme ortamı olmaktan, laf yapmaktan öteye gidemez.
Öğrenci sendikasını örgütlemeye başladığımız ilk günlerden beri aynı şeye vurgu yapıyoruz: Bu sendika güçlü bir öğrenci hareketine dayanmadan örgütlenemez, amfilerden lise koridorlarından öğrencilerin en yakıcı sorunlarından uzak bir sendikanın süslü bir tabeladan öte bir anlamı yoktur. İkinci dönem, sendikanın mücadele azmini ve samimiyetini pratikte göstereceği ve 1. Olağan Genel Kurul’un taşıdığı kritik önemden hareketle özel bir yoğunlaşmanın yaşanacağı bir kesit olarak şimdiden planlamamız gereken bir süreç.
Paralı eğitim ve diplomalı işsizlik karşıtı mücadele
Neoliberal yeniden yapılandırmanın eğitim alanındaki yansımaları, öğrenci gençliğin en yakıcı güncel taleplerine de kaynaklık etmektedir. Üniversite ve liselerdeki işçi-emekçi çocukları har(a)çlar, kayıt paraları, yemek-barınma-ulaşım paraları kuşatması arasında eğitimine devam etmeye çalışırken mezuniyetlerinde de birçoğunu diplomalı işsizlik günleri beklemektedir.
Paralı eğitim uygulamalarına karşı her dönem birçok okulda birbirinden habersiz onlarca irili ufaklı tepki patlaması yaşanıyor. Keza
KPSS mağduru ya da çeşitli biçimlerde işsizlikle yüzyüze gelmiş mezunlarda ciddi bir tepki birikimi var. Kaynağı aynı olan saldırılara karşı kendiliğinden, parçalı ve örgütsüz biçimlerde ortaya çıkan bu dinamikler birbirinden habersiz ve kendi parçasında kaldıkları oranda yenilgiyle sonuçlanmaları kaçınılmaz oluyor. Genç-Senliler olarak paralı eğitim ve diplomalı işsizlik sorunlarına karşı mücadeleyi öğrenci gençlik hareketinin yaratılmasında temel bir dinamik olarak kavrıyoruz.
İkinci dönem başından itibaren tüm illerdeki Genç-Sen’liler olarak paralı eğitim ve diplomalı işsizliğe karşı ülke çapında ses getirecek
kampanya tarzı yoğunlaştırılmış bir çalışma başlatacağız. Bu çalışmada tüm alanları ilgilendiren ortak bir üst başlık seçilecek (örneğin paralı eğitime atfen
"Çek elini cebimden!" ya da diplomalı işsizliğe atfen
"Diplomam çerçevelik değil!" gibi). Okullarımızdaki tüm yerel/özgün sorunları bu kampanyanın bir bileşeni olarak düşüneceğiz. Bir üniversitede ulaşım zamlarına karşı yapılan çalışmalar, başka bir üniversitede yaz okulunun paralı olmasına karşı yükselen hareket, bir lisede toplanan spor parasına karşı duyulan tepkilerin her biri kampanyamız potasında birleşerek aynı hedefi birlikte vuracak.
Ortak kampanya çerçevesinde her okulda teşhir faaliyetinin ötesine geçen, hak almaya dönük çalışmalar (örneğin yemekhane boykotları, ulaşım zammı protestoları, yurt eylemleri, imza toplama, yerelde yürüyüşler düzenleme vs) bizzat Genç-Sen tarafından yapılacak. Tüm bu yerel çalışmalar dönem sonunda yapacağımız
merkezi bir Ankara mitingiyle taçlandırılacak. Bulunduğumuz her okuldan her ilden sembolik yürüyüşlerle Ankara’ya gelecek ve gücümüzü dosta düşmana göstereceğiz.
Merkezi sendika yayınının dışında okullarımızda yerel sorunlara işaret eden süreklileşmiş
yerel sendika bültenleri çıkaracak, okullarımızda vereceğimiz mücadelelerle
Genç-Sen panoları kazanacak sesimizi istisnasız tüm öğrencilere ulaştıracağız. Yaşadığımız yurtlardaki sorunları da
yurtlarda yaratacağımız esnek örgütlenme biçimleri içerisinde tartışmaya açacağız. Okullarımızda yapacağımız her çalışmayı, eylemi ve etkinliği bölüm, fakülte ve okul
meclislerinde birlikte karara bağlayacak, birlikte öğreneceğiz. Diğer okullardaki Genç-Sen aktivistleriyle deneyimlerimizi sık sık paylaşacağız, hatta bunun için hızlı olabilecek
internet gibi yolları da kullanacağız. Sendikamızda kesinlikle her türlü bürokratikleşme yöneliminin önüne geçeceğiz, tüm mekanizmaların takipçisi olacağız.
Liseler ve dershanelerde mücadele
Aynı sorunların muhatabı olan üniversite ve lise öğrencileri ancak omuz omuza mücadele ettiği ölçüde güçlü bir öğrenci gençlik hareketi yaratabilecek ve bütünsel kazanımlara adım atabilecektir. Sendika çalışmamızın en önemli bileşenlerinden olan ancak bugüne kadar hak ettiği önemi göremeyen
lise öğrencilerine önümüzdeki süreçte özellikle eğileceğiz. İkinci dönem başından itibaren liselerde
ÖSS karşıtı çalışmalar yapacak, liseli arkadaşlarımızın yakıcı özgürlük ve örgütlenme sorunları üzerine onlarla birlikte mücadele edeceğiz. ÖSS öncesinde tüm illerde eş zamanlı ses getirici eylemler örgütleyeceğiz.
Fiilen öğrencilik yapan ancak resmi olarak öğrenci sayılmayan
dershane öğrencilerine yönelik olarak da dönem başından itibaren ÖSS karşıtı bir çalışma yapmanın yanısıra onların öğrenci olarak tanınması talebiyle de (
"Dershane öğrencisiyim, pasomu istiyorum!" kampanyası gibi) bir çalışma yürüteceğiz. Lise ve dershane öğrencilerinin yakın zamanda sendikamızın en dinamik bileşenleri olacağını biliyoruz.
Öğrenci emeği sömürüsüne karşı mücadele
Öğrenci gençliğin emek sömürüsünü en doğrudan yaşayan kesimi olan meslek lisesi ve meslek yüksekokulları öğrencilerinin, sendikamıza da sınıfsal rengini doğrudan verebilecek olan kesimler olması açısından önemi büyüktür.
Meslek lisesi ve MYO’lardaki arkadaşlarımız ders adı altında staj tezgahlarında ter dökmekte, sermayeye ucuz hatta bedava işgücü olmaktadır. İşçi-öğrenci konumlarından kaynaklı özel bir duruma sahip olan bu arkadaşlarımıza özel bir ısrarla ve farklılaşan taleplerle ulaşmayı hedefleyeceğiz. Çalışmalarımızda
"Staj sömürüsüne son!" ve
"Çalışan öğrenciye sendika sigorta hakkı!" temel şiarlarımız olacak. Meslek lisesi ve MYO’lardaki arkadaşlarımızın yine en yakıcı sorunlarından birini oluşturan sosyal yetersizlikler sorunu konusunda da çalışmalar yapacağız.
Mühendislik ve
mimarlık fakültelerinde öğrencilerin ödev olarak yaptığı projelerin şirketlere pazarlanması, bu şirketlerin ihtiyaçlarına göre müfredatların dahi belirlenmesi, dönem stajlarında ucuz işgücü sömürüsü yaygındır. Benzer bir durum
tıp ve
diş hekimliği fakültelerinde de vardır. Bu fakültelerdeki arkadaşlarımıza
"Staj sömürüsüne son!",
"Tekeller için değil insanlık için bilim!" şiarlarıyla ulaşacağız.
Paralı eğitim koşullarında -bursların da gitgide kısılmasıyla- eğitimine devam etmeye çalışan azımsanmayacak sayıda öğrenci arkadaşımız okulda ya da okul dışarısında çalışmak zorundadır.
"Koşulsuz, karşılıksız burs istiyoruz!",
"Çalışan öğrenciye sendika-sigorta!" talepleriyle ulaşacağımız
çalışan öğrenciler içerisinde grevli, eylemli hak alıcı bir çalışma yapacağız.
Yaşasın sınıf dayanışması!
Artan neoliberal saldırılar öğrencilerle işçi sınıfının taleplerini her zaman olduğundan daha da fazla birbirine yakınlaştırdı. Bugün bir parasız eğitim, sağlık, ulaşım, barınma mücadelesini en yakınımızdaki ailemizden başlayarak işçi ve emekçilerin bütününden bağımsız düşünebilmemiz olanaksız. Öğrenci gençlik hareketini
sınıf hareketinin bir bileşeni olarak algılıyor, güçlü bir birleşik mücadeleyle tüm bu saldırıları geri püskürtebileceğimizi biliyoruz.
Genç-Sen olarak geçtiğimiz aylardaki
Telekom direnişine destek olduk, işçi dostlarımızla karşılıklı çok şey öğrendik bu süreçte. İşçi sınıfıyla kaderimizin de kurtuluşumuzun da ortak olduğunun bilincinde olarak önümüzdeki dönem çalışmalarımıza hız vereceğiz. Okullarımızdaki Genç-Sen meclisleri, okulda çalışma yürüten işçi ve memur sendikalarıyla sürekli dinamik bir ilişki içinde olacak; ortak sorunlarımıza karşı birlikte toplantılar eylemler düzenleyeceğiz. Sağlık alanında elimizde kalan son kırıntıları da gaspeden
SGGSS yasasına karşı işçi ve emekçilerle omuz omuza alanlarda olacağız, okullarımızda mediko-sosyallerde bu mücadeleyi bizzat biz yürüteceğiz. Birçok ilde irili ufaklı patlak veren işçi direnişleri, grevleri ve işgallerine tüm güçlerimizle katılacağız.
İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü
1 Mayıs‘ta tüm illerde güçlü ve ses getirici bir tarzda alanlara akacak, işçilerin birliği ve halkların kardeşliğini haykıracağız.
Yaşasın halkların kardeşliği!
Aylardır yükseltilmekte olan şovenist histeri ve faşist saldırılar ile bugün geldiğimiz nokta kritiktir. Bu şovenist zehrin MGK, onun borazanı medya gibi bizzat okullarımızın idareleri tarafından da tüm öğrenci arkadaşlarımıza akıtılmaya çalışıldığını görüyoruz. “Kendinden olmayan” herkese özellikle Kürt arkadaşlarımıza karşı zehrini akıtan, linçlere hedef gösteren bu galeyana karşı bugün
halkların kardeşliğini savunmaya her zamankinden fazla ihtiyacımız vardır.
Sınırötesi operasyonla birleşik şovenist linç galeyanının oluşturduğu tehdit ve şimdiden yol açtığı düşmanlaşma, gençliği doğrudan ilgilendirmekte, gününü ve geleceğini ipotek altına almaktadır. Genç-Sen aktivistleri olarak bu şovenist zehirlenmeye, sermayenin çıkarları için ölüme-öldürmeye gönderilmeye karşı gençlik içinde güçlü bir karşı duruş yaratacağız. Tüm yaptığımız çalışmalarda öğrenci arkadaşlarımıza ortak edilmeye çalışıldıkları bu kirli savaşın, onursuz katliamların iç yüzünü anlatacak; gençliği bu zehirden arındırmaya ısrarlı bir çaba göstereceğiz.
16 Mart, 21 Mart gibi eylem günlerinde Genç-Senliler olarak kitlesel ve özgün biçimlerde alanlardaki yerimizi alacak, kendi okullarımızda da bunun sürekli bir çalışmasını yürüteceğiz.
Kısacası sendikamız bu dönem yapacağı dinamik, güçlü, ses getiren çalışmalarla adını duyuracak; öğrenci gençliğin haklarının ısrarla peşine düşerek mücadele ederek bu sorunları yaşayan geniş öğrenci kesimlerinin güvenini kazanacak, onlara umut olacak. Konuşup konuşup bir şey yapmayan değil; sözünün ve iddiasının arkasında duran bir sendikamız olacak. Hangi taşı kaldırsak altından Genç-Sen çıkacak. Sendikamız Genç-Sen’in geleceği, bu ilk atacağı adımlara doğrudan bağlıdır.
Artık harekete geçme vakti!