"Kadın sorununu çözmüşlük" adına burjuva liberalizmine doğru yelken açıldığında...
Ufuk Çizgisi, Sayı: 76, 10 Ocak 2008
"Sol"un önemli bir bölümünün, hatta devrimcilerin içinde dahi kadın sorununda burjuva feminist görüşlerin etki alanını git gide derinleştirdiği bir olgu. Birçok devrimci yapının neden "Devrimci 8 Mart Platformu"nda bulunduğunu sorgulatacak kadar feminist etki altında bulunduğunu, bildirilerde "sosyalizm" kavramına gelen itirazların yanında, kah feministlerin kah devrimcilerin düzenlediği 8 Mart’lara katılan, ama ruhu her koşulda feministlerin içerisinde bulunan ESP gibi hareketlerden, "Erkekler kortejlerde yer almasın" tartışmalarından, "Yaşasın kadın dayanışması" sloganlarının tepki dahi uyandırmamasından, vb. vb. biliyoruz. Bu, kadın sorununda devrimci hareketin nasıl bir ideolojik saldırı altında bulunduğunun ve mevcut belkemiksizlikle bu basınca artık karşı duramadığının bir göstergesi. İşin bir yönünü ise, toplumsal dönüşüm süreçlerinin kadınlar üzerindeki etkileri, bu ideolojik omurgasızlığın sorunun "sol"da yaşanışına, liberal kirlenme biçimindeki yansımaları oluşturuyor.
Devrimci güçlerin mücadeleci gelenekleri ve ölçütleri nedeniyle nispeten temiz oldukları bu yansımaların bir örneği, 2007 yılına damgasını SDP‘deki cinsel taciz olayıyla vurdu. Aralık ayında yapılan ve partinin yarısının protesto ettiği konferansta, arka planında parti içindeki siyasal-taktiksel tartışmaların bulunduğu cinsel taciz tartışması, tacizci parti yöneticisinin göreve geri çağrılmasıyla "kapatıldı". Üstelik de Genç-Sen dahil birçok yerde "kadınlara kota" vb. "kadın sorununa duyarlılık" pozları takınan, feminizmi ana rengi olarak benimsemiş bir parti tarafından! SDP basınında aylardır temel temalardan biri olan olay, parti yöneticisinin parti üyesi iki kadınla ilişki kurması ve daha sonra da reddedildiği halde "apoletlerini" kullanarak onları sözleri ve davranışlarıyla taciz etmesi, zorlaması, terörize ve tecrit etmesi üzerine yaşanmıştı. Tacize uğrayan üyelerin -toplumdaki herhangi bir durumdan farksız olarak başlangıçta ürkerek yaptıkları- başvuruları, partinin kadın yönetici ve üyelerinin de içinde bulunduğu bileşimlerde, "Taciz yok, teklif var" biçiminde yanıtlanmış, dahası, bu tür sorgulamaların cinsel özgürlüğü kısıtlayıcı olduğu söylenmişti! Zaten SDP’de yaşanan bu iğrenç olayın daha da iğrenç boyutunu tacize uğrayan kadın üyelerin ve onları destekleyenlerin içerisine sokulduğu basınç oluşturdu. Sonuçta, parti içi tartışmalara vesile ve kurban edilen cinsel taciz, Vedat Türkali‘nin Güven romanındaki kadın-erkek ilişkilerinden çok daha güvensiz ve liberal bir ilişkiler ortamını deşifre etti.
Kimi feministlerin "Gerçek feminizm bu değil" diye feveran ettikleri cinsel taciz olayı, liberal özgürlükten kastedilenin nasıl bir batak olduğunun işaretidir. 21. yüzyılda kadın-erkek ilişkilerini Katolik nikahına bağlamak şurada kalsın, onda mücadele temelinden beslenerek gelişen, eşit, özgür ve salt aşk, sevgi ve emeğe dayalı bir birliktelikten başkasını arayacak değiliz! Ancak kadının ve erkeğin gelenekler zincirinden özgürleşmesinden anlaşılan, toplumda ve "sol"da giderek daha fazla sanıldığı üzere emekten, aşktan, bireyselliğe saygıdan yoksun, "canı sıkılınca" ipini kırmak da olamaz! Bu yol bir kez meşru görülmeye, hem de "kadın sorununu çözmüşlük" adına burjuva liberal limanlara doğru yelken açılmaya başlandığında, işte tam da o limanların içerisinde kadının ve erkeğin binlerce yıllık ilişki biçimleri, baskı, zorbalık ve edilgenlik, sevgi yerine sahiplenme ya da çok eşlilik yeniden üretilmeye başlanır. SDP, seçtiği yolla, bu açıdan neoliberalizmin rezaletini kendi rezaleti haline getirmiştir.
Proletaryanın ise, "neoliberal özgürlük" ideolojisinden aşk adına da bir kelime olsun öğrenmeye ihtiyacı yoktur!