Hatay'da bulunan Mustafa Kemal Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nden 4 öğrenci, yaşadıkları ev sorunlarını ve yüksek kiraları proje ödevi olarak alınca, fakülte bahçesine çadır kurdu.
"Kamusal Alanda Sanat" derslerinde proje ödevi olarak bir öğrencinin ev bulma zorluğunu yansıtmaya çalışan Cengiz Varol, Murat Kekeç, Çetin Akmeşe ve İbrahim Serdal Atalay adlı öğrenciler kurdukları çadırla bu ödevi bir eyleme dönüştürmüş oldular.
Yaklaşık 3 metre yüksekliğinde 4 metre genişliğinde oluşturdukları çadıra içme suyu çeken ve içerisini bir öğrencinin ihtiyacı olan kilim, yatak, masa ve sandalyelerle donatan öğrenciler çay servisi için birde ocak kurdu.
Çadır önünde zaman zaman oturup gitar çalıp şarkı söyleyen öğrencilerin tek amacı proje ödevinden geçmek değil yaşadıkları barınma ve kiralık ev problemlerine de dikkat çekmek.
Bu proje ile öğrencilerin ev bulmada yaşadığı sorunu anlatmaya çalıştıklarını aktaran Cengiz Varol, devlet yurtlarının yetersizliğinden yakındı. Ayrıca kalkınmanın yalnızca sanayi ile olmadığını belirterek, devletin eğitime daha fazla kaynak ayırması gerektiğini söyledi.
Çetin Akmeşe ise, "Ev sahipleri normal ailelere 300-400 YTL'ye verdiği evi bize sırf öğrenciyiz diye 600-700 YTL'ye veriyor. Barınma sorununu çözmek için yüksek de olsa bu evi tutmak zorunda kalıyoruz" dedi.
Parasız barınma hakkı!
"Faturaları nasıl öderiz, bütçemizi sarsmayacak bir evi nasıl buluruz" karabasanını biz değil, bize bu kabusu yaşatanlar düşünmeli
Eğitimde mücadele eksenleri, Ufuk Çizgisi, Sayı: 46, 18 Eylül 2006
Neoliberal kapitalizmin emekçileri geriye doğru yoksullukta eşitlemesi, yoksulluk ve yoksunluğun giderek büyümesi, emekçi sınıfları en temel yaşamsal ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale getirdi. Çok düşük ücretlerle yaşamlarını sürdürmeye çalışan emekçi sınıflar bir bütün olarak
"her şeyin metalaşmış olmasının" ağırlığı altında her gün biraz daha fazla ezilmekte. Buna bağlı olarak barınma sorunu bugün emekçi sınıfların en temel sorunlarından biridir. Hız kazanan toplumsal dönüşüm ve buna bağlı sınıflar arası uçurumun artmasıyla birlikte yaşam alanları da ikiye bölünmüş, kapitalizm
"aynıları aynı yere" toplamayı hızlandırmıştır. Ait olduğun sınıfa göre semtin, evin ve hatta evine giden yol bile farklıdır.
"Yaşanabilir" bir evin, bir emekçinin ücretinin çok üstünde olması emekçileri en sağlıksız ve kutu gibi mekânlara hapsetmiştir. Bu durum emekçilerin ilköğretimden üniversiteye kadar okuyan çocuklarının da başlıca sorunudur. Ailelerinden farklı bir ilde üniversitede okuyan bir genç için üniversite har(a)cının yanında, barınma gibi en temel yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanabilmesi kendisi ve ailesi için taşınamaz bir kambur haline gelmiştir.
Bugün devlet yurtlarının öğrenci kapasitesi 198 bindir. Devlet üniversitelerinde okuyan toplam öğrenci sayısı ise 1.5 milyonun üzerindedir. Var olan yurtlar barınma ihtiyacının küçük bir kısmını karşılamaktadır. Yurtlarda kalabilme
"şansını" yakalayan öğrenci ve ailesi için 660 YTL senelik yurt ücreti bile büyük bir sıkıntı yaratırken devletimizin(!) nerede kaldığını hiç de umursamadığı büyük bir çoğunluk barınamama sorunuyla karşı karşıya bırakılmıştır. Üstelik yurtlara girme şansını yakalayan öğrencilerin soyulmasında bir sektör gibi çalışan Kredi ve Yurtlar Kurumu öğrencilerden depozito adı altında 175-350 YTL arası bir
"hava parası" da almaktadır. Burada da kapitalist piyasa yasaları işlemekte, büyüyen talep bilinçli olarak düşük tutulan arzı aşınca fiyatlar yükseltilmektedir. Bir de buna emlak spekülasyonu ve rant bindirilmekte, üstüne yine piyasadaki gibi
"sermayenin aşınma ve yıpranma payı" ile
"işletme riski", "müşteriye" yüklenmektedir. Toplanan bunca paranın nasıl "değerlendiği(!)"ni bilmek için bilim adamı olmak gerekmez. Kapitalist piyasa ilişkileri içerisinde tüm eğitim kurumlarının birer şirkete dönüştüğü yerde eğitim sistemi bir bütün olarak yeni sermaye birikimine hizmet eder. Ne de olsa her öğrenci birer müşteri!
Üniversite yurtları mekânsal olarak kent dışına alınmaktadır. Bu sosyal anlamda bir tecridi de doğurmaktadır. Yine aynı sorun bir ulaşım sorununu da beraberinde getirmektedir.
Birçok emekçi aile çocuklarını okutabilmek için aylık 500 YTL’den başlayan özel yurt ücretlerini ya da ev kiralarını ödeyebilmek için kemeri en son deliğe kadar sıkarak nefes alamaz duruma gelirken birçok öğrenci de part-time işlerde çalışmak ya da okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Geçtiğimiz yıl Kocaeli ve Çanakkale’de yakıcılaşan barınma sorununa karşı ev kiralarının düşürülmesi talebi ile öğrenciler sokaklara çıkmış ancak bu hareketlilik süreklileşme ve bununla birlikte yaygınlaşma noktasında tıkanmıştır. Yine Boğaziçi Üniversitesi’nde İngilizce hazırlık sınavından geçemeyen öğrencilerin yurt ve burs haklarının ellerinden alınmasıyla birçok öğrenci memleketlerine dönerken sayıları hiç de azımsanmayacak bir öğrenci kitlesi de üniversite yerleşkesi içine çadır kurarak bu durumu protesto eden eylemliliklerde bulunmuşlardı.
Yaşanılan sorun tek başına öğrenci gençliğin sorunu olmadığı gibi buna karşı yürütülecek mücadele de salt öğrenci gençlikle sınırlı kalamaz. Yoksullukla terbiyenin dayatıldığı ve emekçi sınıfların tüm yaşamsal haklarının birer birer budanarak adeta
"sürünülen" bir yaşama mahkûm edildiği bu saldırılar karşısında savaşın yönü, konut hakkı dolayımında ele alırsak saraylara açılmalıdır!
Saraylara savaş
Madem her yönüyle barınma hakkımız elimizden alınarak yaşam koşullarımız daha da kötüleştiriliyor, o zaman
"faturaları nasıl öderiz, bütçemizi biraz da olsa sarsmayacak şekilde uygun bir evi nasıl buluruz" karabasanını biz değil, bize bu kabusu yaşatanlar düşünmeli kara kara. Onların uykusu kaçmalı geceleri.
Emekçi ailelerle birlikte yaşanabilir konut, düşük kiralı –bir emekçi ücretinin beşte birini geçmeyecek- lojmanlarla birlikte, üniversite öğrencileri için öğrenci sayısını karşılayacak kadar parasız yurtların ve/ya öğrenci lojmanlarının açılması öne almamız gereken talebimiz olmalıdır. Artan metalaşma dayatmasına karşı da elektrik, su, doğalgaz vd. ev faturalarının fiili olarak ödenmemesi veya geciktirilmesi… Yurt ücretlerinin ödenmemesi… Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun önünde emekçi ailelerle birlikte eylemler ve yine onlarla birlikte yurtların işgal edilmesi… Varolan yurtlar –tabii üniversiteler de- kent merkezlerinin içerisinde yer almalı ve öğrencilerin sosyal-kültürel (ücretsiz yemekhanesi, gerekli teçhizata sahip sağlık merkezleri, spor alanları, kütüphane vd.) anlamda her türlü ihtiyacının karşılanacağı hale sokulmalıdır.
Yurtlarda faşist baskı ve yasaklara karşı mücadele öğrenci gençliğin barınma hakkı mücadelesinin önemli ayaklarından birisidir. Asla vazgeçilmemesi, yarının işi olarak görülmemesi gerekir. Faşist örgütlenmelere karşı mücadelede olduğu gibi faşist yasaklara karşı da aynı militanlıkla cevap verilmelidir. Yurtlarda birinci sınıf öğrencilerini devrimcilerden yalıtmak ve sosyalleşmelerinin önünü almak için çıkarılan yönetmelikler ve benzeri faşist yasa ve uygulamalar işlemez hale getirilmeli, bizzat bu konu özel bir mücadele gündemi haline getirilmelidir.
Tüm bu süreç yurtlarda öğrenci sendikasının temsilciliklerinin oluşturulması ve kendimizi yönetime dayatarak kabul ettirdiğimiz dişe diş bir mücadelenin konusudur.