Salı, 29 Ocak 2008 (18 yıl 8 ay önce)
Rivayet odur ki, 1789 Fransız Burjuva devriminde Kraliçe Marie Antoinette, Versailles Sarayı'na dayanan çoğunluğu kadınlardan oluşan halkın ne istediğini yanındakilere sorar, "ekmek istiyorlar" cevabı üzerine ise "ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" der.
O devrimin esinleyiciliğiyle Fransız sömürgesi olan Haiti'de hummadan kırılan köle ordusu, sömürgecileri başından atarak, Afrika dışındaki ilk bağımsız siyah devletini kurdu.
Keşif adı altındaki talan sürülerinin ayak basmasının ardından tarihi sömürgecilik, emperyalist işgaller, faşist darbeler, gerici iç savaşlarla yazılan ülkedeki bu "bağımsızlık" da çok sürmedi ve 1915'deki ABD işgaliyle son buldu.
Zaman ileriye doğur aktı: Bugün işgalin adı IMF, BM Barış Gücü, Georges Soros Vakıfları, Dünya Bankası, askeri yönetim, iç savaşlar, açlık... İnsanlık geriye doğru: Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinlerden, ekmek bulamadıkları için çamur yiyenlere... Haiti'nin yoksul emekçi halkının başlıca gıda kaynağı: Çamur!
Ekmek bulamayınca!
Batı yarımkürenin en fakir ülkesi olan Haiti'de açlık sınırının altında yaşayan insanların son dönemde başlıca besin kaynağı
"çamur kurabiyeleri".

Associated Press ajansının haberine göre, çamur, tuz ve çeşitli sebzelerin karışımından hazırlanarak güneşte kurutulan "çamur kurabiyelerinin" tanesi 5 sentten satılıyor. Bir kap pirincin 60 sente satıldığı Haiti'de halkın büyük bir bölümü midelerini bu
"kurabiyelerle" doldurmaya çalışıyor.
Kronik yetersiz beslenme ve ishalin son derece yaygın olduğu ülkede, özellikle çocuklar ve hamile kadınların bu "kurabiyeleri" yemesinin büyük sağlık riskleri taşıdığını belirten Haiti Sağlık Bakanı Gabriel Thimothee, "çamur kurabiyelerinin" yetersiz beslenmeyi daha da arttırdığını vurguladı.
Son açıklanan istatistiklere göre Haiti'de halkın yüzde 76'sı, günde 2 dolarla geçiniyor.
Keşif sürülerinden BM ordusuna
Orta Amerika açıklarında bir ada ülkesi olan Haiti, 27 bin 750 kilometrekare üzerindeki 8.5 milyon kişidir. Her bin bebeğinden 72'si ölü, kalanların ömrü ise 52 yıldır. Bir tarım ülkesi olan Haiti'de çalışan nüfusun sektör dağılımı şöyle: Yüzde 66 tarım, yüzde 25 hizmet, yüzde 9 sanayi. Sömürgecilik ve emperyalizm altında ezilen tarihi ise Vikipedi'den kısaltılmış aktarımı ile şöyle:
Kristof Kolomb'un 1492'de ayak basmasının ardından adaya Hispaniola adı verildi. Ada artık Avrupa'dan gelip
"yeni dünyayı fethedenler"in üslerinden biri haline geldi. O zamanda yaşamış İspanyol Katolik rahip Bartolome de Las Casas, Türkçe'de de 'Kızılderili Katliamı' adıyla yayınlanmış kitabında ada hakkında şöyle yazmaktadır:
Bu ada üzerinde (ben 1508'de vardığım zaman) 60 bin insan yaşıyordu, Kızılderililer de dahil olmak üzere. Ne var ki 1494'ten 1508'e kadar 3 milyonun üzerinde insan savaştan, kölelikten ve madenlerden dolayı yok olmuştu. Gelecek nesillerde buna kim inanacaktır?
16. yüzyılda tarihin en büyük kıyımlarından birine ev sahipliği yapan adanın, 17. ve 18. yüzyıllarda bugünkü Haiti olan 3'te 1'lik batı kısmını Fransızlar ele geçirdi. Onlar da Saint-Domingue adını verdikleri adanın bu kısmında vahşet altında şeker ve kahve üretimine başladılar. 1780'lerde köle Haitililere işkence ve katliam altında, Avrupa'da tüketilen şekerin yüzde 40'ı, kahvenin ise yüzde 60 kadarı ürettiriliyordu.
1789 Fransız İhtilali Saint Domingue'nin kaderini de kökten etkiledi. Kölelikten kurtulmuş halk, ihtilalin getirdiği Vatandaş ve İnsan Hakları Bildirgesine göre kendilerinin de Fransız vatandaşı olduklarını belirterek isyan ettiler. Köleler ordusu, Fransız güçleri ile Napoleon Bonapart'ın 1803'te gönderdiği orduyu yendi. Bunların sonucunda Haiti kendi yerli ismiyle 1804'te bağımsızlığını ilan etti. Yaşamlarda dahil işe yarar herşeyin talan edildiği bu topraklarda artık "bağımsız" bir devlet vardı. Ama özellikle sömürgen ülkelerden gelenler ve yerli halk arasında iç çatışmalar kesilmedi.
Haiti 1915'den 1934'e kadar açık ABD işgali altında kaldı. 20. yüzyıl boyunca da darbeler, katliamlar ve iç savaşlardan kurtulamadı. Yaklaşık 4 yıldır ülkede
"barış gücü" adı altında 9 bin kişilik Birleşmiş Milletler ordusu bulunuyor.
Ekmek bulamamadıkları için çamur yiyen ada halkından küçük kız çocukları, yiyecek karşılığı
BM askerlerinin tecavüzüne uğruyor. BM askerlerinin tecavüz ettikleri çocukların yaşı 8'e kadar inmiş durumda.
Küba ve Haiti: Karşı karşıya iki ayrı dünya
Büyük Okyanus'taki Karayib adalarından ikisi: Küba ve Haiti. Her ikisi de 1492'de Kristof Kolomb'un ismiyle anılan ve adına keşif denen işgallere maruz kaldı.

Her ikisi de yerli nüfusun katledildiği, köle ticaretinin yapıldığı sömürü altında kaldı.
Her ikisi de 19. yüzyılda bağımsızlığını kazandı, yüzyılın başında Haiti (1804) ve sonunda Küba (1899).
Her ikisine de 20. yüzyılda ABD saldırdı, Haiti'yi 1915'de işgal etti, Küba'da 1933'te Batista diktatörlüğünü kurdu.
Bu karşılaştırmalı tarihde dönüm noktası 1959 yılı oldu. Küba'da Fidel Castro ve Ernesto Che Guevera'nın önderlik ettiği devrimle Batista diktatörlüğü yıkıldı ve halk demokrasisi kuruldu. Haiti ise emperyalizmden esaretini kıramadı.
Coğrafya hala aynı, iklim hala aynı ama tarih değişiyor. Bugün Küba ve Haiti bambaşka iki ülke:
Sağlık
Ortalama yaşam süresi:
• Küba: 76 (erkek), 80 (kadın)
• Haiti: 51 (erkek), 54 (kadın)
Bebek ölüm oranı:
• Küba: Binde 5
• Haiti: Binde 71.65
Okur yazarlık
15 yaş üstü okur-yazarlık oranı:
• Küba: Yüzde 100 (erkek), yüzde 100 (kadın)
• Haiti: Yüzde 54.8 (erkek), yüzde 51.2 (kadın)
Örnekler çoğalabilir. Mesela, Küba'nın IMF'ye olan borcu sıfır, Haiti'nin çok veya aynı kasırga Haiti'de yüzlerce insanın ölümüne sebep oluyor, Küba'da can kaybına neden olmuyor.
Aslında bu durum öldürenin kasırga olmadığını ortaya koyuyor. Avrupa'nın şeker ve kahve deposunu ekmeğe muhtaç eden emperyalist kapitalizm öldürüyor, dün gibi bugün de, Haiti ve heryerde...