Cenazeler tel örgüde

Yakılan 9 göçmenin cenaze törenine katılan Yaşanacak Dünya okurları bildiriyor:

DÜNYA
Pazartesi, 11 Şubat 2008 (18 yıl 8 ay önce)

Koln cenazeLudwigshafen’daki cenaze törenine 3 bini aşkın kişi katıldı. Manheim, Mainz, Stuttgart gibi çevre şehirlerden gelenlere karşın, katılım daha çok yerel ve bölgesel düzeydeydi. Daha çok sol kesimden olmak üzere, Almanların sayısındaki azlık, hem karşılıklı ilişkilerin zayıflığı hem de tepki görme korkusuna bağlanabilir. Aleviler sayıca belirgindi, Kürtlerin sayısı da azımsanmayacak düzeydeydi.

Sol adına DİDF ve Yaşanacak Dünya’nın dışında kimse yoktu. Medyanın yarattığı belirsizlik, katılımı da etkiledi. Bu iki kurum tarafından açılan bayraklar, merak ve sessizlikle karşılanırken, bölgede güçlü olan Türk faşistleri de boş durmadılar. Alanda yalnızca birkaç tane bulunan Türk bayraklarından birini, bulunduğumuz yere doğru getirip, bizim bayraklara doğru savurdular. Ama cenaze ortamında ve onca tv kamerasının önünde daha fazlasına cesaret edemediler.

Cenaze töreni, Alevi, Sünni, Katolik, Protestan ve Yahudi dini temsilcilerin katılımıyla yapıldı. Törende CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, federal hükümetin Göç ve Uyum Bakanı Maria Böhmer ile yurtdışındaki Türklerden sorumlu Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, Ludwigshafen Belediye Başkanı Eva Lohse (CDU), Rheinland Pfalz Icisleri Bakanı Karl Peter Bruch (SPD) konuşma yaptılar. Konuşmalar, olayın kaza olabileceği yönündeydi. Kundaklama vb. olasılıklara kısaca değinilip geçildi.

Cenazeler kitleden yalıtılmıştı


Cenazelerin kitleden yalıtılması, sahtekar politikacıların yeni buluşu olsa gerek. Aile ve yakınları tel örgünün içine, desteğe gelenler ise tel örgünün dışına hapsedildiler. Kitle tepkisini ve gelişebilecek hareketliliği kontrol mekanizmalarının ne düzeye geldiği, buradan da görülmeli. Kitlenin cenazeden etkilenimini ve duygusal yoğunlaşmayı önlemek için aile kitlenin genelinden yalıtılmıştı. Dışarıdakiler, cenazenin sonuna kadar ne aile bireylerini ne de tabutları göremediler.

Koln cenazeKimin yaptığı, nasıl olduğu konusundaki belirsizlik, insanların yüzüne yansımıştı. Alanda bulunan insanlarla konuştukça görüyoruz ki, herkesin içini kurt kemirse de, Alman ve Türk medyası işini iyi yapmış, sabotaj ve ırkçı kundaklama ihtimalini gözlerden ırak tutmayı başarmış. İnsanların genelinde bir kanıksama, olayın ciddiyetini kavrayamama, yangını kaza olarak görme, hatta çok ciddi bir kanıt olan iki kız çocuğun şahitliğini bile sorgulama eğilimi gözleniyordu.

Oysa NPD bas bas bağırıyor, "Ludwigshafen bizim kalemiz" diye. Ludwigshafen’ın her yeri, özellikle köprü altları daha yeni boyandığı halde boyanan yerlerin üstünde bile "Hass" (Nefret) sözcüğüne rastlanıyordu. Üstelik sondaki iki SS Nazi simgesi olarak yazılmıştı. Bakalım Naziler kendilerini tekrar ne zaman gösterecekler?

Kardeşlik eylem ve bilinci...


Devletler arası işbirliği, onların uzantıları kurumlarla ve basın desteği ile bu katliamın üzerini örtmek, bunun "barış vesilesi" olarak kullanılmasını sağlamak için sergiledikleri atak ciddi bir etki yaratmış durumda.

Fakat öfke ve tepki, göçmen emekçilerin daha çok "Başımıza daha neler gelecek?" tedirginliği ile de sınırlı olsa ve "Gerekirse bizde onları yakarız" gibi tehlikeli bir zeminden çıkış aramaya da yönelse, emekçilerin bilincinde bu olay birçok şeyi yerinden oynatmış oldu.

Medyanın borazanlığı ve Alman-Türk devletinin olayın üzerini örtme ve kimi "sivil" kurumları da bu doğrultuda kullanma girişimi ancak yerli ve göçmen işçi ve emekçilerin sistemden kaynaklı yığınsallaşan sorunlar karşısında, kardeşlik bilinci ve eyleminin geliştirilmesi, pratik zeminde bunların örneklerinin yaratılması ile yarılacaktır.

Antifaşist dinamikler, sol cenah ve yerli-göçmen işçi emekçi örgütlenmeleri de olaya seyirci durumda. Buralardan bir silkelenme yaratmaya ihtiyaç var...