Her konuşan kadın işçinin tutuklanması cesaretlerini kıramadı. 1893'e gidiyoruz:
Adelheid Popp, Bir Kadın İşçinin Gençliği, Evrensel Basım Yayın*
Sosyal demokrasinin yalnızca ekonomik alanda yürüttüğü faaliyetler, kadın işçiler arasında sempati ve anlayışla karşılanmakla kalmıyor, onlar, politik haklar uğruna verilen mücadeleyi de coşkuyla izliyorlardı. Daha 1893'te, Viyana işçilerinin, genel seçim hakkının elde edilmesi için düzenlediği bir gösteriye, dikkati çekecek kadar çok kadın katılmıştı. Kadınların politik hakları da başından beri talepler arasında yer alıyordu. Örgütlü işçi kesimi, kendi politik taleplerini dile getirdiği her eylemde, kadınlara eşit haklar verilmesi talebini de hiç ihmal etmedi.
Daha 1893 yılının sonbaharında, seçim hakkı hareketi kadınlar tarafından öyle sahiplenilmişti ki, kadınlar, seçim hakkı talebiyle açık arazide büyük bir miting düzenlediler. Bu mitingde bir konuşma yapan kadınlardan biri, kraliyet senatosuna saygısızlık olarak algılanan bir ifadesi nedeniyle, yargı önüne çıkarılarak dört ay ağır hapis cezasına mahkum edildi. Sonraları bu ceza kaldırıldı. Ancak yine de tamamen zararsız bir mesele nedeniyle böylesi ağır cezalarla karşı karşıya kalındığı dönemlerin yaşandığını yeni kuşakların unutmamasında fayda vardır. Konuşmacı kadın, konuyu değerlendirirken, on sekiz yaşındaki arşidüklerin senatoda sandalye ve söz hakkına sahip oluduklarını hatırlatıp, "Arşidükler, halk için bizden daha mı iyi bir yüreğe sahiptirler?" sorusunu sormaktan başka birşey yapmamıştı. Ve bu cümle saygısızlık olarak mahkum edilecekti! Apre işçilerinin grevini örgütleyen o genç işçi kadın olan ikinci konuşmacı, ayrıcalıklılar parlamentosu hakkında yaptığı bir yorum nedeniyle üç hafta hapse mahkum edildi ve onu çekmek zorunda kaldı.
O dönemlerde politik suçlar nedeniyle kadınların hızla yapgılanıp hapse mahkum edilmeleri olağandı. Örneğin, ajitasyon gezisinde bulunan bir kadın konuşmacı, kırsal alanda bir kentte gözaltına alınıp birkaç hafta boyunca tutuklu kaldı. Henüz yirmi yaşına basmamış genç bir kızdı bu. Ve karşısında mücadele ettiği kapitalist düzen tarafından öyle tehlikeli bulundu ki, özgürlüğü elinden alındı. Birkaç çocuk annesi olan bir başka kadın konuşmacı, karnındaki çocuğunun doğumuna birkaç hafta kalmışken aynı acımasızlıkla cezalandırılarak cezaevine atıldı. Çünkü işçileri ekonomik ve politik kurtuluşları için mücadeleye çağırmaya kalkışmıştı.
Kadın işçi hareketinin ilk dönemlerinde, cezaevine girmeyen konuşmacı neredeyse yoktu. Fakat cesaretleri kırılmadı. Tersine, uğradıkları baskılar, mücadelelerinin ne kadar haklı olduğu inancını daha da pekiştirdi. Seçim hakkı için yürütülen mücadelede de baskıya uğradılar. Buna karşın, sürekli daha kalabalık kitleler halinde politik hakkın elde edilmesi mücadelesine katıldılar.
Her gösteride ön saflarda yer alıyorlardı; o günlerde at üzerinde kılıçlarını sallayarak göstericilere saldırmaktan pek hoşlanan polisin baskıları da kadınları ürkütemedi. En kitlesel gösterilere dörtnala dalan polisin atlarından ne kadar korkulursa korkulsun, mücadeleye atılma coşkusu daha büyüktü.
1894'te sıcak bir Temmuz akşamı Viyana işçileri, bilmem kaçıncı kez seçim hakkı mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini ilan etmek için yine belediye binasının salonunda bir araya gelmişti. Belediye binasının bulunduğu alanda, içeride yer bulamayan binlerce kadın ve erkek toplantı salonunun kapısının önünde duruyordu. Birden "Herren sokağına Windischgraetz'in evine gidelim!" çağrısı yayıldı. Dönemin Başbakanı Prens Windischgraetz, seçim hakkına karşı olanların en önde gelen temsilcisi sayılıyordu. Bu nedenle, penceresinin önünde bir seranat yapma çağrısı geniş ilgi gördü. Haber hızla yayıldı ve kadınların en ön sıralarında yer aldığı heybetli bir kitle, kentin içlerine doğru ilerledi.
Bir polis kordonu Herren sokağına girişi kesmişti. O sırada birkaç "iyi giyimli" kişi göstericilerin arasından çıkıp kendilerine geçiş izni verilmesini talep etti. Başarılı olundu. Polis kordonu, onlara geçiş vermek için açıldı. Ancak bir saniye sonra bütün kitle peşlerinden geldi ve Herren sokağına akın etti. "Windischgraetz aşağı!", "Genel Seçim Yasası çıkarılsın!" sloganları sarayların pencerelerine çarpıyordu. Korkudan benzi atmış uşaklar göründü ve alelacele kapıları ve pencereleri sıkıca örttüler. Başbakanlık sarayının önünde ise bir kalabalık birikmiş "Windischgraetz istifa!" sloganını atıyordu. Polisin gelmekte olduğu haberi yayıldığında eylem tamamlanmıştı ve göstericiler büyük bir coşku içerisinde dağıldılar. Ertesi gün, başbakanın sözcüsü bir konuşma yaparak, "sokak argümanlarının kendisini hiç etkilemediğini" söyledi. Fakat yine de bundan böyle büyük beylerin günleri sayılıydı.
Seçim hakkı mücadelesine canla başla katılan yalnızca Viyanalı kadın işçiler değildi; bütün ülkede durum aynıydı. Seçim hakkı mücadelesinin doruk noktasını ifade eden 28 Kasım 1903 gününü anımsamak yeterlidir bunun için. Söz konusu tarihte iş bırakmaya ve olası bir genel greve hazırlıklı olunmasına yönelik bir çağrı yayınlanması üzerine, bütün kadın işçiler saf tuttu. Proletaryanın bu devasa gösterisi için ülke çapında son derece fedakar bir biçimde hazırlandılar. Ve o, bütün bu emeği taçlandıran bir gün oldu. Parlamento önündeki rampadan iki yüz bin emekçi geçti; aralarında çok sayıda kadın ve kız vardı.
O güne dek hemen hiçbir politik hakka sahip olmayan proletaryanın bu unutulmaz eylemine katılmak için bu nemli ve soğuk Kasım havasında sabahın altısından öğleden sonraya kadar beklemişlerdi. Amaca ulaşılmış, seçim hakkı kazanılmıştı; ne var ki kadınlar için değil. Bütün ülke vatandaşlarına tanınan eşitlikten onlar hala yararlanamıyorlar.
İşçi hareketi okulunda kadınlar, hak elde etmek için nasıl mücadele edilmesi gerektiğini öğrendiler. Ekonomik kurtuluş için, politik haklarla el ele yürümek gerektiğini de öğrendiler. Tam da bu yüzden kadınların seçim hakkı mücadelesi sona ermedi. Kadınlara, iş ve sınıf yoldaşlarının politik haklara sahip olmasının yeterli olduğunu söylemek, haksızlık olur.
Sosyal demokrasi bütün halkların kendi geleceklerini belirleme hakkını savunuyor. Ancak bütün insanların kendi geleceklerini belirleme hakkı da bundan daha kutsal değildir; kadınlarınki de öyle. Kadın cinsi için, genel taleplerinin de var olduğu kadın ve anne olmalarıyla ilgili özel taleplerinin de var olduğu kadın ve erkekler tarafından sık sık parlak bir biçimde ortaya konumuştur. Bunlar, kadın hakçı talepler değildir, tersine en karmaşık sorunları kapsayan konulardır. Bu sorunların çözümünde, muhataplarından başka kim daha çok sorumlu ve etkin olabilir ki?
Adelheid Popp (Dworak) (1869 - 1939) Avusturya'daki proleter kadın hareketinin kurucusu ve sosyalizm mücadelesinin önderlerindendir. Dokumacı bir işçi ailesinin çocuğu olan Popp, yalnızca üç yıl okula gidebildi ve 10 yaşından itibaren işçi olarak çalışmak zorunda kalarak, gençlik yıllarının büyük bir kısmını atölyelerde, fabrikalarda geçirdi. Kadın işçilerin bir grevini örgütlerken gizli polisin dikkatini çekti ve birkaç kez cezaevine girdi. 1893 yılına dek bir mantar fabrikasında çalıştı, aynı yıl Kadın İşçi Gazetesi'nin redaktörlüğünü üstlendi. 1902'de Sosyal Demokrat Kadın Derneği'nin kurucularından oldu. 1918'de parti yönetimine seçildi ve aynı yıl Viyana Belediye Meclisi üyesi oldu. Bir yıl sonra Avusturya Parlamentosu'na seçilerek 1934 yılına kadar birçok kez milletvekili oldu. Clara Zetkin'in ardından Uluslararası Kadın Komitesi'nin başkalığını yürüttü.