Bir okurumuzun kadınları alanlara, 1 Mayıs'a çağırdığı yazısını yayınlıyoruz:
Kadınız ve hayattaki yerimizi biz belirlememiz gerekirken, yaşadığımız ülkenin topraklarında ya da dünyanın herhangi bir yerinde kapitalizmin tekelleşmiş/sermayeleri haline gelmiş ve adına evlilik (mülkiyet evliliği) dedikleri kapitalist sistemin içinde barındırdığı cahilliğin yoksulluğun/işsizliğin yabancılaşmanın yanı sıra kadının da yok saydığı kimliksizleştirdiği ve kapitalist sistemin kendisinin belirlediği bir yerdeydiz.
Başlangıç yerinin ne önemi var sanki hayatımızın, yaşımız daha 12 bile değilken; oyun alanında alıp sormadan / sorgulamadan sadece evcillik oyunlarında bildiğimiz ve daha kendi benliğimizi kazanmadan evlendirilip birinin koynunda buluveriyoruz kendimizi. Bazen okul yolunda alınıp fuhuş yatağına sürüklüyorlardı körpecik bedenlerimizi, üç kuruşluk paralara beş dakikalık zevklere karşılık çürümüş içi boşalmış bu sistem bedenimizi güne be gün satıyor, bazen de dört duvar arasında ev kadını/anneyiz ya/yada üretime giden alınterimizi döktüğümüz tarlalarda/fabrikalara kadar uzanan genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle, çocuğuyla çocukluğuyla omuz omuza verip üretip çoğaldığımız birlikte var olduğumuz ve burjuva ağaları tarafından emeğimizin yok sayıldığı bir yerdeyiz.
Diğer yandan kapitalist sistemin yandaşlığını yapan burjuva partisinden tutun da zaten zengin olan karına kar katan burjuva sınıfına ve diğer tarafta fabrika ağalarına kadar peşkeş çekilen kazanılan bütün haklarının, gasp edilip yok sayılan her gün bir yerlerde iş kazası diye açıklanan ölüm haberinin ya da işten atılmasının verdiği çaresizlikle intihar haberlerinin daha sık geldiği işçi sınıfının örgütsüzlüğünden kaynaklı sınıf bilincinden uzak kapitalizmin ve sömürünün gölgesinde yaşamışız hayatı. Hoş görüsüzlük, kimliksizlik ya da dayatmalarla yaşamışız kapitalist hayatı yaşanmışlık dersek adına.