Nazilerin toplu şiddetleri sadece herbirinin tek tek birer korkak olmalarından kaynaklanmıyor; onların ana birleşme etkenlerinden biri de aşağılık kompleksleridir.
Boris Kagarlitsky, Global Alternativ, alınteri.net Çeviri Grubu
Antifaşist aktivist Aleksey Krylov cinayeti Moskova'yı canlandırdı; bu canlanmanın bütün ülkeye yansımasını umuyoruz. Halk Nazilerin Kırgız ve Tacik ulusuna ya da siyahlara karşı saldırılarına katlanıyordu. Bu sefer farklı bir olay meydana geldi -Moskova'nın merkezinde etnik olarak Rus olan bir kişi öldürüldü. Bu cinayet benzeri olaylar içinde sadece biridir, ne var ki bu kez aşırılığın dozunun en şiddetli boyutlara ulaştığını da göstermektedir. 19 Mart'ta insanlar Krylov'un öldürüldüğü Maroseyka Sokağı'nda kendiliğinden toplandılar; bu kitlesel protesto toplumsal davranışların değişmesinin manifestosu olarak algılandı.
Bütün gazeteler "Nazi terörü" diye başlık attılar. Uzmanlar, yabancı düşmanlığına karşı savaşmanın yollarını aramaya başladılar. Bu tarz bir olay 2006'da Rusya'da etnik gerilimlerin yaşandığı kuzey şehri olan Kandopaga'da yaşanan ve "Kondopoga Katliamı" olarak bilinen olaydan sonra bir daha yaşanmamıştı. Katliamda otoritelerin aşırı sağa yaklaşımı yumuşak olurken, yerli nüfus aşırı milliyetçiliğe zımni destek vermişti. Bu kez her şey değişti, Maroseyka Sokağı'ndaki eylemciler "Faşizm cinayettir, otoriteler üstünü örtüyorlar!" yazılı pankartlar taşıdılar. Fakat antifaşist hareketin güçlenmesi için yapılacak daha çok iş var. Ve bizim şu an tanık olduğumuz olayların anlamını kavramamız biraz zaman alacak.
1990'lardan 2005 kadar milliyetçi hareketlenme sadece Rus kamuoyu genelinde değil, kamu siyasetinde de yükselen bir ivme kazandı. Siyasetçiler popülist siyasete başvurdular, bürokrat ve popüler siyasi yorumcular da giderek artan miliyetçi düşüncelere doğrudan sarılmaya başladılar. Rus siyasetçilerin iradesiz oportünizmi faşizme, derinden kökleşmiş milliyetci bir zeminden bile daha iyi bir zemin sunuyor. Bu ikinci düsünce faşistler tarafından titizlikle korunuyor ve artık bu "ılımlı" miliyetçilik anlayışının değişmesi gerekliliği düşüncesine eklemleniyordu. Canavar yaratıcısını yutuyordu.
Birçok yönüyle bu süreç bize 1920'lerin Almanyasını hatırlatıyor, Nazizmin çıkışını ve ılımlı bir ideoloji olarak kitlesel yayılışını... Dahası, diğer Avrupa ülkelerinde de Nazi ideolojisinin yükselişine tanık olunmuş, onun etkilerine karşı çok daha şiddetli mücadeleler verilmişti.
1930'ların ortalarında İngiltere'de yerel faşistler, 4 Kasım 2006'da Rusya'nın en büyük kentlerinde olduğu gibi bir gösteri düzenleme girişiminde bulunmuşlar, fakat Rusya'dakinin aksine bu girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştı. 3 bin faşist, karşılarında 30 bin komünist ve sosyal demokrat işçiyi buluvermişlerdi. Yetkililerin yürüyüşü düzenleyenlere verdikleri ceza, birkaç polisin de canını yakmıştı.
Ardından İngiltere'de bir daha faşist bir yürüyüş düzenlenemese de faşistler kolay kurtulamadılar. İngiltere Faşist Birliği'nin kurucusu, zavallı Oswald Mosley, sokaklarda tekrar tekrar dövülürken, her konuşması hatibin saldırıya uğramasıyla sonuçlandı.
1930'ların sıradan bir İngiliz proleteri enternasyonale adanmış değildi. Tersine, imparatorluğa aşıktı ve kalbinde bir milliyetçi hatta bir faşistti çünkü; kendisi de bir İngiliz olarak saf aklın kanıtladığı "en mükemmel ırk"ın bir parçası olduğuna emindi. Siyahlardan, Hintlilerden ve hatta Manş'ın karşı tarafındaki "kurbağa yiyenler"den üstün olduğunu düşünüyordu. Yine de 2. Dünya Savaşı'nın çok öncesinden beri içgüdüsel olarak bir antifaşistti ve faşistlere karşı sadece bir his besliyordu -burnunu temizlemek.
Bu davranışın kendine ait nedenleri var. İlkin, derinden kökleşmiş sınıf bilinci sol ideolojiye aittir. Ve ikincisi -özgüven: Bütün diğer ırklar ve insanlar basitçe bir İngiliz olarak doğan birisi kadar şanslı değillerdir.
Ben neden size çoktan geçmişte kalmış bu hikayeleri anlatıyorum? Anlatıyorum çünkü bunlar bizi "ilerici elitlerimiz"in kavrayamadıkları çok önemli sonuçlara ulaştıracaklar. Her Rus vatandaşının siyasal olarak doğru olmasını ve milliyetçi ve dini önyargılardan arınmasını talep edemeyiz. Ama faşizm ve Kara Yüzler (Black Hundreds) büyük güç şovenizmi (20. yüzyıl Rusyasında gerçekleşen aşırı sağ Çarist hareketi) hareketlerini, atalarının savaştığı ve karşı çıktığı bir düşman olarak tanımasını talep etmek zorundayız.
19 Mart'ta antifaşist eylemciler, "1945'te kazandık, şimdi de kazanacağız!" yazan pankartlar taşıdılar. Rus halkı bu sloganın, faşizmin aşağılık kompleksi ve yenilgi burukluğunun temyizi olduğunu anlayacaktır. Nazilerin toplu şiddetleri sadece herbirinin tek tek birer korkak olmalarından kaynaklanmıyor; onların ana birleşme etkenlerinden biri de aşağılık kompleksleridir. Faşizmle mücadele edebilmek için öncelikle toplumsal dayanışma ve kendi özdeğerlerimizi yeniden hatırlamamız gerek. İnsanlarımızın tarihlerinden gurur duymalarını sağlamak için gerçek tarihsel olaylar üzerinden tarihimizi üretmeli, etnik ve dini fantezilerle sadece mitlerden oluşan bir tarih yaratmamalıyız!
Ve bir şey daha, eğer Sovyetler Birliği halkının gurur duyabileceği bir şey varsa, o da onun faşizme karşı mücadelesidir.