Hadi gelin hep birlikte 1 Mayıs alanlarını yeni açmış kırmızı güllerle donatalım.
Ayaklarınızın altında kırmızı güller açmış, alın onları dudaklarınıza götürün. Ayaklarınızın altında beyaz papatyalar açmış, alın onları sevdiğinizin saçına takın. Kaldırın başınızı portakal çiçeklerinin kokusunu ciğerlerinize çekin. Kaldırın başınızı badem çiçekleri açmış, alın onları sınıfın bağrına savurun...
Merhaba Alınteri dostları...
Aslında Alınterimizle yani Alınteri ile ilk tanışmam 1992 yılında başladı. İlk 1 Mayıs’ı yine 1992 yılı baharında Alınteri parkartı altında karşıladım. 1993 yılında Ceyhan Alınteri açılışına katıldım. Adana ve çevresinden bir çok Alınteri okuru katılım sağlamış, halaylar ve türkülerle güzel bir açılış olmuştu. Hatta ben de halay çekmiştim. Sonra 96 Süresiz Açlık Grevi ve Ölüm Orucu başladı. İlk kez 96 SAG ve ölüm oruçları ile birlikte televizyonda Osman Akgün, Tahsin Yılmaz, Hicabi Küçük ile tanıştım. SAG ÖO esnasında insanlar birer birer ölürken ben televizyon başında gözyaşlarıma boğulmuştum. İşte o zaman Osman Akgün‘ün gülüşleri beynime kazındı. İşte o gün Hicabi‘nin göz bebeklerinde okudum özgürlüğü. İşte o gün öğrendim Tahsin Yılmaz’ın Tariş Direnişini örgütlediğini. İlk kez dışarı çıkıp bağırmak istedim "Durdurun bu ölümleri" diye...
Sonra yine İskenderun Alınteri açılışına katıldım. Her şey çok güzel gidiyor, türküler söyleniyor, halaylar çekiliyordu. Birden polisler geldi, orada bulunanları tartaklayıp saçlarından sürüklemeye başladılar. Polisin bir kadın arkadaşı saçılarından tutmuş merdivenlerden zorla sürüklediğini gördüm. Yanlarına gidip "Ne yapıyorsunuz siz, kızın saçlarını bırakın" dediğimde bu kez benim saçlarımı tutup sürüklemeye başladılar. Dışarı çıktığımızda ilk kez polislerin insanların ve çocukların üstlerine ateş açtıklarına tanık oldum. Üstlerine ateş açılan çocukların biride benim oğlumdu ve henüz 6 yaşındaydı. Sadece yasal olan bir gazetenin açılışına katılmaktı oradaki suçumuz.
Bunları niye mi anlatıyorum?
Bu gün ayaklarımın altında açan gülleri dudaklarıma götürdüm ben. Henüz kavgamızın başında olsam da benim mücadelem daha bir olgunlukla, daha bir direngenlikle yeniden başlıyor.
Telekom ilk kez 2007 yılının Ekim ayında greve çıktı. Benim ise ilk grev ziyaretim Telekom işçilerine oldu. Telekom önünde grev çadırlarına gittiğimde ürkek bir edayla "Greviniz hayırlı olsun" dediğimde beklemediğim bir şekilde çok sıcak karşılandım. Daha sonra her akşam iş çıkışı 1-2 saat eve gitmeden işçi dostlarımla sohbet edip çay içtim. Daha önce olsaydı eğer oğlum evde yemek bekler der belki işçi dostlarımın yanına uğramazdım. Onları tanıma fırsatım da olmazdı. Daha sonrasında SCT Turbo işçileriyle tanıştım. Sınıfın içinde oldukça kendimi biraz daha aştığımı fark ettim. Sonrasında SCT işçileri için oluşturulan dayanışma platformunda yer aldım. SCT işçileri ile bir dayanışma etkinliğinde görev aldım.
Arkasından hemen Tekel direnişi başladı. Bu kez Tekel işçilerini ziyarete başladım. Her ne kadar sendika ablukasını yaramazsak da tek tek işçilerle görüşme fırsatım oldu. Geçenlerde Tekel genel müdürlük işçileri patlıcan kebabına çağırdılar. Güzel bir sohbet eşliğinde yemeğimizi yedik, çayımızı içtik. SCT Turbo işçilerinin grevi güzel bir kazanımla sonuçlandı. Kazanımın ertesi günü SGGSS eylemi için basın açılmasına gittiğimde platformda yer alan arkadaşlara heyecanla SCT işçilerinin kazanımını söyledim. Bu platform devam etsin, sırada Tekel işçilerinin direnişi var dedim. Şimdi ise dayanışma platformuyla birlikte, bir belirsizliğe ve suskunluğa girmiş olan Tekel işçilerini yeniden canlandırmak ve SCT işçileriyle buluşturmak için dayanışma platform toplantılarımız devam ediyor.
Bir kez kırmızı gülleri dudaklarıma götürmüştüm artık. Her gece uyumadan önce ne üretebilirim diye düşünmeye başladım. Ürettikce kendimi yeniliyor, yenilendikçe mücadele hırsım artıyor...
Yıllar içerisinde zaman zaman geriye düşen, hatta yıllarca emek harcayan arkadaşların üretemeyerek çevresini ve çeperini bitirmiş hatta kendini bitirmiş olup da sınıfın gerisine düştüğünü hisseden arkadaşlarım olabilir... Ben sadece onlara bir kez daha açan kırmızı gülleri dudaklarında hissetmelerini söylüyorum. Eğer bir kez yılgınlığa düşerse insan tarih de onu yargılar diye düşünüyorum.
Kadınım... Anneyim... Emekçiyim...
Anneyim çünkü; karşılıksız sevebiliyorum. Emekçiyim çünkü; üretimden gelen gücümü kullanıyorum. Kadınım çünkü; proleteryanın yarısını temsil ediyorum.
Bakın, görüyormusunuz... Puslu hava açmış, güneş yeniden doğmuş, güneşin ışıkları gözlerimizi kamaştırıyor. Gökyüzü kızıla bürünmüş. İşçi sınıfını üzerinde kızıl bir bayrak sallanıyor proletaryanın bayrağı bu. Hadi gelin hep birlikte 1 Mayıs alanlarını yeni açmış kırmızı güllerle donatalım.
Adana’dan büro emekçisi/Alınteri okuru