Sosyoloji Öğrencileri Kongresi üzerine

Sosyoloji Öğrencileri Kongresi'nin 14.'sü 25-27 Nisan'da yapıldı.

GENÇLİK
Pazartesi, 28 Nisan 2008 (18 yıl 1 ay önce)

Bilgi Üniversitesi'nin Santralİstanbul Kampüsü'nde gerçekleştirilen kongreye pekçok üniversiteden yoğun bir katılım oldu. Kürt sorunu, kentsel dönüşüm, küreselleşme, kültürel çalışmalar, kadın çalışmaları, sosyal psikoloji çalışmaları, medya, tüketim, din, milliyetçilik, edebiyat, teknoloji gibi değişik konularda çok sayıda sunumun yapıldığı kongrenin en hareketli ve ilgi çekici oturumları cumartesi günü yapılan oturumlar oldu.

Cumartesi gün boyu süren bir "Kürt Sorunu Atölyesi" yapıldı. Kürt Sorunu Atölyesi’ni yapanlar tahmin edilebileceği gibi yurtsever Kürt öğrencilerdi. İki Mimar Sinan, bir de Ege Üniversitesi'nden öğrencinin moderatörlüğünde yapılan atölye çalışmasını sürekli sirkülasyon halinde çok sayıda öğrenci takip etti.

Doğu cephesinde değişen bir şey yok


Salonda Kürt sorunu ekseninde milliyetçilik, kimlik, devlet, ulus devlet, Ortadoğu vb. konular tartışıldı. Katılımcıların ağırlığını Kürt öğrenciler oluşturmakla birlikte liberal eğilimli öğrencilerden de girip bir süre dinleyip çıkan çok sayıda öğrenci vardı. Tartışma ve konuşmaların da hedefi daha çok bu ikinci kesimi etkilemeye yönelik kurgulanmıştı. "Ulus devlet döneminin artık kapandığı, Kürtlerin de 'kesinlikle' devlet kurmak istemediği, artık yerel - küçük iktidarlarla - kültürel özerkliklerle Kürt sorunun çözülebileceği" şeklinde liberal, anarşizan söylemler etrafında dönüp duran konuşmaların referansı da İmralı'ıydı.

Kimisi ultra ütopik çözüm önerilerinin etrafında süren tartışmaların yer yer müdahili olan "dışardan katılımcılar", konuşmacıların ısrarla anlatmaya çalıştıkları devlet, ayrılma-bölünme konusunu tekrar tekrar gündeme getirerek "Kürtler devlet kurarsa, diyelim ki Kuzey Irak'taki gibi, daha mı iyi olur, Kürt sorunu çözülür mü?" şeklinde sorular sordu. Rejimin yarattığı paranoyadan kısmen kaynağını alsa da bu sorular, aslında ondan daha çok sorunun kendisi ile çözüm önerileri arasındaki bariz tutarsızlığın, aradaki uçurumun, apolitik denilebilecek düzeydeki öğrencilerin bile görebileceği derecede büyük olmasından kaynaklanıyordu.

Sorunun ulusal ve bu denli büyük olması ile -ki işin bu boyutu bazıları tarafından oldukça realist bir biçimde ortaya konuluyordu- çözümlerin karikatürleşmesi, sorunun kendisinden özde farklı olmayan reformist-düzen içi çözümlerin aslında sorunun kılık değiştirmiş kendisi olması... Bu, orada çözülmesi zor bir çelişkiyi gösteriyordu. Konuşmacıların Öcalan’ın yakalanmasıyla her şeyin değiştiğini, artık ulus devlet döneminin (İmralı savunmalarıyla) kapandığını söyleyebilecek kadar acayip bir "tarih" yazıcılığına işi vardırması da cabası..

Kürt sorunu sunumları


Aynı saatlerde öğrencilerin isimlendirmesiyle KARL MARX SALONU’nda da Kürt sorunu eksenli oturumlar sürüyordu. Buradaki sunumlara gelince...

Kürt Sorunu başlıklı birinci oturumda Van Yüzüncü Yıl Üniverstesi'nden Canan Kara ve Aşiran Barut "Yerinden Edilmişler" başlıklı bir sunum yaptı. Aynı oturumda, Anadolu Üniversitesi'nden Ali Şaro isimli Kürt öğrenci "Osmalı'dan Cumhuriyet'e Kürt İsyanları ve Çözüm Bekleyen Kürt Sorunu"; yine Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nden dört öğrencinin birlikte hazırladığı ve bir sinevizyon sunumuyla da desteklenen "Türkiye'de Çok Dillilik Bağlamında Kürt Dilinin Kendini Var Etme Olanağı" başlıklı sunum ile son olarak ODTÜ'den Ozan Ağbaş isimli öğrenci "Kürt Meselesinin Tarihsel Analizi" başlıklı bir sunum yaptı.

Kürt Sorunu başlıklı ikinci oturumda da yine Kürt öğrencilerin hazırlayıp sundukları üç tebliğ vardı. "Kürtler Sorun(mu)dur?", "Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi İşsizliği ve İşçi Sorunları" başlıklı dikkate değer bir sunum; "Ortadoğu'da Kürtler" başlıklı oldukça zayıf ve sistematik olmayan bir sunum Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencileri tarafından yapıldı.

Bu oturumlardaki toplam yedi sunumu Kürt öğrenciler yaptı. Kürt hareketinin Kürt sorununa bakış açısı ve çözüm önerileri içinden, belli ki merkezi bir plan etrafında düşünülüp hazırlanmıştı sunumlar.

Atatürkçü güldürdü


Kemalizm başlıklı oturum için ise söylenebilecek şey; eğlenceliydi.

"Dünden Bugüne Atatürk" başlıklı sunumuyla, Afyon Üniversitesi'nden Funda Sert adlı öğrenci oldukça "sert" bir Atatürkçülük ajitasyonu çekti salona. Sanki TSK veya Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından hazırlanmış bir nutuktu bu. Ve trajikomikti. 19 Mayıs vb. bayramlarda kürsüde okunan nutuklara benziyordu. Atatürk'ün "ulu"luğundan ve herkesin onun izinden gitmesi gerektiğinden vs. ajitatif bir dille bahsetti. Salondaki etkisi, deyim yerinde ise sıfırın altındaydı. Metin okunurken Atatürk hakkında Bill Clinton’un bir övücü sözü okundu, salonda hafif gülüşmeler oldu. Ardından Hitler’in benzer bir sözü de eklenince salonda bir kahkaha koptu.

Sorular kısmında da bu nutuku okuyan sert Kemaliste sıkıştırıcı ve alaya alıcı sorular geldi sadece. Oldukça zor durumda kalan Funda adındaki bu konuşmacı, Atatürkçülüğün salondaki tek kalesi gibiydi. Bir ara şahla bir rok hamlesine soyunduysa da başarılı olmadı. Oturumu yöneten Bilgi Üniversitesi çizgisinde liberal AB’ci "kaptan", salondan Atatürkçülüğü alaya alan sorulara sınırlama getirmek yerine oldukça "hoşgörü"lü davrandı.

Güçlü milliyetçilik eleştirileri


Bu oturumdaki diğer iki konuşmacı ise ("Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek Millet, Tek Dil, Tek Din: Kemalizm" Bilgesu Sümer-Boğaziçi Üniversitesi ve "Resmi Sembolden Popüler Sembole: Türk Bayrağı Üzerine Bir Çalışma" Esra Dabağcı-ODTÜ) oldukça cesur bir Atatürkçülük ve bayrak sembolünden hareketle milliyetçilik eleştirisi yaptılar. Bunlar da toplamda kongrenin en anlamlı ve en doyurucu sunumlarından ikisiydi. Bilmsel açıdan da görece daha sağlam ve daha oturaklıydı. Ayrıca kendi düşünceleriydi. Kongrenin diğer sunumlarında sığlık sorunu bir yana, bir de "derinlik" adına bilinen sol liberal ve "post Marksist" aydınlardan aynen aktarmacılık şeklinde bir sorun vardı.

Cumartesi gününün son oturumu ise "Milliyetçilik, Irkçılık, Faşizm" başlıklıydı.

Bu sunumlardan ilki "Küreselleşme Çağında Milliyetçilik" Afyon Üniversitesi'nden bir öğrenci tarafından yapıldı. Belli bir eksenden yoksun dağınık bir küreselleşme eleştirisi yapıldı. İkincisi "Faşizmin Mekan Algısı" ise salt anti faşist bir bakış açısının hakim olduğu akademik bir sunumdu. Faşizmin kapitalizmin bir sonucu ve ürünü olduğunu belirten konuşmacılar dünyada çeşitli mimari yapılardan örnekler vererek faşizmin mekana ve mimariye yüklediği anlam açımlanmaya çalışıldı. Bir soru üzerine Türkiye’de faşizan olgular görünse bile faşizm hiçbir zaman olmadı şeklinde bir tesbitte bulundular.

İlgi yoğundu


Kongrede oturumlara ilgi oldukça yoğundu. Kimi salonlarda ayakta bile yer yoktu. Katılımcılar da konuşmacılar da genel politik eğilim olarak antifaşist, anti milliyetçi, bir kısmı için-kısmen anti kapitalist; yönelim açısından sol ve "Marksizm" egemen konumda ise de bunun daha çok anti Marksist denebilecek bir "Marksizm" olduğunu belirtmek lazım. Kemikleşmemiş, etkilenmeye açık ve arayış içinde olan bir eğilim bu. En önemlisi de budur. Ama ne yazık ki hiç bir devrimci ses yoktu kongrede.