Adana'dan bir okurumuz bir emekçi kadın gezisinde tanıştıklarını anlatıyor:
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
(Nazım Hikmet)
NURTEN: Nurten henüz 16 yaşında kendi rızası alınmadan, kendinden 20 yaş büyük ve yeni boşanmış biriyle evlendirilir. Aslında evlenmek istemez. Çocukluğunu yaşamak, bir de okumak ister. Ancak Nurten çocuk yaşta anne ve babasını kaybettikten sonra ablasının yanında büyür. Ablasına göre artı bir boğazdır o. Bu artı boğaza karşı en kolay çözüm de evlenmesiydi. Daha evliliğin ilk günlerinde başlar koca dayağı, kaynana tarafından şiddet ve aşağılanma. Nurten bir çok geceleri kaçmak ister ancak gideceği bir ana ocağı yoktur. Nurten artık evin bir kölesidir. Yemek, bulaşık, temizlik üstüne bir de görümcelerin baskısı. Hamile kaldığında çok sevinir. Onu avutacak bu cehennem azabından kurtaracak bir dalı olacaktı artık. Dünya tatlısı bir oğlu olmuştu. Bir çocuğu en güzel büyüten yaşı küçük de olsa, bilgisiz de olsa bir annedir. Ama çocuğunu büyütmeyi Nurten‘e bırakmazlar. Onlara göre Nurten cahildir, bilgisizdir. Çocuğunu sevemez, yeri geldiğinde kızamaz olmuştur artık. Koca dayağı gün geçtikçe şiddetlenir. Artık dayanamaz ve ablasının evine gider Nurten. Ama araya birileri girer, eve geri getirirler. Bir müddet dayak yemez ancak kaynanası her gün başına kalkar gidişini. "Aslında kaynanam olmazsa belki kocamla her şeyi düzeltirim. Dayaktan çok kaynanamın baskıları beni yıpratıyor. Akşam kocam geldiğinde gizlice beni şikayet eder, sonrasında yine dayak başlar" diyor Nurten. Görseniz Nurten bir deri bir kemik kalmış. Komşulara gidemez, arkadaşı eve gelemez çünkü bunlara izin yok. Ama yine de Nurten gülmesini başarabiliyor. Şimdi oğlunun büyümesini bekliyor büyük bir umutla.
HATİCE ABLA: Hatice abla daha çocuk yaşta babaları ölünce Ceyhan‘nın bir köyünden Adana‘ya göç ederler. O zamanlar Tekel Sigara Fabrikası'na girmek kolaymış. Hatice abla daha çocuk yaşta işe başlar Adana Tekel Fabrikası'nda. Tüm kazancını olduğu gibi annesinin eline sayar. Anne doymak bilmez, bencil biridir. Hatice abla anne baskısından kurtulmak için erken yaşta sevmediği biriyle evlenir. Bu evlilik uzun sürmez. Bu evlilikte sevgi eksiktir, bir türlü de tamamlanamaz bu eksiklik. İki kızı bir oğluyla yalnızdır artık. Uzun bir süre mahallesinde bakkal işletir. Babadan hiçbir yardım alamadan çocuklarını tek başına büyütür. Zar zor emekli olmuş, şimdi emekli maaşıyla geçinmeye çalışmakta. Geçen gün çıkan bir yasaya isyan ediyor: "Bu yıl emeklilerden emlak vergisi alınacak diyor. Zaten aldığımız kaç kuruş ki. Oğlumu evlendirmek için daha yeni kredi çektim." Hatice ablanın kızı da eşinden ayrılmış şimdi yanında kalıyor.
MAKBULE ABLA: Makbule abla Hatice ablanın kız kardeşi. Daha 14'ünde başlar Adana Tekel Fabrikası'nda işçiliğe. Eşiyle fabrikada tanışır, evlenirler. Ablasından daha farklı, çok farklı o, tam bir işçi kafası var. İşçilikten, bir kadın olarak çalışma koşullarından sohbet ediyoruz.
O zamanlar her şey çok farklıydı. Bir çok direnişlere katıldım ben. Çok cop yedim, tazyikli su yedim. Tam 20 yılımı verdim ben bu fabrikaya. Ama bizim zamanımızda herkes birlikti. Öncü devrimci işçilere sahip çıkardık biz. Çok iyi öncü işçilerimiz vardı. Bir direniş, bir grev olduğu zaman hemen bir araya gelir, hep birlikte katılırdık. Polisler öncü işçilerimizi götüreceği zaman birlik olur vermezdik. Adana‘da birkaç öncü işçilerimizin kahvelerde öldürüldüğünü biliyorum. Şimdi bakıyorum işçilere, çok dağınıklar ve birlik yok aralarında.Makbule abla bu kadarıyla yetinmiyor. Mutlaka bir akşam eve gel genişçe bir sohbet edelim diyor. Hem bizim apartmanda şu anda tekel direnişine katılmış kadın işçiler var. Onlarla bir akşam çayında bir arada olalım, sohbet edelim diyor.
Bunların bir birinden bir farkı yok. Kim gelse zamları uyguluyorlar. Şimdi de 65 yaşı çıkardılar. Kim o zamana kadar hayatta kalacak. Her şey hormonlu oldu artık. Eskiden 20 YTL ile pazara gidebiliyordum, şimdi 35 YTL'den aşağı çıkılmıyor pazara. Alım gücümüz çok azaldı. Son bir ayda temel gıdalara çok fazla zam geldi. Hadi biz emekliyiz. Ya hiç geliri olmayanlar ne yapacak.Diğer bir kadın "Gençliğimizde yokluktan yiyemiyorduk, şimdi de sağlık sorunlarımızdan bir şey yiyemiyoruz. Gerçi şimdi her şey var ama alım gücümüz yok" diyor. Başka bir kadın "Şimdi de aile hekimliğini çıkardılar. Yahu doktora gidemiyoruz ki aile hekimine nasıl gidelim" diye söze giriyor.