Cuma, 20 Haziran 2008 (18 yıl 4 ay önce)
İki çocuk. Kendi çocuklarımızla, her gün çevremizde karşılaştığımız çocuklarla, tüm benzerlik bu kadar değil.
Onlar; Sudan'da sürüp giden ve artık varlığı dahi unutulmuş bir iç savaşın kurbanları.
Onlar; emperyalizmin bir asırdan fazladır altını üstünü kazıyıp sermayesine kattığı toprakların milyonlarla sayılan köleci geçmiş ve dahi bugününün ağırlığı altında ezilen insanları.
Onlar; genç kızlık basamaklarının henüz ilk basamaklarında, kendi yurtlarında mülteci olmak zorunda kalanlar.
Onlar; emperyalist alçaklığın yardım adı altında vergiden kaçmak için sadakalarla yaşamlarını satın almaya zorlananlar.
Onlar; iliklerine kadar çürümüş bir sistemin üzerlerine boca ettiği pisliğin içinde boğulmaya itilenler.
Onlar; çıkarılan giysileriyle, elleri, kolları bağlandıktan sonra rakip kabilenin erkeklerinin sırayla tecavüz ettikleri kirli savaş kurbanları.
Petrol, altın, savaş ve tecavüz
Sudan, petrol ve altın, elmas, radyoaktif elementler gibi değerli madenler açısından zengin topraklarıyla en azından 150 yıldır bu sömürünün muhatabı oluyor. Diğer her yerdeki emperyalist işgaller ve sömürüde olduğu gibi orada da açlık, yoksunluk kadar derin ve çürütücü bir düşünsel baskı altında tutulup, ırksal ve kabilesel olduğu gibi dinsel, hatta mezhepsel temellerde parçalanıp birbirlerine rakiplik/düşmanlık eksenlerinde yeniden oluşturuluyorlar.
Bu parçalanma, oluşturulma karşıt bir duruşla engellenmediğinde işte okumakta bile zorlanılan saldırılar, olaylar yaratılmakta hiç tereddüt edilmiyor.
Emperyalist hegamonya savaşının ilk kurbanları; kadınlar ve çocuklar
Sudan'daki tecavüzler örneği, hemen tamamıyla; BM bayrakları, askerleriyle denetlenen kampların çevresinde gerçekleşiyor. Öyle ki, 22 bin kişilik bir kampta her ay "
ortalama" 20 bebek terkedilirken, Birleşmiş Milletler, yardım kampındaki kadınlara tecavüz konusunda eğitim vermekle yetiniyor.

Ne Sudan tek örnek, ne de tarih öncesinin ilkellik dönemlerinin ilişki ve koşullarında yaşamak zorunda bırakılan Afrika step ve cangılarının insanlarının durumlarıyla açıklanabilir bunlar.
"Kapitalist medeniyet"in beşiği Avrupa kıyılarında Kosova ve Bosna'dan, Ninova'nın altın çağının masallar şehri Bağdat'ıyla bugünün Irak ve Filistin'iyle tüm Ortadoğu, Kafkaslar'da Çeçenistan ve Abhazya velhasılı, nerde bir pazar savaşı, emperyalist hegamonya kapışması varsa kadınlar, genç kızlar ve hatta çocuklar aynı tecavüz saldırısının kurbanları oluyorlar.
Tecavüz kurbanı Sudanlı genç kız ve çocuklar feodal kurallar ve dini hükümler sonucu öldürülmekten korktukları için hemen her gün muhatap edildikleri tecavüz saldırılarını itiraf edemiyorlar. Sudan'ın işbirlikçi, faşist yönetimi ise babasız doğan bebeklere rağmen inkar etmekten beis duymuyor.
Tecavüzcü BM'den itiraf ve ikiyüzlülük
Şimdi, tüm bu tecavüzlerin, kendi yurdunda mülteci yaşamın sorumluları emperyalistlerin, BM Güvenlik Konseyi çetesi; tecavüzü, savaş koşullarında kadınlara, bedenlerine karşı işlenen bir savaş suçu olarak tanımlayan "
karar" aldı.
Oy birliğiyle kabul edilen kararda, kasten tecavüzün savaş taktiği olduğu ve uluslararası güvenliğe tehdit teşkil ettiği belirtilip; cinsel şiddetin
"aşağılamak, hakim olmak, korku salmak için kullanılan bir savaş taktiği" olduğu kaydedildi. Aslında itiraf edildi. Çünkü bunu yapıyorlardı; ABD'sinden, Japonya'sına, Almanya'sından Rusya'sına bütün emperyalistler ve Türkiye, İran, İsrail başta olmak üzere bütün işbirlikçi devletler.
Uluslararası kimi insan hakları kuruluşları tarafından
"tarihi bir adım" olarak nitelenen kararın ardından Güvenlik Konseyi'nce, tecavüzün ne kadar yaygın olduğu ve bununla mücadelede neler yapılabileceği konularında rapor hazırlamak üzere bir soruşturma başlatmak kararı alındı.
Bu araştırmaların, hazırlanacak raporların neye hizmet edeceği bir yana sonuç üzerinde ne kadar etkili olacağını şimdiye kadarki benzerlerinden biliyoruz. Tabii, tümünün asıl sorumlusu ABD, AB'li emperyalistlerinden müteşekkil bir çetenin, sorgulanamaz kararlarıyla kendilerini yargılayıp mahkum etmelerini beklemek iyimserlikten öte saflık olacaktır.
Onlar emekçi halkları sömürmek için tüm başkaldırı dinamiklerini asla ayağa kalkamayacak hale getirmek, kadını erkeğiyle ezilen toplumların kendine olan güvenlerini kırmak, bireylere tecavüz ederek, onun içinde bulunduğu, parçası olduğu tüm bir emekçiler sınıfını kişilik yıkımına sürüklemek için tecavüz gibi en aşağılayıcı
"savaş taktikleri"ne başvurmaktan asla geri duramaz. Bunun önüne geçebilecek tek güç işçi sınıfı ve emekçi halkların anti emperyalist direniş ve savaşından başka bir şey değildir.