Cuma, 27 Haziran 2008 (17 yıl 11 ay önce)
Sohbetimiz boyunca gözleri dolu doluydu. Yaşamı boyunca yediği darbelerin ağırlığıyla büyüyen damlalar; kızından, kızının vurduğu darbeden bahsederken sonunda kopup düşüyordu yanaklarına.
Semra ablanın bugün istanbul'un Karadeniz Mahallesi'ndeki bir gecekondu kıyısında, tahta parçaları ve naylonlardan çatılmış "kulübesi"nde süren çilesi 15 yaşında başlamış.
Şimdi yaşama savaşı verdiği mahalleye adını veren memleketinden, 15'inde tüm okuma isteğine rağmen rastgele ama paralı birine "verilme" girişimi sonucu kaçmak zorunda kalmış.
Fakat onun yaşadıklarını, anlattıklarını; bir öykünün, hep kaybetmeye mahkum "kahramanı"nın sözleri olarak okumamalıyız.
Zaten Semra ablanın da ne kahraman olmak gibi bir niyeti var, ne de bunun için kaybetmeler, darbelenmelerle dolu yaşamını güzelleyip pazarlama çabası..
O, artık tek başına ve hesaplı "yardım"larla yaşamak, acıyan gözlerle bakılmak değil, hak ettiği gibi insani ve onurlu bir yaşamı özlüyor. Bunun için güneş karanlık dünyasını aydınlattığı süre boyunca fasondan aldığı kot eteklere boncuk ve payetlerden süsler işliyor. Üç kuruş para, dip noktasındaki yaşamının hiçbir ihtiyacına yetmese de dilenmemesi, etini "piyasa"ya sümeden yaşama savaşını sürdürüyor olması, çevreden birkaç kişiyi yardım etmek durumunda bırakmış. Yardım dediği ise, o aşağılayıcı yaşamın devamını sağlamaktan başka bir şey değil.
İşte bu "yardımlardan" biri hemen yakındaki camide müezzinlik yapan bir soysuzdan gelmiş. Bir iki yiyecek vb. getirdikten sonra daha atılmadan önce yaşadığı tek göz gecekonduya gelip yerleşmiş.
Yani yıllardır gazete adlı paçavraların üçüncü sayfalarında binlerce kez okunan, televizyonlarda gündüz saatlerinde izlenen öykülerden birinin kurbanı o.
Kurtulmak, ailesi de dahil hiç kimseye muhtaç olmadan, kendi ayakları üzerinde durup kendi emeği ve alınteriyle yaşamak için ne yaparsa yapsın tek başınalığını kıramamış olduğu için başarısızlıkla karşılaşmış bir kaybeden.
Birbiri ardına yediği darbelerle, faşist, gerici kültürün ürünü olarak "adının çıkması" hele annesinin "kapıma gelme de..." deyişi her şeyi bitirmiş.
Yalnızca "kaybeden" değil umudu katledilmiş biri o. Kendi ailesi, yıllarca akrabam, komşum, dostum dediği kişiler tarafından umudu katledilen biri.
Sizi tanıyalım...
İsmim Semiray, kimlikte öylede senelerdir babam hariç herkes bana Semra der.
Çadırda yaşamaya nasıl, niye başladın?
Bu duruma gelmemin sebebi; ben yandaki gecekonduda oturuyordum. Yardımsever hesabına yanıma gelen bir şahıs vardı, hesapta bana yardım edecekti. İlk etapta bana 25 YTL getirdiler, aradan zaman geçti tekrar geldi,
"Sen sana çok acıdım ben ayrıyım, iki çocuğum var bundan sonra benim helalim olur musun?" dedi. Biz de iyi niyet taşıyoruz ya
"Olsun, herkesin çocuğu var, bakarız ne olacak" dedim. Sonradan anladım ki bu adam hala evli ve karısıyla yaşıyor. Benim burda adım çıkmasın diye aldım göçü Arnavutköy'e götürdüm, Arnavutköy'de ev tuttum o şahıs da benimle beraber geldi, yükle beraber. Bu sefer ev sahibi şahsı soruyor, arada bir şey olmasın beni orada sahipsiz sanmasınlar diye, yok işe gitti, yok babası hasta, yok kardeşi hasta diye atlatıyorum ama adam benim yanımda değildi. Sonra ev sahibinin akrabaları gelince ben gene ayazda kaldım. Kendimi sevdirmişim demek ki
"Evlat nereye götürelim seni?" dediler,
"Beni eski mahalleme götürün" dedim. Direkt muhtarlığın önünde indim, muhtara çıktım,
"Bu arsaya kimse ses edemez, arsaya indir eşyalarını" dediler bana.
"İyi" dedim ben, o gece dışarda kaldım. Ertesi gün konu komşu toplandı, "
Karşımdaki ev boş, geç oraya yerleş" dediler, girmem dedim. Nedeni ev sahibinin haberi olmadan ben girmem o eve.
"Yok işte gelsin bize sorsun, neyse kirası biz veririz" dediler. Sonra bunu söyleyenlerin hepsi çil yavrusu gibi dağıldılar, hiç kimse kalmadı ortada. 9 aydır ben burada yaşıyorum. Alnıma bir leke getirmedim. Ne için yaşıyoruz, namus için değil mi? Ama aç ama tok şükredip bu zamana kadar geldim. Ha yanlış bir tepki olup da benim yanıma gelen olursa hiç affetmem. Polisine bile söyledim ben bunu, o zaman dedim gelirsiniz
"Ne oldu niye yaraladın bunu?", ee namusumu koruyorum ben. Bir tarafımda vallahi balta, bir tarafımda bıçakla yatıyorum tedirgin bir şekilde. Ağustosta bir sene olacak. Haziran ayındayız, mücadele devam. Bu şekilde gidiyoruz da bakalım nereye kadar? Kıpırdamayacağım ben, bekleyeceğim. Bakalım ne olacak?
Belediyeye, yardım kurumlarına başvurdun mu hiç?
Benim bu durumumu herkes biliyor, yıllardır yardımlarla yaşadığım için. En son Deniz Feneri'nden, Samanyolu'ndan geldiler. Alt sokakta bir cami var; ne diyeyim hocası mı, müezzini mi, imamı mı diyeyim, o çok ilgilendi bir ara, tanıdıklarım var dedi. Bir gün bir arabayla geldi, bir ramazan günüydü, bir kameraman bir de işte muhabirle. Ben burda oturuyorum, kızcağız orda röportaj yapıyor. Dedim ki kurban olayım ben sana her şeyi anlatayım, sen bazı yerlerde makas kullan. Tamam abla dedi, hem o ağladı hem ben. O zaman burası mahşer gibiydi, dedim başka zaman yanıma kimse gelmez, böyle zamanlarda herkes gelir.
Gelelim Deniz Feneri'ne; bu belediyenin zabıtaları yok mu dolaşıyorlar, bildiriyorlar, onlar haber vermiş. Geldiler isim, soyisim, böyle böyle. Benim daha önce kaydım var orada, geliyorlar tekrar tutanak tutuyor
"E bizden ne istiyorsun?" diyorlar.
"İstemek mi" dedim, ya görmüyormusunuz allahaşkına şu halime bakın, evvelden bana erzak getiriyordunuz allaha şükür diyordum, ortada her şey.Ben bir şey istemiyorum. Bana kira mahiyetinde bir yardım. Yiyecek de istemiyorum, giyecek de istemiyorum. Onlar kafalarına göre doldurdular; kiralık konut, eşya -beyaz eşya diye yazdılar. Neyin var neyin yok diye soruyorlar zaten, ondan sonra da;
"Birikimin var mı?"... Birikimim olsa benim burada ne işim var, gider bir yer tutar otururum. Ondan sonra kendileri bildikleri gibi yazıp doldurdular. Daha sonra
"Kameraman istiyor musun?" diye sordular. O sizin kendi bileceğiniz iş dedim, böyle bir yeri gösterebiliyorsanız gelin çekin. Sonra da
"Biz sana geri döneceğiz" deyip gittiler. Bir baktım koli getirdiler bana. Koli de afedersin, özür dilerim ben burada yemek yapamıyorum, allahın bildiğini kuldan saklayacak değilim; yemek hep su işi. Bir tek çay, kahvaltı. Keşke o kolinin içinde bunlar olsaydı da makbule geçerdi hiç olmazsa, kuru fasulyesi, nohutu, bulguru, pirinci... ben bunları haşlamaya kalksam tüp dayanmaz bana, bir küçük tüpümle ne pişireyim? Allah razı olsun karşıda bir komşum var, kocası pazarcı,
"Başımızın gözümüzün sadakası Semra abla" deyip 20 milyon, 30 milyon getirip verir. "Y
a tüpünü doldur der, ya eksik bir şeyin varsa söyle bize" der. Ben öyle dolduruyorum tüpümü, yoksa alamıyorum, ne yapayım?
Onlardan bir şey çıkmadı mı bu erzak dışında?
En son muhtardan bir kağıt istediler. Ya zaten belli, ortada her şey bu şerefsiz hocanın yüzünden el kol bağlandı.
Nasıl bağlandı yani?
Nasıl?... Şu karşıdaki caminin hocası
"Bunun bir şeye ihtiyacı yok" dedi. Şimdi kayıp, firar, binanın evinde de oturuyordu bu, mal sahibiyle de sorunlar yaşadı, şimdi kayıp. Benimle nasıl uğraştı, yargısız infaz edildim ben.
Bu imam size gelen yardımların önünü mü kesti?
Kimi yerde kesti evet, şimdi tam karşıda ya oraya gidip soruyorlar, o da diyor,
"Kim için?" Semra için.
"Onun" diyor
"bir şeye ihtiyacı yok". Görünüyor, ortada. Tamam bana yardım eden de sağolsun etmeyen de; ama neden?
Evet neden?>
İşte ben de hep bunu araştırdım; neden? Yalnız olmak suç mu? Hep koca yakıştırdılar bana, az önce gelen dedeye nikah düşer dediler. Adamcağız gelip gider yoklar beni, arka tarafta oturuyor, bahçesinde tuvaleti var orayı kullanıyorum ben. Sağolsun gelir bakar, baba derim, iki biçilirim. Dedim yazıklar olsun ona, hoca Kerem, milletin karısında kızında gözü olan bir hoca. Hocaysa dedim yarın öbür gün onun karılarına, kızlarına da bakarlar. Ne yapmış ki dersen, her yerden para almış
"Ben mescitin bekçisiyim" diyerek 20-30 milyar kadar sağı solu dolandırmış. Burdan gitti, yok şimdi. İçerde eşyaları vardı, onları da bir kamyonla gelip aldılar, gidiş o gidiş. Ses seda yok şimdi.
Bütün bunlar; sokakta kalmanız nasıl başladı?
Ben yardım aldığım için, bana yardım edenler hep kadın olacak değil ya, eve erkek alıyorum da oldu, başka şey de oldu. Ben ailemle görüşmüyorum 20 senedir. Ama evimi bilen yeğenlerim beni ziyarete geliyor, onlarla bile sorun çıktı.
En başından başlasak, hiç evlendin mi, çocuğun var mı? Evin hiç olmadı mı? Neden yardımla yaşamaya başladın?
Evlendim; bir oğlum bir kızım var. Ben 15 yaşında gelin oldum. Biz Karadenizliyiz, bizim oralarda gözü açılmadan evlendirirler kızı. Kütüğümüz memleketteydi, daha buraya gelmemişti, öyle gelin oldum gitttim ben, nikahsız. Evde kaynana, kaynata, adam, ben, dört kişi. Görümce var uzakta ama uzaktan da yetiyordu. Kaynana eve gelin aldım diye çeker Çerkezköy'e giderdi. Oğluma hamileydim, kaynatanın çok tacizlerine uğradım. Yani ben eşime bazı şeyleri bir başkasıymış gibi söylerdim, ben yaşamış gibi değil. Ya derdim
"bir arkadaş var" falan gibi anlatırdım. O da küfür ederdi, bende içimden
"ya o şerefsiz senin baban ya" derdim ama açıkça hiç söyleyemedim. Aileme bile söyleyemedim ki. Artık dayanacak takatim kalmadı,
"Kapıya geliyorum anne" dedim, annem benim evime geldi
"Benim kapıma gelme, ne halin varsa gör" dedi.
"Anne ne yapmamı istiyorsun?" dedim, gene
"Kapıma gelme ne halin varsa gör" dedi. Ha kaçarsın, şimdi kaçanlar da kıymetli ama... Kızım da olduktan sonra intihar ettim, iki gün iki gece komada yattım. Gözümü açtığımda annem vardı başımda, rahmetli bacım vardı başımda. Orda ifademi aldılar, sonra Erenköy'e yolladılar, ruh ve sinir hastanesine. Orda da ifadem alındı. Hastane de her iki ifadeyi karşılaştırmış. Başhekim sonra
"Hasta ve hastanın yakını gelsin" diyor, annem giriyor, benim arkamdan adam giriyor, adamı çıkartıyorlar dışarıya
"sen ne yüzle geldin buraya" diye. Annem kalıyor yanımda.
"Sen bu kızını ölümüne mi yol açtın?" diye söylüyor anneme.
"Bu kızın üstüne fazla gitmeyin, siz ne yapacaksınız bilmiyoruz ama bu kızın akli dengesi gayet yerinde" diyor. Olay öyle çıktı; iftira dendi, bilmem ne dendi, geçiştirildi.
Kaynanam gene yoktu evde, saldırdıydı bu bana. O ara kendimi sakınıyım dedim, mutfaktaki cama değdi arkam, cam gitti o ara. Saldırıp ısırdım ben bunu, ısırınca kolu güvermiş, kaynana da ertesi gün gelince görüyor haliyle, atletle oturduğu için odada, soruyor
"Ne o?" benim gözümün içine bakarak.
"Anne ben ısırdım" diyorum.
"Ne diyor o ya?" diyor, o da
"Sen dünkü geline mi inanacaksın, senelerdir bir yastığa koyduğun bana mı?" diyor. O gene su yüzüne çıktı ben gene ayakaltı...
Ben 15 sene o evde yaşam verdim, ama onu gel bir de bana sor. En sonunda dayanamadım, annemin o kelimesi beni, evi bitirdi. Odur budur, dokuz senedir, depremden bu yana Karadeniz Mahallesi'ndeyim. Orda burda, nerde ev yıkılıyor, Semra başka tarafa göç ediyor. Burdan da kopamıyorum işte. Benim şu anki durumumu ailem biliyor. Arkada komşum var Kezban diye, o telefon etti, kızınızın durumu bu diye. Benim evden atılmama yol açan o şerefsiz adamdır. İki çocuğun var ama yalan konuşma. İşte o zaman ben anladım hocaların, hafızların yalan söylediğini, sahtekar olduğunu öğrendim. Hafızlık da yapıyormuş. İşte o diğer hoca dediğim kaçtı, başta onun parmağı vardı eve yerleşmemde, zannediyorlar ki hiçbir şey ortaya çıkmayacak. Sonra e vsahibi duyuyor nerden duyuyorsa. Burası tek evdi önceleri, ikiye bölüyor her iki yerden kira alsın diye, benim oturduğum dönemlerde bir odasından 160 alıyordu, diğerinden 170. Aradaki farksa ötekinde ufak bir yer daha var iki oda gibi, bir daire parası alıyor adam. Şimdi duvarı gene yıktı. Tek bir yer var, 200'e oturuyor içindeki.
Peki çocuklarınız eşinizde mi kaldı?
O da başka bir hikaye, kızım ortaokula gidiyordu. Zaten baba ocağında yaşananlar çocukları da etkiliyordu. Babası biraz içerdi, içki masasında derdi
"Ya kızım annenle biz ayrılsak nasıl olur? Annenle mi gidersiniz benimlemi kalırsınız".
"Annemle ne gidecem, annem sürünür" derdi kız,
"ben senle kalırım". Öyle bir de yaşantımız oldu, ya çocukların yanında yapma bari, söyleme bari, çocukların psikolojik durumu bozulmasın. Annemle babam geçinemiyor mu olacak bu bir, ikincisi sen beni beri taraftan korumadın ama iki evlat var ortada. Sonucu işte, oğlum sanat okulundaydı. Öyle bir kopuş oldu ki tam kopuş. Annemin bana öyle demesi, benim dayanacak gücümün kalmaması, o çocukları da gözümün görmemesi. Evden çıkış o çıkış. Annem beni nerde arasa bulmuyor muydu, buluyordu. Nerde olduğum belliydi çünkü. Samsun'a gittim teyzemin yanına, babam geldi aldı. İzmit'e gittim teyzemin yanına, anam geldi aldı. Gene hacı hoca işiyle bizi bir araya getirdiler, bu hacı hoca işi ne oluyorsa, al kızım sana şifalı su, küçük bacıma verirlerdi,
"Al bunu ablana götür susamıştır" diye, meğer iş başkaymış. Birkaç zamanda böyle geçmişti. En son işte annem
"Kapıma gelme de nereye gidersen git" deyince,
"Ben gidecem anne, takatim kalmadı" demişim. İlk gidişim Arnavutköy'e, daha uzak ya mesafe. Arnavutköy'ün İmrahor köyünde oturdum, tül fabrikasında çalışıyordum. Rahmetli bacım o zamanlar aarmaya kalkmış beni, öldü demişler. Kız soruyor o zamanlar
"Annem nerde?" diye teyzesine,
"Ne yapacan sen, anneni öldü" diyorlar. Yıllar sonra rahmetli bacım telefonumu veriyor, aradı beni ama ben inanamıyorum gerçekten kızım olduğuna, kütük soruyorum, nüfus soruyorum. Geldi sonra, evlenmiş diye duydum, allah mutlu etsin.
Niye inanmadın, onu anlat?
İnanmadım çünkü o kadar kötü şeyler yaşadım ki, işten çıkıp eve geldiğim zaman bana çok oyun oynadılar. Kimi gün kapının arasına kağıt sokarlardı,
"Semra hanım başınız sağolsun babanız vefat etmiştir." "Ayyy yıllardır" diyorum
"görmemişim", nasıl içim yanıyor benim, komşum telefon açıyor anneme
"Yok öyle bir şey. Babası sapasağlam. Kim yapmış onu ona ki?" Ben gözümü Arnavutköy kliniğinde açıyordum, kendimi kaybediyordum, o şekildeydim. Ailemle görüşmüyorum ama bayramda, seyranda, iki elim kanda olsa ararım sorarım.
Alahıma çok şükür dilenmedim şimdiye kadar, allah da o duruma düşürmesin. Sadece başımı sokacak bir yer ihtiyacım var aslında, başka da hiçbir şey istemiyorum. Dünya malında gözüm varsa gözüm çıksın. Art niyetli kötü bir insan olsaydım 9 aydır burada bu eşyaları beklemezdim. Aman derdim, ne olursa olsun der çeker giderdim ama onu buraya yapıştırmak istemiyorum ben. Ailemi de rencide etmek istemiyorum, gene de ailem, anam babam, onların acısı beni zaten harab eder bitirir. Ama 20 senedir gördüm mü, görmedim. Bir kez işte o şerefsizi kapısına götürdüm anamın. Anne dedim izninizi almaya geldim, helallik almaya geldim. O iki çocuklu olan kişiyi. Kızım nikah dedi bana, dedim
"Adamın üzerinde biliyorsunuz, görüşüyorsanız söyleyin bir şeyler, artık canıma tak etti." Her zaman ben kötü oldum, ben kötü oldum, ben kötü oldum. Hani u dönüşü var ya; nasıl derler, yolun yarısından dönersen kardır, ya ben onla birlikte olaydım ne olacaktı? Hepten ben vicdan azabı duyacaktım, bereket onu yapmadım, onu yapsaydım daha kötü olacaktı benim açımdan, erkeğe hiçbir şey olmaz ki. Erkek elinin kiri yıkadı mıydı çıkar. Ağlayım mı güleyim mi halime, ben de şaşırdım, ne yapayım.
Çalışma yaşamın nasıldı, ne tür işlerde çalıştın?
Konfeksiyonda çalışmış hayatım vardır, lokanta da çalışmış hayatım vardır, tül farikasında çalışmışımdır nakış bölümünde, şu an mecburum ki elişi yapmaya, ekmek paramı kazanmaya, bırakıp bir yere gidemiyorum. Parça başı iş ne bulursam alıp getiriyorum ki, ama üç ama beş kazanmaya çalışıyorum. Şimdi elimdekini yetiştiremezsem ne derim ben? Dedim gerçi naylonda yaşıyorum, inandıramadım. Sultançiftliği'nde işyeri sahibi bir insan geldi buraya, söylemişler böyle böyle biri var, çadırda yaşıyor diye. Ben o zaman tülbent oyalıyordum. Neyse yaklaştı yanıma
"Burda sen mi kalıyorsun?" dedi,
"Evet" dedim
"Sana hemen bir ev bulsunlar, bir senelik kirayı ben karşılayacağım" dedi,
"Allah razı olsun" dedim, hani gürledi. İsmini, soyismini, telefon numarasını, işyerinin numarasını yazdı,
"Hiç çekinmeden ara bacım" dedi. O zaman benimle ilgilenen kardeşler vardı. Hiçbir şey yapamasalar da arayıp sorarlardı.
"Ablası şu numarayı arayın haber verin" dedim ben, ev bulduk dediydiler o zaman,
"bu numarayı arayın haber verin, bu şahıs evin bir senelik kirasını vermeyi kabullendi". Arıyor çocuklar onu, adam ne desin umarsın? Ben demiş o şartlar altında bir senelik kira veremem. O zaman ne diye atıyor ya, niye umutlandırıyor karşısındaki insanı? Belki bir başkası yardım edecekti o zamanlar bana...
Tekbir Giyim'den geldiler, diyorum ya, hep koca hep koca... Ben de yardım için geldiler zannediyorum.
"Abla" dedi
"giydirmeye götürecez seni", Tekbir Giyim'in sahibi, allah belamı versin poşetini saklıyorum, bir pantolon getirmişler, bir pardesü getirmişler. Pardesü de zaten iki karış uzundu.
"Boyumun ölçüsünü alsınlar da bari kısaltsınlar. Yapacaklarsa doğru dürüst bir hayır yapsınlar" dedim. Aldılar gerisin geri, bir de 38 beden bir şey getirmişler. Ya dedim ben 42- 44 arası giyiniyorum. Alsınlar, geri gelirse de sağolsunlar gelmese de, bir pantolon kaldı içerde. Neyse ben giyinmeye gidiyorum diye bindim arabaya, yanımda da yaşlı bir herif. Kadir baba gibi bir adam
"Burda bir çay bahçesi var mı?" diye sordu,
"Hayırdır nereye? Çay bahçesi yok burda" dedim.
"O zaman burda bir yerlerde konuşabilir miyiz?" dedi.
-
"Ne için konuşacağız?"
- "E tanışmak için."
-"Buyrun" dedim
"tanışalım". Ara sokağa soktu arabayı,
"benim" dedim
"allahtan başka kimseden korkum yok". Ben baştan anlayamadım, işte şöyle böyle dediler bana, işte
"Ben de ikinci evliliğimi yaptım", falan. Almışsın sen Banker Kastelli gibi adam koltuğunun altına, konuşuyorsun... Ben
"istemiyorum" dedim
"başıma ne geldiyse bundan geldi benim".
"Başı nasılsa benim için sonu odur" dedim,
"Sakın siz evlilik için geldiyseniz bana, yanımda sakın mevzu açmayın" dedim. Meğer yanımdaki adam talipmiş bana! Ben de ona ikide bir dönüp diyorum ki
"Amca kusura bakma kafanı şişirdiysem". O da diyor ki
"Semra hanım belli oldu ki yok, bu iş olmaz". "Ne işi?" dedim ben bu sefer. "Allahın izniyle" diye başlayınca
"orda kalın, beni çadırıma götürün" dedim. Gerisin geriye geldiler çadırın önüne bunlar, "
E bu nereye kadar böyle sürer?" dediler.
"Ben 20 senedir ayaklarımın üzerindeyim, bundan sonra da rızkımı keserse cenabı allah, canımı alır demektir" dedim. Bir daha da uğramadılar, Tekbir Giyim'in sahibi ya... Bir daha da uğramadılar.
Onların koruma anlayışı da bu galiba? Kaçıncı eşi olacaktınız?
Üçüncü eşi olacakmışım.
Çalıştığınız yerlerde sigorta vs. var mıydı?
Hiçbir yerde sigortam yok, keşke yapsalardı. Yaş gelmiş elliye, hiç olmazsa gelirim olurdu. Hele lokantada kaç sene çalıştıysam da yapmadı. Öyle denetime falan geldiler miydi saklanırdım, dışarıya çıkardım, öyle atlatırdı. Hiç talebim de olmadı, iş bulayım da... Aslında sigara içmem de yasak. Hep bu lafların yüzünden tansiyonum 18'e fırladı. O sabah şu Tekbir Giyim'den sonra kalp krizi geçiriyormuşum ki doktorlar geliyor, komşunun kapısını vuruyor, komşunun eşi çıkıyor, Semiray Tezyur diyor, çadırda diyorlar. Kışın karın ilk yağdığı gün geldiler ambulansa aldılar beni, bir şeyler bağladılar. Doktor diyor ki
"Sen kalp krizi geçiriyorsun, neden?" Şoför dışarıya alıyor doktoru, ama ben duyuyorum konuşmalarını,
"Nasıl geçirmesin ki? Ablayı dışardan aldık" diyor,
"Niye" diyor
"El atmıyorsunuz. Büyükşehir Belediyesi olarak el atın. Nice insanlara el atıyorsunuz buna niye atmıyorsunuz? El atın ona da".
"Koşuşturuyorlar" deyip duruyor. Hala diyor, işte
"kadın kollarından haber bekliyoruz, her yerden haber bekliyoruz". Onlar da bir ay oldu yazdılar.
"Ev kirası veremeyiz abla ama bir miktar nakit veririz, evini tutarsın" dediler, bekliyoruz, herhalde ev sahibi buraya kepçeyi vurana kadar bekleyeceğiz ya da kepçenin ağzında eşyalarla havaya kalkacam. Sinir hapları kullanmasam galiba delirecem.
Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?
Benim istediğim büyüklerden, yardımseverlerden ben kendime mülk istemiyorum, kira yardımı yapsınlar bana, kafamı sokayım yeter. Vallahi de istemiyorum billahi de, ekmek paramı çıkartırım ben. Eve bir makine atarım, konfeksiyona iş yaparım. Dışarda çalışamam çünkü nefes darlığı var, tansiyon var, kalp var. Kotta akar boyada çalışırken burnumun ucuna kadar boya doluyordu. Sonra kotu bıraktım normal bir atölyeye girdim. Orda da beni özür dilerim eşek gibi çalıştırdılar. Zaten bir yere girdiğin zaman ben kompleciyim demeyeceksin, eziyorlar insanı. Singerin de iş yok, geç overloğa, overlokta iş bitti, geç reşmeye, reşmeyi bilmiyorum ki ben ama iki makinanın parasını da vermiyorlar adama, tek makine parası. Zaten kimi yerde de kapatıp gidiyor, paran kalıyor. İşte böyle benim hayatım. O meyanda şiir yazmaya verdim kendimi, şiir yazıp duruyorum.
Neyle ilgili şiirlerin?
Her şeyle. Yaşadıklarımı şiire döküyorum. Bak mesela orada "Babam" şiiri var, yazarken de ağladım. Şimdi de okudukça ağlarım.
Teşekkür ediyoruz sana. Seni yorduk, üzdük yeniden...
Asıl ben teşekkür ederim. Sağolun, geldiniz, ilgilendiniz.