Caracas notları-I*

Latin Amerika.. İsmini duymanın bile ilerici her insanın yürek tellerini titretmeye yettiği büyülü kıta

GÜNCEL
Salı, 14 Şubat 2006 (20 yıl 8 ay önce)

Latin Amerika… İsmini duymanın bile ilerici her insanın yürek tellerini titretmeye yettiği büyülü kıta… Her zaman görülmek istenen “uzaktaki sevgili”… Tarih, doğa ve kültür hazinesi; ama ille de kavga!..

VI. Dünya Sosyal Forumu‘na katılmak üzere Venezüella‘nın başkenti Caracas‘a doğru uçarken, Latin Amerika’yı görecek olmanın heyecanını da yaşıyoruz…

***

Devrimci Proletarya adına üç kişilik bir heyetiz. Forum’da ikisi DP adına, biri sanat diğeri ise gençlik alanında toplam 4 seminerimiz var. Fakat asıl amacımız, Latin Amerika’nın değişik ülkelerinden militan mücadelelerin temsilcisi sendika ve toplumsal örgütlenmelerle ilişki kurup deneyimlerini aktarmak üzere işçi kurultayına katılmalarını sağlamak. “İlişki kurma” perspektifimiz, bu yakın ve güncel hedefle sınırlı değil kuşkusuz. Militan işçi sendikalarından devrimci siyasal örgütlenmelere, gençlikten kadın hareketine, insan hakları savunucularından aydınlara kadar uzanabildiğimiz her kesimle kalıcı ilişkiler kurmayı hedefliyoruz. Üçüncü hedefimiz ise, son yıllarda yeni ve farklı bir dalganın kabarmakta olduğu Latin Amerika gerçeğini olabildiğince derinlemesine soluyup yakından gözlemek…

[foto]caracas03.jpg[/foto]

Yola çıkarken heyet olarak yaptığımız toplantıda önümüze koyduğumuz ana hedefler bunlardı. Dönüşte yaptığımız genel değerlendirme sırasında, eksik kalan bazı yönler olmakla birlikte başta koyduğumuz hedefleri de aşan verimli ve başarılı bir gezi olduğu noktasında hepimiz birleşiyoruz…

***

Zayıf kaldığımız yönlerin başında gençlik örgütlenmeleriyle istediğimiz yaygınlıkta bağ kuramamış olmamız geliyor. Fakat bu sadece bizden kaynaklı bir eksiklik değil. Forum’un kendisinde gençler ve gençlik örgütleri fazla yok! Olanlar da daha çok Venezüella, Küba ve Brezilya‘nın hükümet destekli “gençlik kolları” niteliğinde. Buna rağmen Kolombiyalı değişik gençlik örgütleri başta olmak üzere Arjantin ve Brezilya’dan gençlerle “köprü başı” olabilecek bazı bağlantılar kuruyoruz.

***

Bütün gösterilerinde dinamit kullanmalarıyla ünlü Bolivyalı madencilerle Arjantinli İşsiz İşçiler Hareketi (Piqueteros) temsilcilerini de bulamayacağımız çıkıyor bir-iki gün içinde ortaya. Yoklar çünkü; gelmemişler Forum’a… Canımız sıkılıyor önce; fakat çok geçmeden onlarla başka kanallardan bağ kurma imkanı beliriyor. İlerleyen günlerde yeni kanallar da çıkıyor karşımıza.

Kurultay’a katılmalarını özellikle istediğimiz diğer örgütlenmelerin peşine düşüyoruz. Bunların başında da, Brezilya’dan Topraksızlar Hareketi MST‘nin temsilcileri ve İşgal Fabrikaları Hareketi’nin önderlerinden Serge Goulart ile sendikal örgütlenmenin dahi devlet ve devlet destekli paramiliter güçlerin cinayetlerine göğüs gererek yürütüldüğü Kolombiya işçi hareketinin temsilcileri geliyor.

[foto]caracas01[/foto]

Forum’un resmi açılışının yapıldığı yürüyüş günü ilk bağlantıyı kurduğumuz CUT‘lulardan Serge’nin de gelmediğini öğreniyoruz. İçinde çok farklı anlayış ve eğilimlerdeki sendikaları barındıran CUT’u, “Brezilya’nın DİSK’i” olarak tanımlayabiliriz. Biraz 1960-70′li yılların militan mücadeleci DİSK’i, biraz son yılların liberalleşmiş bürokrat DİSK’i… Zaten Latin Amerika’da “eğilimler koalisyonu” niteliğinde “konfederatif” bir karakter taşımayan büyük bir örgütlenmeye rastlamak neredeyse imkansız. Aynı çatı altında her cins eğilim ve insanla karşılaşabiliyorsunuz. Forum süresince bizim karşılaştığımız CUT’luların çoğu, kelimenin tam anlamıyla birer bürokrat. Adamları kendilerinin düzenleyicisi oldukları seminerlerde bile görmenin imkanı yok. Ancak akşamüstleri Caracas Hilton‘un lobisinde şöyle bir görünüp ondan sonra kayboluyorlar. Yakalayabildiklerimizle kaç kez sözleştik ama hiçbir randevuya gelmediler. Emekçi karakterlerini yitirmedikleri her hallerinden belli olanlar da var içlerinde elbet. Ama onlar da Portekizce dışında bir dil bilmiyorlar. Buna rağmen nerede karşılaşsak, “yoldaşlığın evrensel dili” ile “konuşuyoruz” birbirimizle. Özellikle de petrol işçisi üç kişilik bir grupla. Önce gözlerimizin içi gülüyor, sonra mutlaka kucaklaşıyoruz; ardından el kol hareketleri ile İspanyolca ve İngilizce kelimelerin birbirine karıştığı garip bir diyalekt giriyor devreye. Basın direktörü Antonio Carlo Spis ya da Uluslararası İlişkiler eski başkanı Rafael Freire gibi İngilizce bilen CUT yöneticilerini onlar da bizim adımıza kovalıyorlar günlerce, ama nafile!.. Neyse ki Serge’ye de bir dost aracılığıyla başka bir kanaldan ulaşma olanağımız var ve devreye onu sokuyoruz.

***

MST temsilcileri ile Forum’un üçüncü günü buluşabiliyoruz. Ricardo Gebrim‘in başkanlığında tercümanlarıyla birlikte dört kişilik bir heyet olarak geliyorlar. Önce MST’nin bugünkü durumu üzerine kısa fakat ilginç bilgiler edindiğimiz bir röportaj yapıyoruz kendileriyle (önümüzdeki sayılarda UÇ‘de de yayınlayacağız bu röportajı). Kimi sorularımız Ricardo’yu “zorluyor”. Örneğin, “Lula’yla ilişkileriniz nasıl?” diyoruz. Önce bir durup düşünüyor; sonra “hiç sorma” dercesine kırık dökük cümleler dökülüyor ağzından. Sonra dayanamayıp, “Companero, bak Lula’nın Tarım Bakanı oturuyor az ilerimizde. Bu soruyu en iyisi sen ona sorsana...” diyerek geçiştiriyor. “MST’nin kendisini en başarılı bulduğu üç nokta ile en başarısız bulduğu konu hangisi?” sorusunu ise önce “güzel soru” anlamında bir işaret ve gülümseme ile karşılıyor.

MST heyetinin zamanı az. Bu yüzden röportaj faslını kısa tutuyoruz. Sonra onlar bizi ve Türkiye‘yi tanımak istiyorlar. Türkiye’nin 1968 sonrası yakın tarihi üzerinde kuşbakışı bir uçuşla cunta dönemlerinden Kürt Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin yükseliş ve düşüşüne, işçi sınıfı ve halk hareketinin çizdiği seyir grafiğinden cezaevleri sorunu ve ÖO’larına kadar anlattıklarımızdan çok etkilendikleri her hallerinden belli oluyor. Hele “Adressiz Sorgular” ve heyetimizdeki ÖO direnişçisi bir yoldaşımızın varlığı ortamı bir anda değiştiriyor. Ricardo başta olmak üzere bütün MST’liler yoldaşı elleri ve gözleriyle kucaklıyorlar. Ricardo, yayınlarında yayınlanmak üzere “Adressiz Sorgular”dan birkaç makale ile yoldaşın ÖO Güncesi‘ni kendileri iletip iletememeyeceğimizi soruyor. Başka konulardaki deneyim ve birikimlerimizi de paylaşma konusunda sözleşiyoruz. Ricardo, Kurultay’a katılmaları yönündeki davetimizi MST adına prensip olarak kabul ediyor; işin prosedür kısmını daha sonra yazışarak halletmek üzere anlaşıyoruz. Bu arada MST’nin dikkate değer bir uygulamasını daha öğreniyoruz: Hiçbir yöneticiyi yılda iki kezden fazla dış geziye göndermiyorlarmış! Bir zamanlar AEP‘nin bürokratlaşmaya karşı uyguladığı önlemlerden birini çağrıştırıyor bu uygulama. Görüşmenin sonlarına doğru artan hararet ve yakınlaşma, finaldeki fotoğraf çektirme ve vedalaşma sahnelerine de yansıyor; tam anlamıyla “Latin usulü” ayrılıyoruz…

[foto]caracas0.jpg[/foto]

***

Kolombiya’dan değişik çevrelerle ilk bağlantı halkalarını Forum’un açılış yürüyüşü sırasında yakaladık. Sonraki günlerde adım adım genişleyip yeni bağlantılara dönüştü bunlar. Yürüyüş günü ilk karşılaştığımız ve tarzanca da olsa “anlaşıp” adres değiş tokuşu yaptığımız Tarım İşçileri Sendikası, Emekli Öğretmenler Sendikası ve gençlik temsilcilerinin muhtemelen FARC sempatizanı olduklarını ilerleyen günlerde farkediyoruz. FARC’lılar, Forum’un “gevşek” ortamı içerisinde daha fazla sırıtan gizemli bir hava sergiliyorlar. Bu bakımdan yaptıkları biraz “devekuşu illegalitesi” aslında. Fakat özünde haklılar. Duyduğumuza göre Venezüella Kolombiya ajanlarıyla kaynıyormuş. İki ülke sınır komşusu ve tam 40 bin Kolombiyalı mülteci olarak Venezüella’da yaşıyor. Kolombiya’daki faşist rejim, bu insanlardan siyasi aktivitelerini sürdürenleri ya yerinde infaz ya da Kolombiya’ya kaçırmak üzere Venezüellalılardan devşirdiği çeteleri kullanıyormuş.

Kolombiya’daki rejimi bizzat Kolombiyalılar, “Kolombiya Latin Amerika’nın İsraili’dir” şeklinde tanımlıyorlar. FARC’lılarla diğer Kolombiyalıların ilişkilerinin de pek sıcak olduğu söylenemez. Diğerleri FARC’lıları fazla “köylü” ve “keskin” görüyorlar; FARC’lılar da onları muhtemelen “gevşek küçük burjuvalar” olarak değerlendiriyor olabilir. Fakat biz her iki kanattan da oldukça yaygın bir ilişkiler ağı örüyoruz. Bunlar içerisinde insan hakları ve barış savunucuları ile politik tutsaklarla dayanışma örgütünün temsilcileri de var. Bize asıl çarpıcı gelen nokta ise, herbirinin ülkelerinde Birleşmiş Milletler’in koruması altında olmaları. Devlet ve devlet destekli paramiliter çetelerin cinayetlerine hedef olmaktan ancak böyle korunabilmişler. Kolombiya’nın en ünlü insan hakları savunucularından biri olan Alirio‘nun, BM koruması yanında çelik yelekle ve otomatik silahlı iki muhafız tarafından korunarak dolaşabildiğini öğreniyoruz.

“Kolombiya’nın İHD’si” olarak tanımlayabileceğimiz MİNGA‘nın yöneticisi Glora Florel ile randevumuz sabah saat 07:15′te. Glora’nın Kolombiya’da hemen herkes tarafından tanınan ve herkesi de tanıyan renkli bir kişilik olduğu önbilgisi veriliyor görüşmeye aracı olan dostumuz tarafından. Birlikte geçirdiğimiz 2-3 saat içinde biz de tanık oluyoruz bu sosyalliğe. Glora bizleri tanıyıp Forum’a geliş amaçlarımızı öğrenince hemen harekete geçiyor. Önce Yolanda‘yı arayıp buluyor telefonla. Yolanda, “Kolombiya’nın TUYAB’ı” diyebileceğimiz FCSSP‘nin genel sekreteri. Kendisi de eski bir M-19 gerillası, bir süre de cezaevinde yatmış. Yolanda ile ağırlıklı olarak Türkiye’deki cezaevleri, ÖO Direnişi ve aile örgütlenmeleri üzerine konuşuyoruz haliyle ve gerekli bağlantıları kuruyoruz.

Sırada yine Glora’nın arayıp ayarladığı Freddy var. Freddy Kolombiyalı öncü bir petrol işçisi. Petrol İşçileri Sendikası ECOPETROL ile çekirdeğini onun oluşturduğu Ulusal İşçi Sendikası USO‘nun yöneticilerinden. Sendikal faaliyetlerinden dolayı defalarca dayak yemiş, gözaltına alınmış, cezaevinde yatmış. Kolombiya’da can güvenliğinin kalmaması üzerine sendikası tarafından yurtdışına çıkarılmış. Fakat sendikal faaliyetlerini ve sınıf kardeşleriyle ilişkilerini yurtdışından da sürdürmüş. Siyasi yönden de gelişkin, devrimci sınıf bilincine sahip bir sınıf önderi. Bunu hem kendisiyle yaptığımız sohbet ve röportaj sırasında görüyoruz, hem de o gün öğleden sonra davetlisi olarak gittiğimiz ve Freddy’nin de öncüleri içinde yer aldığı Latin Amerika ve Karayipler Enerji İşçileri Birliği‘nin kuruluşunun dünya kamuoyuna deklarasyon toplantısında tanık oluyoruz. Freddy öyle ateşli ve etkileyici bir ajitatör ki, İspanyolca bilmediğimiz halde toplantıda yaptığı konuşma bizim bile kanımızı kaynatıyor… Freddy de sendikası adına yaptığımız Kurultay davetimizi sevinerek kabul ediyor… (Sürecek)

*Caracas Notları-I ve II yazıları Ufuk Çizgisi'nin 32. sayısında yayınlanacak