Pazartesi, 6 Ekim 2008 (17 yıl 7 ay önce)
8. Uluslararası Kadın Buluşması (Frauenpolitischer Ratschlag) 3-5 Ekim tarihleri arasında Almanya’nın Düsseldorf kentindeki Heinrich-Heine Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. 30 ülkeden (Asya’dan Afrika’ya, Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar geniş bir coğrafyadan) kadın temsilcinin katıldığı etkinlik, 3 gün boyunca yaklaşık 1000 kişi tarafından izlendi.
BİRİNCİ GÜN
Toplantının ilk gününde çeşitli ülkelerden gelen kadınlar kendilerini tanıtıp, deneyim ve perspektiflerini aktardılar. Bu kadınların hepsi sendikalarda ya da yaşamın diğer alanlarında devrimci kadın faaliyeti yürütüyorlardı. Bu açıdan da yapılan sunumlar, emekçi kadın sorununun 21. yüzyılda kazandığı karakterin anlaşılması, kadın sorununa daha geniş bir perspektif içerisinden bakılması açısından zengin bir havuz oluşturdu.
Bu havuzdan süzülen temel sonuç ise, dünya düzleminde keskinleşen emek sermaye çelişkisinin kadın sorununu da asıl olarak bu eksene oturttuğudur. Kadının kadın olmaktan kaynaklı olarak yaşadığı sorunların hepsi de (feodal gericilik, dinsel baskılar, …) bu birleştirici eksen içerisinde sınıfsal olan ile daha fazla iç içe geçtiğidir.
Neoliberal birikim politikaları ile birlikte kapitalist üretim üslerine dönüşmüş ucuz işgücü cennetlerinin de gösterdiği gibi (Bangladeş mesela), geçmiş gericilik birikimleri de vahşi kapitalist sömürünün önünü açmaya seferber ediliyor. Ve ezilen cins olarak kadın, bu vahşi sömürü ağı içerisinde ezilen sınıfın önemli bir parçası (sedece eş ya da çocuk olarak değil, bizzat kendi varlığı ile) haline gelmiştir/geliyor. Tüm eski prangalar da bu durum içerisinden yeniden anlam kazanıyor. İnformel alanda istihdam edilen devasa kadın kitleleri bir taraftan gerçek anlamda sefalet ücreti ile son derece sağlıksız koşullarda ve hiçbir sosyal hakka sahip olmadan üretim içerisinde yer almakta, bir taraftan da eski prangalar onları çepeçevre sararak bu sömürünün derinleştirilmesinde anlam kazanmaktadır.
Bangladeş: Çocuk işçilikten kadın işçiliğe
Fakat tüm bu katmerli sömürü ağına rağmen bu tip ülkelerde ve aslında genel olarak her yerde emekçi kadın bu nesnel zemin içerisinde devasa bir özgürleşme yaşamaktadır. Aile içi şiddetin, sokakta kamçılamanın kısacası kadına dönük tüm gerici yaklaşımların halen hüküm sürdüğü Bangladeş’ten katılan 25 yaşındaki tekstil işçisi Lovely Yesmin‘nin anlattıkları bu açıdan çarpıcı ve bir o kadar da esinleyicidir. Yesmin 13 yaşından beri işçi olarak çalışan bir kadın. Şimdi uzun ve zorlu bir mücadele sürecinden sonra oluşturdukları sendikanın (Tekstile Garment Workers Federation) Genel Sekreteri. Yıllarca çocuk işçiliği ve kadınlara dönük faaliyet yürüten Yesmin;
"Kadınlar üretim süreci içinde hem kendilerine, hem birbirlerine sahip çıkmayı öğrendiler" diyor. Günlük ücretin 1 dolar olduğu bu ülkede, sendikalaşmak özellikle kadın işçiler açısından bir zorunluluk olarak görülüyormuş. Bu durumun sebebini şöyle özetliyor Yesmin:
Çünkü biliyorlar ki sendikasız olmak her türlü saldırıya açık olmak demektir. Polis-patron ve patronun korucuları tarafından her türlü saldırıya açık olmak!
Tekstil-konfeksiyon üretiminin evlere kadar bir ağ gibi yayılmış olması sendikal faaliyetin alanını da belirlemiş.
"Evde, fabrikada örgütlenmek" temel anlayışları haline gelmiş. Yürütülen tüm çalışmalar baskıcı bir ortamda, tamamen illegal yürütülüyormuş. Buna rağmen devasa kadın kitlelerinin yaşanan grev ve direnişlerin esas dinamiği haline geldiklerini anlatıyor Yesmin.
Filipinler: Önce tecavüz sonra kayıp edilen kadın sendikacılar
Aynı şey Filipinler ya da benzer yeni üretim üslerinde de değişmiyor. Kadınların sınıf mücadelesi içerisindeki yerleri giderek geneli dinamize eden bir karakter kazanıyor. Tüm ağır bedellere rağmen bu yolda yürümekte ısrar eden kadınlar her türlü teröre maruz kalıyorlar. Filipinler’de GABRİELA isimli kadın örgütü içinde faaliyet yürüten Luissa Birthday’ın yaşadıkları bu açıdan çarpıcı. Birthday önce tecavüz de dahil, pek çok işkenceden geçirilerek tutuklanmış bir sendikacı. Salıverildikten sonra da faaliyetlerine devam edince kaçırılmış. 6 aydır kendisinden haber alınamayan bir
"kayıp" artık.
Aynı şekilde geniş bir kadın nüfusu da tarımsal üretimde istihdam ediliyor. Özellikle Latin Amerika’da bu kadınların örgütlenmesi için yürütülen özel kadın çalışmaları ve sonuçları oldukça etkileyiciydi.
Üretim sürecinin aktif bir parçası haline gelmiş olmayan kadınların ise eşleri, çocukları ve yakınları ile birlikte neoliberal yıkıma karşı (yüksek köylü vergileri, sağlık yasaları, özelleştirmeler, ….) gelişen tüm mücadelelerin en önünde yer aldıkları çeşitli ülkelerden deneyim aktarımları ile anlatıldı. Kadın dinamiğinin harekete geçirilmesinin yarattığı sonuçların, kadın faaliyeti yürüten örgütlenmelerin hızla büyümesine yansıdığı da örneklerle ifade edildi.
Afganistan: Feodal-dinsel gericilik kıskacında kadın
Emekçi kadın sorununda sınıfsal ve cinsel sömürünün iç içe geçmesi baskın bir eğilim iken, feodal-dinsel gericiliğin emperyalist küreselleşme koşullarında kazandığı anlam ve sonuçların aktarılması da oldukça çarpıcıydı. Afganistan gibi henüz aşiret yapısının bile çözülmediği, dinsel etkinin alabildiğine yıldırıcı bir araca dönüştüğü ülkelerden anlatılanlar çağımızda kadın sorununa yaklaşımda dinsel-kültürel-geleneksel baskı ve sindirmelere karşı da özel bir yönelim içinde olunmasının zorunluluğunu kanıtlıyordu. Asya-Afrika ve Latin Amerika’dan katılan kadınların yaptıkları sunumlar içerisinde kadın kitlelerinin yarısı ya da yarısından fazlasının okuma yazma bilmiyor oluşlarının belirtilmesi bile bu açıdan anlamlı bir veridir.
İKİNCİ GÜN
16 atölye çalışmasının yapıldığı 2. günün sonunda 9. Uluslararası Kadın Buluşması’nın hazırlık konseyi seçildi. Konuları itibari ile oldukça geniş bir yelpazeye yayılan atölye çalışmalarında,
"Uluslararası kadın hareketine ilişkin perspektifler", "Kadınların faşizme ve ırkçılığa karşı mücadelesi", "Göçmen kadınların sorunları", "Devlet ve kadın hakları", "Kadınların sendikadaki rolü", "Feminizm sorunu" … gibi başlıklar vardı. Konuların ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı atölye çalışmalarından süzülen sonuçlar, sonrasında bir havuzda toplanacaklar.
Toplantı boyunca
"Göçmen kadınlar ve sorunları" hiçbir şekilde gündeme gelmezken, bu sorun karşısındaki duyarsızlık 2. günde AGİF’in yapacağı göçmen kadınlar konulu atölye çalışmasına hiçbir dinleyicinin gitmemiş olmasına da yansıdı.

İkinci günün sonunda 9. Uluslararası Kadın Buluşması’nın hazırlık konseyi seçildi. 2 yıl sonra yapılacak buluşmanın yeni hazırlık konseyine 30 katılımcı aday oldu ve hepsi de seçildiler. Türkiye’den de Devrimci Proletarya ve diğer Türkiyeli-Kürdistanlı örgütleri temsil eden katılımcılar bu konseyde yer aldılar.
ÜÇÜNCÜ GÜN
Öğlene kadar süren etkinlik, 2011 yılında Venezuella’da yapılacak olan Uluslararası Kadın Konferansı’na dair tartışılmalar ve bu konferansın Almanya ayağındaki hazırlık çalışmalarını yürütecek komitenin seçilmesi ile tamamlandı. 2011 için yürütülen tartışmalar, dünyada oluşmaya başlayan yeni eksenlerin kadın sorununa yaklaşımı da kesen ideolojik sonuçlar yaratmaya başladığını gösterdi. Yeni dönemin Üç Dünyacılığı olarak ifade edebileceğimiz bu yaklaşımların baskın olamasalar da süreçlerin karmaşıklaşması ile birlikte oldukça ciddi engellere dönüşecekleri ortadadır.
Keza İran gericiliğinin ABD karşıtlığı temelinde sorgusuz sualsiz desteklenmesi (Venezuella ve Arjantin delegasyonunca) yapılacak kadın toplantılarına İran Molla Rejimi’nin paramiliter kadın örgütlenmesinin (Pastar) davet edilip edilmemesi tartışmalarına neden oldu. Buluşmanın 3. gününde oldukça geniş bir tartışmaya konu olan bu durum sonuç itibari ile daha sınıfsal bir eksenin baskın çıkması ile şimdilik geriye itildi. Fakat görünen o ki önümüzdeki süreçte bu yaklaşımlar ve yaratacağı tartışmalar sık sık gündem olacak.
Diğer bir tartışma konusu da yapılacak konferansın Chavez ve Morales tarafından destekleniyor olması.
"Bu durum kadın hareketinin daha baştan bir eksene bağlanması anlamına gelir, bağımsızlığını zedeler" yaklaşımı, bu ekseni zaten savunanlar ve tüm bunlar karşısında,
"Biz ideolojik duruşumuza güveniyoruz. Chavez’in desteklemesi bunu değiştirmez. Tersine Venezuella’da devrim olarak sunulan sosyal reformcu gelişmelerin neden devrim anlamına gelmediğini bizzat orada teşhir etme olanağımız olacak" diyen 3 farklı yaklaşıma neden oldu. Bu tartışma da önümüzdeki dönemlerde farklı ideolojik yaklaşımlarla birleşerek devam edecek nitelikte.
Tüm bunlara rağmen Venezuella’da 2011 yılında yapılması hedeflenen Uluslararası Kadın Konferansı dünya emekçi kadın hareketinin üzerinde hemfikir olabileceği prensiplerin oluşmasının yanı sıra, ortak hareketin örgütlenip, geliştirilebilmesine olanak yaratacak önemli bir platform yaratma potansiyeli ile de önemli bir girişim. Bu zorlu bir süreç olarak işleyecek. Keza dünya düzleminde yaşanacak ideolojik kamplaşmalar kadın hareketini de kesecek.
KOŞULLAR BİZDEN YANA!
Belirttiğimiz gibi buluşmanın temel eksenini kadın sorununun günümüzde kazandığı karakter, yarattığı dinamikler ve bu dinamiklerin devrim ve sosyalizm kavgasına katılması için yapılacaklar oluşturdu. Kadın dinamiğinin sermayelerce desteklenen STÖ’lerde, ASF gibi reformist etkinin baskın olduğu platformlarda ya da yeniden yükselen feminist hareket içerisinde emilmemesi için (bu konudaki gelişmelerden de bahsedilerek) sınıf eksenli bir anlayışın güçlendirilmesi esasına vurgu yapıldı. Yapılan tüm sunumlar da dünya düzleminde kadın sorununun bu temelde ele alınıp, kadın hareketinin bu eksen üzerine oturtulması için ne kadar uygun bir zeminin oluştuğunu gösteriyordu.
Üçüncü günün sonunda 2011 yılında yapılacak Uluslararası Kadın Konferansı’nın çalışmalarını yürütecek Almanya Komitesi oluşturuldu. Devrimci Proletarya ve diğer Türkiyeli örgüt ve yapılar da bu komitede yer aldılar.